Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


“Benim rahatsız olduğum bir kitap, başkasının ihtiyacı olamaz”


"Benim rahatsız olduğum bir kitap, başkasının ihtiyacı olamaz"

 

ELİF BEREKETLİ

 

Mevzuata göre basılan her kitaptan bir örneğin gönderildiği Basın Savcılığı, herhangi bir ihbar/şikâyet üzerine ya da gerekli gördüğü takdirde söz konusu kitaba soruşturma açıyor. Peki, bu ihbar/şikâyetleri kim yapıyor? Düşünce ve ifade özgürlüğü adına bunca yaygara koparken, kim bu kitaptan rahatsız olan hassas vatandaş?

 

Nedim Gürsel’in Allah’ın Kızları romanından, Richard Dawkins’in Tanrı Yanılgısı, Burak Özdemir’in Peygamber Çocuklar ve Tanrı’nın Doğum Günü, Metis Yayınlarının Ajanda 2010 – İLLALLAH’ına, pek çok davanın arkasındaki şikâyetçi ismi SabitFikir buldu, ona birkaç soru sordu!

 

“Benim yapmış olduğum şikâyetler başkalarının haklarının ve özgürlüklerinin ihlâl edildiği durumlar söz konusu olduğu için yapılmıştır,” diyen inşaat mühendisi Emre Bukağılı, 1967 İstanbul doğumlu.

 

Özel Kalamış ve Suadiye Lisesi’nde okumuş, İTÜ İnşaat Mühendisliği mezunu. Master eğitimi almış, üç dil biliyor. Kendini anlatmasını istediğimizde ise hemen “eserlerinden ve fikirlerinden en etkilendiğim yazar,” diyor “Adnan Oktar’dır. Kendisi çalışmalarıyla, Darvinizmi ve materyalist felsefeyi tam susturacak bir tarzda çökertmiştir.”

 

“Müstehcenlik bana göre, toplumun genel kabul gördüğü ahlak değerlerine aykırı olan, cinsel istismara, suç işlemeye tahrike yol açan unsurlar ihtiva etmek demektir” diyen Bukağılı’yla, ‘hassas vatandaşlık’ mevhumu üzerine Elif Bereketli yazıştı.  

 

Nedim Gürsel’i şikayet ettiğinizi biliyorum. Başka hangi kitaplar var bu şekilde rahatsız olup yargıya intikal etmesine neden olduğunuz?

 

Yapmış olduğum şikayetlerden bahsetmeden önce şunu belirtmek istiyorum: Saygı çerçevesince her türlü fikir özgürce savunulmalı, karşı fikirler özgürce dile getirilmeli. Ama bunu yaparken saygı göz ardı edilirse, insanlar birbirlerinin şahsına ve inanç değerlerine saldırır, hakaret eder, aşağılamaya çalışırsa bu çok çirkin bir şey. Aynı zamanda hukuken de suç. Böyle bir ortamda toplumsal barıştan, sevgiden söz etmek mümkün olmaz. Özgürlük, demokrasi insanların birbirine saygı gösterdiği ortamlar da uygulanabilir. Özgürlük insana, başkalarının hakkına hukukuna tecavüz etme hakkı vermez. Bu yüzden benim yapmış olduğum şikayetler de, başkalarının haklarının ve özgürlüklerinin ihlal edildiği durumlar söz konusu olduğu için yapılmıştır.

 

Sizin kastettiğiniz Nedim Gürsel’in “Allah’ın Kızları” isimli kitap hakkındaki şikayetim. Bu kitap dışında da şikayetlerim oldu. Bazıları şunlar: Richard Dawkins’in “Tanrı Yanılgısı” isimli kitabı, Burak Özdemir’in “Peygamber Çocuklar” ve “Tanrı’nın Doğum Günü” isimli kitapları, Metis Yayınlarının “Ajanda 2010 – İLLALLAH” isimli kitabı. Bunların hepsi hakkında Savcılıklar soruşturma açtılar, soruşturma safhalarında tayin edilen bilirkişiler –ki genelde bilirkişiler hukukçu idi- kitaplarda suç işlendiği yönünde görüş bildirdiler, tüm bu kitaplar hakkında “dini değerleri aşağılama” suçundan ceza davaları açıldı ve yargılamaları devam ediyor.

 

Ayrıca sadece kitap değil, her türlü basılı eser, mesela dergi, ayrıca internet ortamında dini değerlere yöneltilen hakaret, alay ve aşağılama tarzı yayınlardan da şikayetçi olduklarım oldu. Şu ana kadar yapmış olduğum başvuruların çoğunda ceza davaları açıldı, bir kısmı da halen soruşturma safhasında.

