Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


Hovhannisyan ile söyleşi: Sanat eğitimi ve toplumsal barış


"Sanat eğitimi toplumsal barışın sağlanmasında son derece önemli bir rol oynayabilir."

Armine Hovhannisyan ile söyleşi: Sanat eğitimi ve toplumsal barış

 

AYŞE ÇAVDAR

 

Armine Hovhannisyan, Çanakkale Çocuk Bienali’ne yaklaşık 40 öğrencisiyle birlikte hazırladığı iki işi getirdi. Her iki işte de çocuklardan kendi içlerindeki “büyük/erişkin” insanla kurdukları iletişimi ifade etmeleri isteniyordu. Fakat Armine ile sadece bu işleri değil, sanat eğitiminin toplumsal barışa katkısını da konuştuk. 

 

Çanakkale Çocuk Bienali’ne öğrencilerinle birlikte katıldığın işi anlatır mısın? Ne yaptınız orada? 


Bu yıl düzenlenen “Arkadaşım Bienal” adlı İkinci Çanakkale Çocuk Bienali’ne Ermenistan ilk kez katıldı. Bienal’de 45 ülkeden işler sergileniyordu. Bizim işimizin teması “İçimde Daha Büyüğüm” idi. Bienal için iki ayrı işin üretim ve organizasyonunu üstlendim. Her iki iş de Ermenistan Ulusal Estetik Merkezi’nde ortaya çıktı. Erivan’da bulunan bu merkezin amacı sanat eğitimi vermek. Ben de 2007’den bu yana bu merkezde görsel sanatlar alanında çocuklara güzel sanatlar ve yaratıcılık eğitimleri veriyorum. 

 

Getirdiğim projelerden biri interaktif ve kinetik bir enstalasyondu. Adını, “Dönen 100 Çiçek” koyduk. Projenin adı son derece sembolikti, ama aynı zamanda Ermenistanlı çiçekleri çocuklardan tüm dünyaya iletilen bir mesajın evrensel taşıyıcısı olarak konumluyordu. Bu iş dahilinde çocuklar 200 adet şeffaf kapağa resimler yaptı. Her iki kapak birbirlerini ortadan kesecek şekilde eklenerek 100 çiçek oluşturuldu. Kavramsal olarak bu 100 çiçek onları yapan Ermeni çocukların düşlerini, hallerini, arzularını ve dünyayı algılama biçimlerini taşıyordu. Bu proje yalnızca estetik ve önerdiği görsel çözümler dolayısıyla değil, çiçeklerin çocukların hafıza ve hayal güçlerini taşıyan bir medyum olarak görülmesiyle de heyecan vericiydi. 100 çiçek-nesne önce dışarıda, Çanakkale limanına yakın bir yerde sergilendi. Sonra izleyicilerden çiçekleri alıp bienal sergilerinin yapıldığı galeriye yerleştirmeleri istendi. Böylece 100 çiçek bambaşka bir anlam daha kazandı. Onları taşıyan izleyiciler, çiçeklerin görsel mesajını iletme sorumluluğu üstlenmişti. 

 

İkinci işte ise beş animasyon film yapıldı. Filmleri yapanlar 8-11 yaş arasında çocuklardı. Ana tema içlerindeki büyük insanla nasıl konuştuklarını anlamaktı. İnanılmaz şaşırtıcılıkta işler çıktı ortaya. Çocuklar bu işin her aşamasında yalnız kendilerini keşfetmekle kalmadılar, kendileriyle kurdukları iletişimi nasıl ifade edeceklerine dair fikirler geliştirdiler. Bu da onların yaratıcılıklarını ve hayal güçlerini harekete geçirdi. 

 

 

Öğrenciler, geçen 100 yılın öyküleriyle nasıl baş ediyorlar; sanat bu konularda onlara destek olabiliyor mu? 


Medya ve yeni teknolojilerin dünyanın her köşesini, diğerine sıkıca bağladığı, bilgi üretim ve dolaşımının inanılmaz bir hıza ulaştığı bir dönemde yaşıyoruz. Bu ortam, insanların kendilik algılarını ve hafıza siyaseti diye adlandırabileceğimiz tarihle baş etme süreçlerini de doğrudan etkiliyor. Ermeniler bağlamında, en azından genel tarih anlatısı düzeyinde ve genetik hafızada pek çok acı dolu öykü söz konusu. Herkes bu tarihin kesintilerle dolu olduğunun farkında. 

