Sabitfikir
idefix
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Yeni başlayanlar için “Semboller ve İşaretler”




Toplam oy: 26
Kathryn Wilkinson
Alfa Basım Yayım Dağıtım

“İnsanlığın bilinci, uygarlık düzeyine ulaşıncaya kadar sayısız çağları gerektiren bir sürecin sonunda yavaş yavaş, güçlükle gelişebilmiştir; dahası bu gelişim tamamlanmış olmaktan henüz çok uzaktır. İnsan ruhunun büyük bir bölümü hala karanlıklarla kaplıdır; çünkü ‘psike’ dediğimiz, bilincimiz ve onun içeriği ile hiç de eş anlamlı değildir. Ruhumuz doğanın bir parçasıdır ve tıpkı onun gibi sınırsızdır. Ayrıca biz ne ruhu ne doğayı tanımlayabilir, ancak olabildiği kadar, onu nasıl algıladığımızı tarif edebiliriz.” İnsanı tanımada insanlığa en çok yardımı dokunmuş hekim ve düşünür C.G.Jung, “İnsan ve Sembolleri”nde işte böyle dile getiriyordu ruha dair düşüncelerini. “Bilinçdışına Giriş”den alıntı yaptığım bu kısa paragraf ruhun ve doğanın insanca tanımlarına götürüyordu okurunu.  “Kökenleri ve Anlamlarıyla Semboller ve İşaretler” adlı çalışma ise, her ne kadar çoğu karanlıklarda kalsa da, tam da bu “insanca tanımlar”a dair.

Semboller ve işaretlerle doldurduğumuz doğayı ve bilinçaltımızı yine onların şifrelerini çözerek anlamlandırmak niyetindeysek eğer, başlangıçtan günümüze, ne kaldıysa geriye, hepsinin kapsamlı bir dökümüyle başlamak belki de en iyisidir. Kathryn Wilkinson’ın hazırladığı  “Kökenleri ve Anlamlarıyla Semboller ve İşaretler”, tam da söz konusu başlangıç noktasında duran kapsamlı bir çalışma.Ansiklopedik hacmiyle dışarıdan biraz göz korkutucu olsa da içeriği itibariyle bol görsele dayanan seyirlik bir kitap aslında.  

Wilkinson, çalışmasını “Kozmos”, “Doğal Alem”, “İnsan Yaşamı”, “Mitler ve Dinler”, “Toplum ve Kültür” ve “Sembol Sistemleri” başlıkları altında altı bölüme ayırmış. “Kozmos”, varoluşundan bu yana gökyüzünü izleyip güneşin, ayın, yıldızların ve gezegenlerin hareketinden evrensel bir ritm çıkarıp buna göre yaşayan insanlığın kısa bir öyküsü gibi. Modern bilime ısrarla direnerek, ruhlarımıza yön vermeye devam eden kozmik sembolizme dair öğrenmemiz gereken anahtar niteliğindeki bilgilerle dolu olan bu bölümde ying-yang manzaralarından dağlara, dört elementin türlü temsillerinden yer altının çekici madenlerine, içinde nefes aldığımız evrene dair sembolleştirdiklerimiz yer alıyor.

“Bir insana bakarak hayvanı göremezsin, ama bir hayvana bakarak insanı görebilirsin” derler. Bu özlü cümle bir yandan insanlığın doğadan kopuşuna işaret ederken diğer yandan da her şeye rağmen doğaya ait olduğumuzu vurgular. “Semboller ve İşaretler”in ikinci bölümü olan “Doğal Alem” de bu inişli çıkışlı karmaşık ilişkiyi kendi yarattığımız semboller aracılığıyla çözümlüyor.  “İnsan Yaşamı”nda ise evreni içeren bir mikrokozmos olarak kabul ettiğimiz insan bedenine dair sembollerin tarih boyunca izini sürüyoruz: Doğum ve bereket tanrıçalarından ölüm ve yas ritüellerine, vücudumuzun çeşitli organlarının taşıdığı karmaşık anlamlardan türlü aşk imgelerine...

Yaradılış öyküleri, kahramanlık destanları ve kimlik duygusunu pekiştiren özel semboller... “Semboller ve İşaretler”in kuşkusuz en ilgi çekici bölümü olan “Mitler ve Dinler”, hemen her topluluğun sahip olduğu, ortak biçimde yarattığı bu hikayelere dair simgelere yer veriyor. Kuzey Avrupa, Kelt, Orta ve Güney Amerika, Yunan, Mısır gibi çeşitli kültürlerin tanrıları ve onların simgeledikleri kavramlar, Şamanizm, Budizm, Hinduizm, Yahudilik, Hıristiyanlık, Müslümanlık gibi büyük dinlerin simgeleri, melekler ile şeytanlar, vudu büyüleri ile cadılar,  tılsımlar, fallar, kehanetler, nümeroloji ve simya gibi çok geniş bir yelpazede bilgi veren bu bölüm hayal gücümüzün ve inancımızın görsel bir haritası niteliğinde.

Bizleri birbirimize bağladıkları için yaşamsal bir işlevi yerine getiren ortak sembollere dair ilgi çekici diğer bir bölüm ise  “Toplum ve Kültür”. Kraliyet işaretleri, dinsel mimari, kutsal mekanlar, bahçeler, giyim kuşam, mücevherler, üniformalar, dans ve tiyatro, masallar, müzik bu bölümün alanına giriyor.