 

İnternet başvurularımdan örnek vermem gerekirse, mesela www.ateizm.org internet sitesi hakkındaki şikayetim üzerine de ceza davası açıldı. Bu internet sitesini açanlar tespit edildiler, bilgisayarlarına el kondu, suç unsurları Emniyetçe rapor haline getirildi ve iddianame düzenlenerek ceza davası açıldı. Bugün gelinen noktada bakıyorsunuz artık bu internet sitesi üzerinden dine ve mukaddesata yönelik hakaret edilmiyor. Çünkü artık sorumlular hukukun var olduğunun farkına vardılar. Şu an sitede sadece ateist görüşler savunuluyor, karşı görüşler ise saygı çerçevesince ele alınıyor, sık sık da siteden hakaret edilmemesi yönünde duyurular yapılıyor. Ne güzel. Yani demek ki bu tarz hukukdışılıklara müdahale faydalı oluyormuş.

 

Bunun dışında mesela Facebook’ta bir dönem çok yoğun şekilde Yüce Allah’a, İslam’a, Peygamberimize ve kutsal kitabımıza yönelik hakareti de aşan ağza alınmayacak tarzda küfürlere varan onlarca, hatta yüzlerce profiller açılıyordu. Bu konuda da kapsamlı bir takip yaptım ve bunları yapanları şikayet ettim. Bunun soruşturması halen devam ediyor, çok sayıda kişi tespit edildi, savcılıklar bilgisayarlarına el koydu, sanıyorum yakında ceza davası açılır. Mesela bu konuda inançlı insanlar elbette ki oldukça rahatsız oldular, facebook yönetimini protesto için internette onbinlerce kişi topladılar, bu basına da yansıdı. Sonuç ise, şu an hukuki yoldan konu halloldu, böylece toplumsal barışı hedef alan, farklı düşünce ve inançtaki insanları birbirine düşürmeye ve düşmanlık tohumları ekmeye çalışanlar başarılı olamadı. Bugün facebook’a bakın, bu şekilde bir tane bile profile rastlamazsınız. Demek ki yapılan başvuru neticesini vermiş, hukuk galip çıkmış. 

 

Bir örnek daha vereyim, Ekşi Sözlük’te de benzer şekilde dine, din büyüklerine, kutsal değerlere yönelik ağır hakaretler yazanlar hakkında da başvuru yaptım. Şu an tüm sözlük sitelerine bakın (ekşi sözlük, inci sözlük, Uludağ sözlük), artık bu tarz hukukdışı yayınlara rastlamazsınız, ya da çok azalmıştır. Çünkü sözlük sitesi sahipleri kendi sitelerinden duyuru yapıp hakaretamiz yayınlardan kendilerinin sorumlu olduklarını bildiriyor ve hukukdışı yazı yazmamaları konusunda yazarlarını uyarıyorlar.  

 

Bize kendinizden bahseder misiniz biraz?

 

1967 İstanbul doğumluyum. Özel Kalamış ve Suadiye Lisesi’nde okudum, İTÜ İnşaat Mühendisliği mezunuyum, İ.Ü İşletme’de master yaptım. İngilizce, Rusça ve Arapça biliyorum. Eserlerinden ve fikirlerinden en etkilendiğim yazar, aynı zamanda kişilik olarak da örnek aldığım insan Sayın Adnan Oktar’dır. Biliyorsunuz Sayın Adnan Oktar, Harun Yahya müstear ismiyle yazılan yüzlerce kitabın sahibidir. Dünya çapında bu derece başarılı bir fikri çalışma yürüten, 300’e yakın eseri olan, eserleri 72 yabancı dile çevrilmiş bir başka yazar yoktur. Kendisi çalışmalarıyla, Darwinizmi ve Materyalist felsefeyi tam susturacak bir tarzda çökertmiştir.  Bugün böyle bir yazarın ülkemizden çıkması ülkemiz adına gurur vericidir.  

 

Kitapla tanışıklığınız nasıl başladı? İyi bir okur musunuz?  Siz ne okursunuz, en çok etkilendiğiniz yazarlar kimler?

