Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


Ertuğrul Günay: "Sanatta muhafazakarlık; taklitçilik, tekrar ve yüzeyselleşme demektir"


Ertuğrul Günay: "Sanatta muhafazakarlık; taklitçilik, tekrar ve yüzeyselleşme demektir"


Elif BEREKETLİ

 

Ertuğrul Günay, uzun süredir siyaset gündeminde tartışmalı bir biçimde yer alıyor. Günay, AKP’den Kültür Bakanı olduğu süreçte Başbakan Tayyip Erdoğan ve diğer partililer ile çelişen demeçleri nedeniyle dikkatleri üstüne çekmiş, 2013’teki kabine revizyonunda da Bakanlık’tan alınmıştı. Gezi sürecinde de Günay’ın muhalif tavrının arttığına hep birlikte şahit olduk. Sonunda beklenen oldu ve Ertuğrul Günay’ın istifa haberi geldi.

 

Yaklaşık 6 yıl boyunca Kültür Bakanlığı yapan Günay, 2011 yılına dek Bakanlık uygulamalarına müdahale olmadığını söylese de, bugün AKP’nin kültür politikalarını kıyasıya eleştiriyor. Hatta, daha doğrusunu söylemek gerekirse, ortada herhangi bir politika olmadığını, bugün kültür alanında AKP’nin tek amacının “eleştiri almamak” noktasına kadar düştüğünü söylüyor. AKM’nin bugünkü durumunu Başbakan Erdoğan’a fatura eden Günay’ın, partinin “muhafazakar sanat” arayışına yaklaşımı ise gayet sert: “Bu kötü tekrar / taklitlerin de şehirlerimizi hangi tehlikelerle karşı karşıya getirdiği ortada.”

 

Ertuğrul Günay’a Türkiye’nin kültür politikalarını ele aldığımız bu ayki sayımız çerçevesinde ulaştık ve kendisiyle Bakanlık dönemini ve AKP’nin kültüre yaklaşımını konuştuk.

 

İlk kez AKP'den duymadık belki ama, AKP’nin "muhafazakar sanat" kavramını pek çok kez dile getirdiğine şahit olduk. Muhafazakar sanat ve muhafazakar estetik kavramları ile ne kastediliyor galiba hiç anlaşılamadı: Bu kesimin elinden çıkan mı, bu kesime hitap eden mi, belli ahlaki sınırların içinde kalan mı... Nedir?

 

Muhafazakar sanat deyimi, sanatı sınırlayan, böylece onun özgün yaratıcılığını engelleyen bir deyimdir. Bu deyim bence uygulama geçerliliği de olmayan politik söylemin bir parçası. Sanatçı kendisini bir dünya görüşüyle elbette tanımlayabilir. Ama sanatı tümüyle "muhafazakar"lık çerçevesine sokmaya çalışmak, onu taklitçiliğe, kendini tekrara ve yüzeyselleşmeye mahkum etmek olur ki, kabul edilemez.

 

Peki, kültür-sanat alanında muhafazakarlaşma yönünde taşları yerinden oynatan bir yeniden yapılaşma olduğuna inanıyor musunuz? AKP’nin muhafazakar sanat isteği karşılığını nasıl buldu?

 

Bazı yerel yönetimlerin geleneksel sanat adı altında kendini tekrar eden çalışmaları dışında bu alanda bir yapılaşma yok. Bu kötü tekrar / taklitlerin de şehirlerimizi hangi tehlikelerle karşı karşıya getirdiği ortada.

 

Bu arada, son yıllarda özellikle resim alanında yaşanan gelişmeler, modern sanatların, etkinliklerinin gelişmesi, sanatın her şeye karşın kendi yolunu çizebildiğinin umut verici örneklerini oluşturuyor.

 

Öyleyse sanatta niçin böylesi bir arayışa ihtiyaç duyuluyor?

 

Nihayetinde siyasetçilerin, kültür ve sanat alanında dayatıcı, kuşatıcı, buyurgan bir söylem kullanması bilgisizliğin ve içselleştirilememiş bir güç gösterisinin ürünüdür.

