Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


Ayfer Tunç'la Sözünü Sakınmadan (Video)


 

 

Sabit Fikir ve İstanbul Modern işbirliğiyle düzenlenen Sözünü Sakınmadan, 21 Şubat 2012 akşamı, yeni kuşak Türk edebiyatının öne çıkan isimlerinden Ayfer Tunç'u ağırladı.

 

Medyanın günahlarından, toplumun geçmişle yüzleşme korkusuna kadar birçok konuya değinilen söyleşinin tamamını videodan izleyebilirsiniz:

 

 

 

 




Toplam oy: 761

Yorumlar

Yorum Gönder


Bu söyleşilerin bence en olgunluğa doğru gideni bu, en sonuncusu.

Küçük bir tespitimi paylaşmak istiyorum; söyleşilerde insanların yüzlerinin arkalarına düşen yerlere daha çok şekil değil de renk düşürebilirseniz, insanların konuşanı izlemelerine daha az şey karıştırmış olursunuz bence. Örneğin Ayfer Tunç konuşurken arka planda sadece belirsiz renkler olsa daha söylenene yönelir insan diye düşünüyorum.

Mekana asacağınız, koyacağınız resimlerin hiçbir anlamı yok bence. Şu ana kadar kullanımınızın sohbet konularının içine girmeye engel olduğunu düşünüyorum. Daha figürsüz, renge dayalı mekan düzenlemeleri kullanmanız bence daha olumlu bir mesaj iletsini sağlayabilir.

Selamlarımla.

39%
61%

İhtiyar veya dünyanın içine giremeyen edebiyat heveslilerine gülünmesi açıkçası pek hoş değil bence; esas dokunaklı olan iki eleştirmenin bu duruma kahkahalarla gülmesi. (50'li dakikaların sonlarına doğru)

37%
63%

günlerdir beklediğim bir söyleşiydi. Teşekkür ederim. Keşke daha sık gerçekleşse bu söyleşiler.

31%
69%

Yeni yorum gönder

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.