 

İlkokul ve Lise yıllarında okumayı pek sevmezdim, sadece ders kitaplarını okurdum. Üniversite yıllarında ciddi anlamda kitap okumaya yöneldim diyebilirim. Sol ve sağ yayınları inceledim. Ben evrenin Evrim’le olamayacağına hep inanmıştım. Araştırdıktan sonra da buna tam kanaatim geldi. Tüm evrenin üstün bir Yaratıcı tarafından yaratıldığına kesin olarak inanıyorum. Tüm bilimsel veriler de bu gerçeği gösteriyor. Kuran da hak kitap, Allah’tan olduğu çok açık. İçeriğinde yüzlerce mucize var, Kuran  insanın direk ruhuna hitap ediyor.  Harun Yahya eserlerinin inanç ve kişiliğimin oluşmasında büyük etkisi oldu.

 

İyi bir okur olduğumu düşünüyorum. Özellikle internet haber portallarını yakından takip ediyorum, güncel haberleri, her görüşten köşe yazılarını okurum.

 

Haftada mutlaka en az 2 kere kitapçıları gezerim, yeni çıkan kitapları incelerim. Dergilere göz atarım. Din, Ergenekon, hukuk, Biyografiler, bilimsel kitaplar, Yakın tarih özellikle dikkatimi çeken konular…

 

Bilimsel içerikli, delile dayalı, araştırma ürünü kitaplar ve yazılar en çok ilgimi çeken eserler.

 

En etkilendiğim kitap elbette ki Kuran’ı Kerim. Sonsuz kuvvet ve kudret sahibi Allah katından indirildi ve hiç değiştirilmeden günümüze kadar Allah’ın korumasıyla geldi. Hem rehber, hem müjde, hem rahmet özelliği var. Yüce Allah var olduğuna göre ve O’nu bilmek ve tanımaktan daha önemli de bir şey olmadığına göre en çok okunması ve üzerinde düşünülmesi gereken kitap da bu yüzden Kuran’ı Kerim.

 

İnsan eserleri içinde ise, en etkilendiğim yazar kesin ve net olarak Harun Yahya. Çünkü bol delil kullanıyor, üslubu çok samimi, eserlerinde özlü, delile dayalı bir anlatım mevcut. Harun Yahya dışında Said Nursi Hazretlerinin Risale-i Nur eserlerini çok beğeniyorum. Bu eserlerde de derin ve samimi muhteşem bir anlatım var.

 

Bilgi edinme veya merak amacıyla okuduğum veya edebiyat anlamında beğendiğim ve takip ettiğim yazarlardan ilk aklıma gelenler şunlar: Ahmet Altan, Engin Ardıç, Ali İhsan Karahasanoğlu, İbrahim Karagül, Cengiz Çandar, Yiğit Bulut, Mehmet Şevket Eygi, , Nazım Hikmet, Necip Fazıl Kısakürek…


Bir kitabı elinize aldığınızda onu nasıl değerlendirmeye başlıyorsunuz? Ne noktada sizi rahatsız etmeye başlıyor?

 

Önce kitabın en arka sayfasındaki özet yazıyı okurum, sonra içindekiler kısmını okurum. Kitap ilgimi çekerse de satın alır tamamını okurum. Kitabı elime aldığımda “bakalım beni şimdi ne rahatsız edecek” diye kitaba bakmam elbette. Ama kitapta kastettiğiniz tarzda rahatsızlık verici sözler varsa yani özellikle dini değerlere yönelik ifade özgürlüğü sınırlarını aşan hakarete, küfre varan, inançlı insanları rencide edici cümleler varsa elbette ki buna kayıtsız kalmam. Çünkü hiç kimseyi inancıma hakaret ettirmem, hukuk ve kanun ölçülerinde ne gerekiyorsa sonuna kadar yaparım.  

 

Sizi rahatsız eden bir metnin, raflarda durmasının nasıl bir sakıncası var? Sizin rahatsız olduğunuz bir kitap, birisinin tam da ihtiyacı olabilir. Buna ne diyorsunuz?

 

Böyle bir durum söz konusu olamaz. Yani benim rahatsız olduğum bir kitabın bir başkasının ihtiyacı olması mümkün değil. Çünkü burada söz konusu olan hakaret edilmesi, küfür edilmesi, bir inanç ve düşüncenin aşağılanmaya çalışılması. Böyle bir tavır hangi görüşten olursa olsun kabul edilemez. Bir fikir, pekala hakarete başvurulmadan savunulabilir. Biri bir başkasının şahsına, inanç ve düşüncesine hakaret ederse suç işlemiş olur. Hiçbir suç da hiçbir hukuk sisteminde himaye görmez. Sadece ülkemizde değil, Avrupa’da da bu konuda çok sayıda emsal karar mevcut. AİHM’nde de ifade özgürlüğü sınırları aşıldığında mahkemeler suçun oluştuğu yönünde karar veriyorlar. Bu da çok doğal. Aksi durum kamu düzenini bozucu, toplumsal barışı zedeleyici, saygıyı ortadan kaldıran yerine kavga ve gürültüyü getiren bir sistem olur.  