 

Öte yandan, bu genetik hafızanın yaratıcılık ve sanatla bambaşka bir şeye dönüştüğüne de defalarca tanık oldum. Benim için bir çocuk sadece bir çocuk değil, aynı zamanda bireydir. Büyür, yargılar geliştirir, kendi yordamınca düşünür, bunun için illa ki bir öğretmene ya da rehbere ihtiyaç duymaz. Nasıl bir meslek seçerse seçsin, görsel ve estetik eğitimiyle dünyaya ve tarihe bambaşka bir şekilde bakmayı öğrenebilir. Sanat çok ağır, baş edilmesi güç meselelere, mesela soykırıma, yaratıcı bir pozisyon alarak bakmaya ve hakikati bulmaya yardımcı olabilir. 

 

Bienal izleyicisinin getirdiğin işlere tepkisi nasıl oldu? Ne umuyordun, ne buldun?


“Dönen 100 Çiçek” işi sembolik ve ikonikti. Türkiyeli izleyiciye sunmadan önce, işin Ermenistan’dan gelmesi, sanatçıların soyadlarının “yan” ile bitmesi dolayısıyla, 100 rakamının doğrudan doğruya soykırımla ilişkilendirileceğini düşünmüştüm. Ama tam tersi oldu. Daha açılışta, kendilerinden çiçekleri alıp galeriye taşımaları istendiğinde izleyiciler büyük bir mutlulukla bu işin bir parçası olmak istediler. Benim için inanılmaz güzellikte bir andı. 

 

Türkiyeli öğrencilerle de çalışıyorsun bir Ermeni sanatçı olarak. Onlarla yaşadığın deneyimlerden de bahseder misin? 


Atölye esnasında Ermeni ve Türk çocuklar ortak işler yaptılar. Ben kendi öğrencilerime bir kağıdın yarısına resim yapmalarını söyledim, yarım kalmış resimleri Erdinç’e gönderdim. Türkiyeli öğrenciler tamamlayacaklardı yarım resimleri. Sonuçlar çok etkileyici ve heyecan vericiydi. Bu çocuklar daha birbirlerini görmeden, tanımadan birbirlerinin resimlerini büyük bir uyumla tamamladılar. Çocukluğun ne denli sınır  tanımaz olduğunu, sanatın bu sınır tanımazlığı ifade etme gücünü, insani bağların her türlü siyasetin ötesinde nasıl kurulabileceğini gördüm. Bence sınırlar değişmek ve geçilmek için varlar. En azından hayal gücü ve yaratıcılık açısından baktığımda bu kesinlikle böyle. 

 

 

Sanatçı ve eğitimci olarak çocuklara çok fazla sorumluluk verdiğimizi düşünüyor musun? 


Hayır, böyle düşünmüyorum. Bu soruya bir öğretmen değil, sanatçı olarak cevap verme ayrıcalığımı kullanacağım. Çocuklar sanatçılara öğretmenlerinden daha çok güveniyorlar, özellikle de siyasi ve ulusal meseleler söz konusu olduğunda. Sanat sayesinde çocuklarla ulusal ya da diğer tanımlı kimliklerin ötesinde iletişim kurmak mümkün oluyor. Bizi bir araya getiren şey yaratıcılık. Düşünün birçok Türk öğrenci ilk kez bir Ermeni ile ve Ermeni öğrenciler de ilk kez bir Türk ile karşılaştılar. Karşılaştıkları ilk Ermeni sanat öğretmeni bendim ve onlara kendilerini ifade edebilecekleri, yaratıcılıklarını ortaya çıkartabilecekleri yeni yollar gösterdim. Çocuklar sanat eğitimiyle hayattan tad almayı öğreniyor, davranışlarını ve estetik vizyonlarını geliştirme şansını buluyorlar. Bunlar yurttaşlık haklarımızdan yararlanmak için de gerekli hasletler. Bu nedenle sanat eğitimi toplumsal barışın sağlanmasında son derece önemli bir rol oynayabilir.




Toplam oy: 749

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.