 

"Muhafazakarlık" kavramı batı demokrasilerinden bize tercüme edilmiş bir kavram; bu kavram siyasette, ahlak ve din alanlarında alışılmış kurallara ve toplumun geleneksel değerlerine daha fazla özen gösterilmesi anlamlarını da içeriyor. Ama batılı toplumlarında muhafazakar siyasetler, özgürlüğün ve başkalarının farklılıklarıyla var olmana hakkının (çoğulculuğun) da temel bir insan hakkı ve uygarlık ölçütü olduğu anlayışına ulaşmışlar. Bizde ise, muhafazakar terminoloji, kendi değerlerinin farkında olan, ama başkalarının değerlerine de aynı ölçüde saygı gösteren bir yönde evrimleşmek yerine, son zamanlarda totaliter bir toplum yapısının temellerini oluşturmak yolunda gerilemektedir. Az önce de söylediğim gibi, muhafazakar sanat ihtiyacı böyle bir bakış açısının ürünüdür. "Muhafazakar sanat" sanatı sınırlayan ve ufkunu daraltan bir söylem. Totaliter ve “geriye doğru” bir bakış açısının uydurduğu bir kavram.

 

2011'e dek uygulamalarıma müdahale olmadı

 

Oysa Ak Parti ilk dönemlerinde kültür alanında uzlaşmacı bir siyaset izlemişti.

 

Evet, A/K Partisi, ülkede alışılmış güç odaklarıyla mücadele ettiği ve demokrasiye, AB'ye, demokratların desteğine ihtiyaç duyduğu dönemde kültür ve sanat alanına olumsuz bir müdahalede bulunmadı. Hatta, İstanbul ve Ankara'da çağdaş sanat müzelerinin kuruluşu (İstanbul Modern ve Ankara CerModern gibi), Madımak'ın Kültür Merkezine dönüştürülmesi, Nazım Hikmet'in vatandaşlığını kaldıran eski kararın iptali gibi nice olumlu örnekler sayılabilir.

 

Ama aradan vakit geçtikçe AKP artık hiçbir dengeyi gözetmemekle ve kültür sanat alanına neredeyse bir savaş açmakla eleştiriliyor. Bu değişim nasıl ve ne zaman oldu?

 

Tam bir kırılmadan ziyade iktidar gücünün pekişmesine işaret edebiliriz. Nitekim A/K Partisi’nin kültür politikalarindaki eski olumlu örnekler azalmaya, kültüre ve sanata karşı daha kuşatıcı ve tektipleştirici bir söylem gelişmeye başlaması bu iktidar gücünün pekişmesi sürecine tekabül ediyor.

 

Peki bu dönemden önceki kültür politikalarını konuşalım… O dönemde hiç baskıcı bir tutum gözlemlemiyor muydunuz?

 

2007 sonundan 2011'e kadar Bakanlık uygulamalarıma ciddi bir müdahale olduğunu söylersem, haksızlık olur. Bu dönemde Madımak'ın kebapçı olmaktan kurtarılmasından, Nazım'ın vatandaşlığına, Mem-u Zin'in özgün baskısından, yirmi beş yeni DT sahnesi açılmasına kadar birçok alanda çalışmalarımızı özgürlükçü ve çoğulcu bir anlayışla sürdürdüğümü söyleyebilirim.

 

Peki ayrışma nasıl başladı?

 

Bu dönemin sonunda Kars'taki heykel konusunda ciddi bir söylem farkı yaşadık, ilk kez. Benim, bir sanat eserini ve siyaseti kaba bir söylemden koruma çabam, -ne yazık ki Kurul ve Mahkeme kararları da aleyhte olduğu için- başarılı olmadı.

 

Daha sonrasında başka konularda da söylem ayrılığı yaşamıştınız sanırım, özellikle İstanbul kent politikalari hakkında...

 

Sonra Devlet Tiyatroları konusu gündeme geldi; ama evet, bardağı taşıran olaylar Istanbul'un doğasını ve tarihsel silüetini korumak konusundaki itirazlarım nedeniyle gelişti ve bu tartışmalarla ayrılma noktasına geldik.

 

Tek istekleri eleştiri gelmesin

 

http://oi60.tinypic.com/11avj1i.jpg

 

Az önce AKP’nin kültür politikalarındaki değişimini "iktidarının pekişmesine" bağlamıştınız. AKP iktidarının pekiştiği noktada niçin kültür-sanatı gözden çıkarma cesaretini gösterdi?

 

Aşırı güçlenme duygusu toplumun estetik anlayışına müdahale etmeyi de bir hak, bir üstünlük gösterisi olarak kabul etmeyi de dayatır. Tarih bunun örnekleriyle dolu.

 

Bu tavır değişikliği sonrası, sizce, yepyeni bir kültür politikası mı var gündemde, yoksa sadece gücün ağırlığına dayanarak keyfi, günlük politikalar mı sürdürülüyor?