 

Ülkemizin İnsan Hakları Evrensel Beyannâmesi tercümesinin 19'uncu maddesi şöyle der: "Her ferdin fikir ve fikirlerini açıklamak hürriyetine hakkı vardır. Bu hak fikirlerinden ötürü rahatsız edilmemek, memleket sınırları mevzubahis olmaksızın malümat ve fikirleri her vasıta ile aramak, elde etmek veya yaymak hakkını içerir."

 

Düşünce ve ifade özgürlüğü sizin için ne ifade ediyor?

 

19. maddede konu çok güzel ifade edilmiş, aynen katılıyorum. Kuvvetle muhtemelen bu sözlerin ana fikri İslam’dan yani Peygamberlerin getirdikleri hak dinlerden alınmıştır. İslam’ın özünde demokrasi ve özgürlük en geniş anlamda mevcuttur. Dileyen dilediği gibi inanır, dilediği gibi düşünür ve dilediği gibi düşüncesini ifade eder ve yayabilir. Düşünce ve ifade özgürlüğü en geniş anlamda uygulanmalıdır. Ancak burada şu ayrımı ortaya koymamız lazım: Hakaret ayrı şeydir ifade özgürlüğü ayrı şeydir.

 

İfade özgürlüğü elbette ki olacak ki tüm fikirler ortaya konsun ve insan özgür, hür iradesiyle değerlendirme yapsın ve kendi yolunu seçsin, ona göre davransın, yaşasın. Ama hakaret etme özgürlüğünden elbette ki söz edilemez. Hakaret suçtur, ifade ise haktır. Suç işleme özgürlüğünden bahsedilebilir mi? Ha kişinin bedensel bütünlüğüne kastedip  hakkınız olmadığı halde o kişinin canına kastetmişsiniz, yaralamışsınız veya öldürmüşsünüz, ha kişinin ruhsal bütünlüğünü hedef alıp onun düşünce ve inanç sistemine, haysiyetine, şerefine kastedip ağır hakaretlerle saldırmışsınız. İnsan sadece bedenden değil, ruhtan da ibaret bir varlıktır.

 

İnsan şerefiyle, haysiyetiyle yaşar. İnsanın şerefi, tüm inançlı insanlar için özünü dinden alan onun namus ve inanç değerleridir. Saygı çerçevesince herkes inanç ve düşüncelerini özgürce ifade etmelidir, ancak ifade etmek yerine hakaret etmek, aşağılamak söz konusu olursa o noktada özgürlükten bahsedilemez. Çünkü o noktada siz başkasının özgürlük alanına, din ve vicdan özgürlüğüne saldırmışsınız demektir. İşte bu nedenle tüm hukuk sistemleri hakareti suç saymış, ifade özgürlüğünü ise benimsemiştir. 


Gündemdeki Palahniuk ve Burroughs davaları hakkında ne düşünüyorsunuz?


Ben haklarında soruşturma açılan bu kitapları okumadım, ama basından bu kitapların müstehcen yayınlar olduğu gerekçesiyle soruşturulduğunu öğrendim. Bildiğim kadarıyla Burroughs’un kitabıyla ilgili ceza davası da açılmış. 

 

Kuran’da şöyle bir ayet var: “Çirkin utanmazlıkların (fuhşun) iman edenler içinde  yaygınlaşmasından hoşlananlara, dünyada ve ahirette acıklı bir azab vardır. Allah bilir, siz ise bilmiyorsunuz.” (Nur Suresi, 19.ayet) 

 

Bu yüzden çirkin utanmazlıkların, sapkın cinsel eğilimlerin (mesela Lut Kavminin yaptıkları) kitap, internet vs her türlü yoldan yayılmasına, yayınlanmasına elbette karşıyım. Cinselliği Allah bir nimet olarak yaratmış, bu nimeti istismar edip sapkınlığa yönelmek, daha da kötüsü bu sapkınlığı yayın organlarıyla yaymaya çalışmak çok yanlış. Sapkın cinsel anlayışların yayıldığı toplumlarda hasta bireyler yetişiyor. Bu yüzden her toplumun kendi kültürel, ahlaki yapısına uygun olarak hukuki düzenlemeler yapması çok normal. 