 “Sembol Sistemleri”, “Semboller ve İşaretler”in son bölümü. Her karakterin tek başına nispeten anlamsız olduğu, sembol sisteminin en saf örneği alfabeden çeşitli şekillerin ve renklerin anlamlarına, sayılardan hiyerogliflere, mesleki sembollerden arma amblemlerine, marka ve logolara ve hatta beden diline uzanarak çalışmasını tamamlıyor Kathryn Wilkinson.

Özgürlük deyince niye içimizden ak bir güvercin gökyüzüne doğru kanatlanıp uçar; neden bazı geceler uykumuzdan düştüğümüzü sanarak uyanırız; barışı zeytin, bereketi nar ve incirle özdeşleştirmemizin sebebi nedir? “Semboller ve İşaretler”, bu tür evrensel soruların bireysel cevaplarına giden kapıları açmak için küçük anahtarlar veriyor elimize... Başta da dediğim gibi, çok kapsamlı, geniş alana yayılan bir çalışma olduğu için tek tek konular ve kavramlar üzerinde fazlaca durmak imkansız oluyor, ele alınan konular çok fazla derinleşemiyor bu çalışmada. Ancak bir okur olarak kendinizi bu beklentiden uzak tutup konuya giriş niteliğinde kalmayı göze alır ya da bütün bunları zaman zaman kuşbakışı ele alıp daha genel bir bakış açısıyla incelemek isterseniz eğer “Semboller ve İşaretler” kesinlikle şahane bir kitap.  

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Latife Tekin bir gün bir sohbetimiz sırasında her kitabın yazarından bağımsız bir kaderi olduğunu söylemişti bana; her kitabın kendi kaderi vardır, demişti… Tayep Salih’in “Kuzeye Göç Mevsimi”ni okurken ister istemez bu sözler geldi aklıma.  1966 yılında yazmıştı Sudanlı Taye

“Osmanlı İmparatorluğu’nun payitahtı bir üçgen biçimindedir. İki yanı deniz tarafından çevrelenir ve korunur, üçüncüsü ise Rum imparatorların hakimiyetinde inşa edilmiş olan ve şehre karadan girişi engelleyen çift sıra bir sur ile kuşatılmıştır. Sur içinde, birbirine bitişik yedi tepe üzerine inşa edilmiş binlerce ev bir amfitiyatro gibi yükselir.

İnsan niye yaşar? Soyunu devam ettirmek için mi? Adına dünya dediğimiz maddi evrenin yasalarınca hayatta kalmak, bu çerçevede ilerlemek, yükselmek için mi? Yoksa sırra ermek için mi? Eğer öyleyse sır nedir? Bu soruya cevap vermek öyle güç ki, Bosnevi’nin 19.yy’da dediğine geliveririz hemen: “Sırrım sır olmuştur sırrım bilince”.

Psikanalist,  şair ve bir cantadora (Latin geleneğinde eski öyküleri toplayıp saklayan kimse) Calarissa P.Estés. Onu tüm dünyada olduğu gibi biz Türk okurları da muhteşem çalışması “Kurtlarla Koşan Kadınlar” ile tanıyoruz.

Kahraman mitinin peşinde koşar fantastik edebiyat, insanı insan yapan boşlukların, çatlakların içine sızmaya, oradan da yaşamı var eden temiz ve yüce bir şeyler çıkartmaya çalışır. Olağanüstünü, maddesel gerçekler gibi sağduyuyla kabullenir, içinde eritir. Ortaya çıkan, büyü dediğimiz şeydir.

Auster, tam da böyle yapıyor işte. Demokrasiyle yakından uzaktan alakası olmayan, totaliter rejimlerin varlığıyla beslenen ülkesinden bizlere sesleniyor.

Daha geçen cumartesi Zizek İstanbul’dayken söylemişti, kapitalizmin demokrasiyle bağı kalmadı diye. Kapitalizmin burjuva demokrasisi getirdiği fikrinin/hayalinin artık gözle görülür bir şekilde çöktüğünü, kapitalizmin totaliter rejimlerden beslendiğinin altını çizmişti.

Söyleşi

30 Eylül 1969'da Şili Komünist Parti'den başkan adayı olan Pablo Neruda,  o tarihlerde yaptığı bir konuşmasında “Hayatımı şiir ve politika diye ayırmayı hiç düşünmemiştim,” demişti.

 

 

ŞahaneBirKitap

Latife Tekin bir gün bir sohbetimiz sırasında her kitabın yazarından bağımsız bir kaderi olduğunu söylemişti bana; her kitabın kendi kaderi vardır, demişti… Tayep Salih’in “Kuzeye Göç Mevsimi”ni okurken ister istemez bu sözler geldi aklıma.  1966 yılında yazmıştı Sudanlı Taye

Anket

Paulo Coelho'nun internet üzerinden yayılan korsan yayınları desteklediğini söylemesi hakkında ne düşünüyorsunuz?



kitap-eleştiri bir EBİ markasıdır

kitap arkadaş evlilik itiraf paylaşım oyun