 

Yeni bir kültür politikası yok. Sadece sanatın herhangi bir alanında kendi politik ve felsefi yaklaşımlarına bir eleştiri gelmesin, biraz da övgü olsun hatta. Bunu istiyorlar.

 

AKP, Hasan Bülent Kahraman’ın sözleriyle, "Siyasetten kültüre açılan güzergahı bırakarak kültürden siyasete açılan bir yörüngeyi benimseyen," bir parti. AKP kültür, sanatı ne için, nasıl bir malzeme olarak kullandı?

 

AKP'nin bugünkü tarih itibariyle kültür ve sanatı özel bir biçimde kullandığını söylemek abartılı olur. Kullanmak niyeti ortaya çıktı son zamanlarda, ama bu niyet henüz amaçladığı sonuca yaklaşamadı.

 

Erdoğan, AKM'yi restore etme fikrine hiç destek olmadı

 

AKP'nin kültür sanat politikasını en temel sıfatlarla özetleseniz ne dersiniz?

 

Başlangıçta çoğulcu bir yaklaşım işlerimizi kolaylaştırdı. Bu sayede geleneksel / sağ bakış açılarını zorlayan işler yapabildik. Nazım yurttaşlığı, Mem-u Zin'in yayınlanması, DOB'un yıllar sonra yeni birimler açabilmesi gibi… Son zamanlarda her şeye Başbakan'ın müdahalesi bu çoğulcu bakış açısını yitirme, tektipleşme tehlikeleri içeriyor.

 

Yapamadığınızı, yarım bıraktığınızı düşünüp aklınızda kalan projeler oldu mu?

 

Ankara'ya -Gaziantep'te bitirdiğimiz, Hatay, Çanakkale, Antalya (Demre), Afyon, Uşak ve Urfa'da başladığımız gibi- dünya çapında bir Anadolu Uygarlıkları Müzesi'nin temelini atamadığımız için üzgünüm. Ayrıca ne yazık ki, AKM'nin yenilenmesi için -gereken kaynakları da hazırlamamıza rağmen- bizzat Başbakan'ın oluşturduğu engelleri aşmaya zaman ve imkanlarımız yetmedi.

 

AKM konusunda bizzat Başbakan’ın oluşturuğu engeller ne idi?

 

Erdoğan, baştan beri AKM'den hoşlanmıyor. Hiçbirimiz AKM'nin bir mimarlık harikası olduğunu savunmuyoruz belki, ama İstanbul'da, Beyoğlu'nda AKM'den önce yıkılması gereken çok yapı var ve bunlara yenileri ekleniyor. Başbakan, nereden duymuşsa, AKM'yi yıkıp, yerine "barok!" bir kültür merkezi yapmaktan söz ediyor. Bu nedenle, kaynak bulup AKM'yi restore etme fikrine hiç destek olmadı.

 

Ancak, haksızlık yapmayalım. 2010'da Kültür Başkenti Ajansı'nın Kurul'dan da geçen projesi, gereksiz bir işgüzarlıkla Mahkemeye götürülüp engellenmeseydi, kaynak hazırdı ve AKM güzel bir projeyle yenilenmiş olacaktı.

 

Ayazağa Kültür Merkezi bu yıl bitiyor

 

Başbakan’ın sanat alanına çok rahat bir biçimde birebir müdahale edebildiğini görüyoruz bu örnekte... Türkiye aktif siyasetin hep çok hararetli olduğu bir ülke iken, devletin kültür sanat alanındaki sorumluluğunun ne olduğunu düşünüyorsunuz? Kültür-sanatı bizzat icra etmeli mi sizce? Sadece destekleyicisi mi olmalı?

 