 

Şunu da belirtmek isterim, bir kitabın edebi olması, yazarının çok ünlü olması o kitapta peşinen hiçbir suç unsuru olmadığını göstermez. Suç işleyen yazar ünlü de olsa, edebi bir eser de ortaya koysa suçunun cezasını çekmelidir. Adaletin gereği budur çünkü.

 

Roman bir kurgu metindir.  Bu anlamda düşüncelerin ifade edildiği bir yer olmaktan çok, hayalgücünün devreye girdiği bir mecra. Hayalgücünün sınırları olamayacağı bilgisi ışığında, bu konuda neler söylemek istersiniz?

 

Hayal gücünün sınırları olmaz elbette. Dileyen dilediği gibi hayal edebilir bunda problem yok. Siz kötülüğü, mesela birini haksız yere öldürmeyi tasarlayabilirsiniz, kimse sizi bundan dolayı cezalandırmaz. Ama bu hayalinizi gerçekleştirirseniz o zaman suç işlemiş olursunuz ve cezanızı çekersiniz. İslam’da kötü bir eylemi tasarlamak da yasaklanmıştır. Yani Müslüman biri kendini, nefsini, dolayısıyla düşüncelerini de kontrol altında tutandır. Müslüman sadece kötüyü yapmaktan değil, kötüyü düşünmekten de kaçınır, bunun şeytandan bir vesvese olduğunu düşünür ve Allah’a sığınır. 

 

Bir yazar da şahısları veya şahısların inanç değerlerini  tahkir edici yazılar yazarsa suç işlemiş olur. “Metin romandı, makaleydi, şiirdi şöyleydi böyleydi” şeklindeki bir itiraza itibar etmek ne mantıken, ne hukuken, ne vicdanen mümkün değil. Böyle bir anlayış kabul edilirse herkes birbirine bir şeyi bahane ederek hakaret eder, sonra da “o benim hayalimdi” şeklinde mazeret uydurur. Böyle bir itirazın kabul edilebilirliği olmadığı çok açık. 

 

Aslında tüm sorunların çözümü, hatta sorunların ortaya çıkmamasının gereği vicdanın devreye sokulması. Vicdan daima devrede olursa, kötülüğün eyleme geçmeden henüz düşünce ve hayal aşamasında önüne geçilmiş olur.  

 

Gündemdeki davalarda, kitapların (Burroughs, Palahniuk) edebi olmadığı söyleniyor. Ve birçokları, bir kitabın edebiliği ile ilgili görüş bildirmenin edebiyatçılara düşeceğini, hukukçuların bu konuda söz hakkı olmadığını söylüyor. Siz bu konuda ne dersiniz? 

 

Hukukun ilgili olmadığı hiçbir alan yoktur. Çünkü her düşünce veya eylemin makul ve kabul edilebilir sınırları olduğu gibi, bu sınırların aşıldığı durumlarda vardır. Edebiyat, tıp, mühendislik, ticaret her ne meslek veya sektör olursa olsun her şeyin hukuki bir boyutu vardır. Bir kitabın edebiliği konusunda elbette edebiyatçı görüş bildirir, ama hukukçular da ayrıca görüş bildirebilir. Eğer o kitapta Ceza Yasasına aykırı unsurlar varsa, bunu değerlendirecek olan elbette ki yasaları bilenler yani hukukçular olacaktır. 

 

Aynı şekilde örneğin mimari bir yapı hakkında bir mimar teknik detaylar hakkında fikir beyan edip eleştiri yapabilir. Ama bu mimari yapı, mimarlık kriterlerine tam olarak uygun olsa da örneğin  mühendislik kriterlerine uygun değilse, depreme dayanıklı değilse veya bir başkasının arazisi üzerine haksız yere inşa edildiyse, elbette o yapının hukuka uygun olduğundan söz edilemez. Çünkü yasalara ve yapı yönetmeliğine uygun dizayn edilmemiştir. Bu konudaki söz hakkı da elbette yasaları bilen hukukçuların üzerinedir. 

 

Sonuç olarak bir kitap edebi olabilir, bir mimari yapı mimarlık kriterleri açısından mükemmel olabilir, ama hukuki olmayabilir.  


Müstehcenlik size göre nedir? 

 

Toplumun genel kabul gördüğü ahlak değerlerine aykırı olan, cinsel istismara, suç işlemeye tahrike yol açan unsurlar ihtiva etmek demektir.  

 

Sokaklarda, sosyal yaşamınızda müstehcen bulduğunuz durumlar görüyor/ yaşıyor musunuz? Buna tepkiniz ne oluyor?


Hayır böyle durumlar görmüyorum. Mesela sokak ortasında açıkça cinsel ilişkiye girildiğini görsem buna müdahale ederim, polise bildiririm mesela. Bunun dışındaki davranışlar için genelde herhangi bir tepkim olmaz. Tabi yerine ve zamanına göre değişebilir. Mesela çok tutucu bir toplum içinde böyle bir eyleme rastlasam, etrafta ciddi rahatsızlık duyulacağını ve tatsız bir şeyler yaşanabileceğini düşünerek o kişileri uyarırım. İnsanlar yaşadıkları toplumların değer yargılarına saygı göstermek zorundadırlar, özgürlük bahane edilerek başkalarını rahatsız edecek davranışlarda bulunmak bazen suç oluşturmasa da en azından ahlaki değildir.

 

Uluslararası standartlarca ifade özgürlüğü olarak tanımlanan alanın dışındaki eylemler genellikle üçüncü dünya ülkelerinde yaşanıyor. Hatta çoğunlukla bu şiddete giden bir yola dönüşüyor… (Danimarka’daki karikatür krizi, Şeytan Ayetleri meselesi vs.) Siz bu yolun neresinde durduğunuzu düşünüyorsunuz?

 

Ben bu yolun hiçbir yerinde değilim tabi ki. Ben dine mukaddesata, inançlı insanlara hakaretler edilen tüm yayınları kınıyorum, telin ediyorum. Hukuka aykırı yayınları yapanların yargılamalarının yapılarak suçlarına tam karşılık gelen cezalardan cezalandırılmalarını, bu şekilde adaletin yerini bulmasını istiyorum.  Benim bu yayınları yapanlarla ilgili ceza talebim, hukukun hükmettiği ölçüler içerisindedir, ne fazla, ne de az. Bu yayınları yapanlara yönelik gösterilecek tepkiler de tamamen hukukun içinde demokratik yoldan olması gerekir. Tepki göstereyim derken, kim hukuk dışına çıkarsa o da suç işlemiş olur. Şiddete varan her türlü tepkiyi de kınıyorum.

 

Üstelik bu tepkilerin bazıları sözde İslam adına oluyor, oysa İslam barış dinidir, insanları sevgiye ve barışa çağırır.  Şiddetin İslam’da yeri yoktur. İslam adına tepki koyduklarını iddia edip şiddete yönelenler tamamen İslam’ın dışında hareket ediyorlar. Bunları yapanlar bağnaz, yobaz zihniyet sahipleri. Bu şekilde dinimize de en büyük zararı veriyorlar. Bunları yapanlar İslam’ın ruhunu kavrayamamış, genellikle Marksist, Leninist, Darwinist eğitimden geçmiş kişiler. Zaten şiddete başvurmaları komünist yöntemler kullandıklarını gösteriyor. Bu yöntemlere PKK, DHKPC gibi komünist örgütlerin şiddet yanlısı eylemlerinde sıkça rastlamaktayız. Yoksa şuurlu bir Müslüman’ın şiddete yönelmesi, kırıp dökmesi, bağırıp çağırması gibi bir durum kesinlikle oluşmaz. Müslüman aklı başında, sevgi dolu, barışçı, merhametli, mütevazi bir ahlak yapısına sahiptir. Bu özellikler o kişide yoksa, o zaten Müslüman değildir. Müslümanlar vicdanlarıyla hareket ederler. 

 

İslam, genellikle şiddet ve yasakçılıkla ilişkilendirilirken, siz de bu olumsuz bulutların güçlenmesine neden olduğunuzu düşünmüyor musunuz?

 

Bir kere, İslam şiddet ve yasakçılıkla ilişkilendirilemez. Bunu yapan ya İslam’ı bilmiyordur, ya da artniyetlidir. İslam şiddetin tamamen karşısındadır, barış dinidir, sevgiyi ve adaleti esas alır. Artniyetli olanlar için yapacak bir şey yok, ama cahil olanlar yani bilmeyenler için Kuran’ı Kerim ortada, okuyup Allah’ın barışı, sevgiyi, adaleti, samimiyeti, dürüstlüğü istediğini okuyup öğrenebilirler.

 

İslam’ın şiddet ve yasakçılıkla ilişkilendirilmesine neden olanlar; Müslüman gözüken ama aslında İslam’ın tamamen dışında olan, bağnaz, sevgisiz, kaba saba, pis, dini istismar eden kişilerdir. Peygamberimiz zamanında da böyle vahşi kişilikli insanlar (müşrikler) vardı ve bunlar İslam’la savaşmışlardır.