Devletin kültür ve sanat yaşamı ile ilişkisi, hatta bu çerçevede bir "kültür bakanlığı" olup olamayacağı hep sorgulandı. Devletin, tektipleştirici bir kültür ve buna bağlı olarak ideolojik bir sanat anlayışı dayatması elbette kabul edilemez. Kültür, bir toplumun tarih içinde oluşturup geliştirdiği bütün değerlerin toplamıdır ve bu değerlerin çoğulcu bir bakış açısıyla, bütün farklı renk ve özellikleriyle geleceğe taşınması gerekir. Çünkü bu değerler, insanlık tarihinin -herhangi bir dönemde, herhangi bir siyasal gücün yok etme hakkı olmayan- ortak mirası. Sanat ise, yapılan işe, üretilen emeğe özel bir yaratıcılık heyecanının katılmasıyla, özgün bir ürünün ortaya çıkarılması bana göre... Bu özgün ürünün ortaya çıkışı için de, her şeyden önce özgürlüğe ihtiyaç var. Bu açıdan bakınca, devletin kültür ve sanatla ilişkisi, yahut kültür bakanlıklarının görevi, bütün bu kültür kalıtının ayrımsız korunması için gereken önlemleri almak, sanatın gelişmesi için gereken kolaylıkları sağlamak, çoğulcu ve özgürlükçü bir anlayışla kurumsal altyapıları oluşturmaktır. Ancak devletin kültür ve sanat yaşamında olumlu işlevler görmesi, biraz da demokrasinin içselleştirilmesiyle ile ilgilidir. Türkiye siyasetinin çoğulculuğu ve özgürlüğü yeterince içselleştirememiş olması, her dönemde bu alanlarda sorunların doğmasına yol açıyor.

 

Bakanlık döneminize dönüp baktığınızda, sorumluluklarınızın ne kadarını başardığınızı düşünüyorsunuz?

 

Bakanlık dönemimde, büyük ölçüde kendi alanlarında yetkin arkadaşlarla çalıştığımız için önemli işlerin üstesinden geldiğimize inanıyorum. Türkiye turizmini kültür ürünleriyle zenginleştirip dünyada marka değerini arttırmak politikamız başarılı oldu; TC Kültür/Turizm Bakanlığı, görev dönemimin sonunda Avrupa'nın en başarılı turizm kurumu seçildi.
Arkeoloji kazıları ve müzeleri, müze girişleri ve mağazaları dünya ölçütlerini yakaladı. Ülkemizden yasadışı yollarla çıkarılmış dört bine yakın tarihi eseri geri aldık. Ankara'da 90'lı yıllardan bu yana bir çukur olarak kalan yeni Senfoni Salonu yükseldi. Istanbul'da, yıllardır unutulan Ayazağa Kültür Merkezi'ni bu yıl bitecek bir yörüngeye kavuşturduğumuzun müjdesini de vermek isterim.

 

Yeni Kültür Bakanı Ömer Çelik sizin döneminizde şekillenen politikalari devam ettirmek istediğini söyledi, bunu biliyoruz. Sizce AKP’nin kültür alanında, özellikle yayıncılık ve edebiyat alanında acilen atması gereken somut adımlar neler?

 

Fikir ve sanat eserlerini korsan üretimden korumak, yayıncılık alanının en önemli sorunu. Bu alanda hazırlanmış bir yasa tasarımız vardı; bu tasarının gereken düzenlemelerle bir an önce yasalaşması ivedilik taşıyor. Aynı şekilde sinema alanında hazırlanmış bir tasarı da bekliyor. Geçen dönemde başlamış bütün kültür altyapısı çalışmalarının hızla devam etmesi, Bakanlığın önümüzdeki dönemlerde genel bütçeden alacağı payın artmasıyla kültür ve sanat yaşamına daha fazla destek olması ve bu desteğin çoğulcu bir anlayışla hak sahiplerine ulaştırılması önem ve öncelik taşıyor. Ülkemizde, Koruma Hukuku önemli ihlaller yaşıyor; Bakanlığın bu alanda geleneksel dikkatini artırarak sürdürmesi, bu dönemde acil bir zorunluluk olarak ortaya çıkıyor. Doğal olarak, bütün bu alanlarda önemli ve olumlu gelişmelerin olabilmesi için Türkiye'de siyasal yapının otoriterleşme yerine, özgürlükçü bir doğrultuda gelişmesi gerekiyor.

 

 


 

 

* Görsel: Dünya Atay / Gençay Aytekin

 

 




Toplam oy: 794

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Kulis

Yunus Emre Tozal: Chicago’nun kütüphaneleri

ŞahaneBirKitap

Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu’nun Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan 3. baskısıyla okurlarla buluştu. Bu baskıyı öncekilerinden ayıran en önemli fark, bu kez eserin iki cilt halinde ve genişletilmiş şekliyle yayınlanması. Uzun süre alanındaki tek kaynak olan bu kitap tartışmasız biçimde hâlâ alanındaki en önemli eser olma özelliğini koruyor.

 

Editörden

Nobel en prestijli ödüllerden biri olarak biliniyor. Özellikle “Edebiyat” ödülleri her zaman yeni tartışmalara gebe. Nobel’i alan yazarlar kadar, aday gösterilip alamayan yazarlar da bu tartışmanın konusu. Hakkında bir borsa bile var biliyorsunuz.