 

Bu hadiselerde olayın iki yönü var. Birincisi dini değerlere hakaret edilerek toplumsal barışın bozulmaya çalışılması, ikincisi ise bu tarz yayınlara yönelik meydana gelen şiddete varan aşırı tepkiler. Her ikisinin de olmaması gerekiyor. Her iki durumda da suç işleniyor. Her iki durumun da önlenmesi gerekiyor.

 

İdeal durum şudur; insanlar birbirlerinin düşünce ve inançlarına saygı göstersinler, , karşı olduklarını açıkça beyan etsinler, fikirlerini özgürce savunsunlar, ama birbirlerine, birbirlerinin düşünce ve inançlarına, dinlerine hakaret etmesinler.

 

Bugüne dek, tarihin hiçbir döneminde, baskıcı rejimlerde dahi, yasaklanmaya çalışılan hiçbir kitabın dağılması, okunması engellenemedi.  Yani, bu durumun Türkiye’de de tekerrür etmesi işten değil. Bundan çekinmiyor musunuz?

 

Saygı sınırlarını fazlasıyla aşan, hakarete, küfüre yer veren, insanları birbirine düşürüp tahrik edip toplumsal barışı zedelemeye çalışan bir kitap, dergi, söz veya her ne ise kötüdür. Bunu yapmak da suçtur. Bir suçun, kötülüğün engellenmeye çalışılması da iyi bir şeydir. İyi olanı ortaya koymak, kötü olanı engellenmeye çalışmak her vicdan sahibi insanın görevi olmalıdır. Allah insanlara böyle davranmayı emreder. Bilakis suça, kötülüğe karşı gelmemek, hatta susmak suçu, kötülüğü kabullenmek anlamına gelir. Suça ve yanlışa karşı elbette en doğru olan tepkiyi demokrasi ve hukuk ölçüleri içinde koymak gerekir. 




Toplam oy: 778

Yorumlar

Yorum Gönder


750 sayfa yapsaydınız bari röportajı. Herkesin fikrine saygım var ama bu muhafazakarlık falan değil resmen bağnazlık. Hükümet farklı olsaydı bu tip şeylere kimse kolay kolay kalkışamazdı. Yazıyı, kalemi susturmak kolay değil. Öyle olsaydı Adnan Oktar'ı sustururdu birisi çıkıp.

38%
62%

Adnan Oktar'ın bazı üst düzey elemanlarını tanırım. Çocuklarını kaptıran ailelerin çaresizliği bilirim. Medyada çıkan kızları cinsel içerikli kullanmalar için de çoğu var azı yok bence.

36%
64%

"Tahsil cahilliği alır, eşeklik bâki kalır" diye ne güzel söylemiş söyleyen.

43%
57%

lüzumsuz +1

45%
55%

harbiden youtube a bu adamın akıl hocası belliki adnan oktar yazın ne tür bir cehaletin içinde olduğumuzu görün .. bu adam kalkıyor bir de Fazıl Say ı şikayet ediyor. asıl komedi burda başlıyor. Adam Dünyaca ünlü ve belki de birçoğumuzun yapmaya korktuğunu yapıyor böyle bi zaman da SÖZÜNÜ BUDAKTA SAKINMIYOR ..

45%
55%

hakaret gibi bir şey algılıyorsa okuduğu kitaplarda kendi de "benim rahatsız olduğum bir kitap başkasının ihtiyacı olamaz" diyerek benim zekama, fikrime hakaret ediyor. Tek yönlü beslenmiş Emre Bey

48%
52%

Adnan Hoca televizyonunda, youtube kanalında 190'lık memeli kızlarla cilveleşip oynaşır canlı canlı yayınlarla, müritleri'de çıkıp böyle saçmalar rabbim sen bunlara konuşacak zekayı verdin, az'da düşünecek zeka verseydin. Adnan Oktar'ın davaları, şizofren roparları (6 farklı hastaneden alınmış sanırım) fink atıyor, hangi evrim teorısinden bahsediyorsun kardeşim adam "döndü nevrim" teorisinde biz nerdeyiz ohooo...

47%
53%

Adnan Oktar bana da para verse de ben de gönlümce saçmalasam.

46%
54%

Kişiliği oturmamış insanlarda görülen tipik bir davranış biçimidir "alay". Ne yazık ki, günümüzde kişiliği oturmamış çok insan var. Dolayısıyla ifade özgürlüğünü savunduğunu iddia eden pek çokları, ifadelerinde bir şeylerle alay etmekten öteye geçemiyorlar. Şunu akılda tutsalar yetecek aslında; ifade özgürlüğü düşünenler içindir, sırf ağzı var diye konuşanlar için değil.

42%
58%

Arkadaş bu Adnan Hoca bunların beyinlerini nasıl yıkıyorsa artık, saçmalamakta sınır tanımıyorlar. Adnan Hocanın yazdığı veya yazdırdığı onca kitabın hiçbirisinin bilimsel bir değeri olmadığını kendisi de biliyor ama Türkiye'de bilimsel olmak zaten bir aranan veya istenen birşey değil. Bu durum ülkenin bilimsel yayın sayısına da yansıyor zaten. Bu şahıs gibi insanlar bu toplumun çoğunluğunu oluşturduğu sürece bu ülkeye gerçek demokrasi gelemez. Maalesef...

43%
57%

yukarıda bahsi geçen kişinin savunucusu değilim ama bu davranışı basit gören sizler sahip oldukları değerlere sahip çıkamayan annesine kız kardeşine laf edilmesine göz yumabilecek kadar pısırık kedilere dönmüş kedier evet asıl kedi canlılar sizsiniz hiçbir inançtan dolayı ne bu inanç nede bu inanca mensup kişilere yönelik aşağılama hakaret eğerki sizdede varsa bilirsiniz ! insanlık değerlerince yanlıştır çok okuyup bilen sizler insan hakları yasalarını bir okuyun derim ;) ha işin bir de inanç boyutuna gelirsek eğerki yaratıcıya inanıyorsanız yaradılanı yardandan ötürü sevmeyi becerebilirdiniz bu yüzden ne kendinizde nede başkasında böyle değerlere saygısızlıkta bulunma hakkını verirdiniz beyin dediğimiz organda anlayış kabiliyetiniz hala duruyorsa e birde kalp dediğimiz insanlık değeriniz taşlaşmamışsa önyargılardan arınarak düşünün nede olsa sadece insanlar düşünebilir düşünemeyen varlıklara değildir laflarım

41%
59%

bugün beyaz dediğine yarın siyah diyen bir adamın yanında çalışır. ayak işlerini takip eder, hayatını böyle harcar işte.

46%
54%

Emre Bey'i gönülden tebrik ediyorum, samimi ve dürüst davranıyor. Hakaret ve küfür olduğunda başvuru yaptığını söylüyor, ifade özgürlüğünü de savunuyor. Emre Bey aleyhinde yazanlara sesleniyorum, lütfen samimi olun, size hakaret edilse, küfredilse susacak mısınız. "Evet susarız", diyorsanız, ben de size "sükut ikrardır" sözünü hatırlatıyorum ve sizi onurlu olmaya davet ediyorum.

37%
63%

Dini değerlere hakaret etmek bir suçtur. Kanunla sabittir. İfade özgürlüğü tabiki olmalıdır ama hakaret özgürlüğü asla kabul edilemez. Hiç kimse kendisine ve sevdiklerine hakaret edilmesini istemez. Yapılan şikayetleri destekliyorum. Sorumlu bir davranış örneği.

32%
68%

yazıkkkk.. :( eğitim cehaleti engellemiyor maalesef..

55%
45%

Helal olsun Emre Bey'e, Dine ve mukaddesata karşı her türlü yayına karşı fikri ve hukuki bir mücadele yürütüyor. Artık her önüne gelen Dine saldıramıyor, istediğini yazamıyor, çünkü Emre Bey belli ki yayınları takip ediyor. Adnan Oktar'ı sevmesi ve eserlerini takip etmesi ise ayrı bir güzellik. Sn.Adnan Oktar'da dinsizliğe karşı 33 yıldır büyük bir fikri mücadele yürütüyor. İyilerin birbirleri ile ittifak etmesi, dünya üzerinde yaşanan zulmün ve kargaşanın bitmesi için büyük bir adım olacaktır.

37%
63%

bu adamlarla aynı fakültede okumuş olmak utanç verici. zaten baksanıza okumaktan internet haber portalını anlıyor. kedi canı james joyce a falan yetmiyor, ona yetiyor demek, heheh:))

46%
54%

Lüzumsuz

57%
43%

Yazık bu adama ya :) Kendi içinde çelişiyor, çelişiyor, çelişiyor. Hukuktan, ifade özgürlüğünden, genel olarak özgürlükten anladığı şey bir gün kendisini de yakar dilerim. Yakar zaten. Adnan Oktar'ı seviyormuş :) Sssssen ne güzel bir şeysin öyle! Kedi canını senin! diyelim o halde... (Buna da dava açar mı?)

52%
48%

Yeni yorum gönder

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.