Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi


İrem Çağıl ile söyleşi: “Bize sunulan şey ‘iyi’ olmayınca ‘iyi olanı’ bizim arayıp bulmamız gerekiyor.”


İrem Çağıl ile söyleşi:


“Bize sunulan şey ‘iyi’ olmayınca ‘iyi olanı’ bizim arayıp bulmamız gerekiyor.”


Ece KARAAĞAÇ


2 yıl önce Güney Ege’de kurduğu toprağa yakın yaşamıyla, hem kurucusu hem yayın yönetmeni hem de görsel tasarımcısı olduğu Sinek Sekiz Yayınları’yla ve 3 yaşındaki kızı Kiraz’la beraber çıktığı bisiklet yolculuğuyla son zamanlarda adını daha da sıklıkla duyuyoruz İrem Çağıl’ın. Şu sıralar yayınevini yeniden canlandırma çalışmalarına girmiş durumda. Biz de İrem Çağıl’la hem Sinek Sekiz’i hem de genel olarak yayıncılığın ekolojik yönünü konuştuk.


Yayıncılık maceranız nasıl başladı?

 

20’li yaşlarımın ortasında okuduğum, kendi hayatıma yön vermeye çalışırken faydalandığım kitapların Türkçede olmadığını görüp, bu konularda özelleşmiş bir yayınevi kurmanın iyi olabileceğini düşündüm. Çevre, ekoloji, kendi kendine yetme konularında literatürün en temel kitaplarından bir seçki hazırladım ve her şey böyle başladı. Temel eserler çıktıktan sonra Türkiye’de insanların bu konulardaki ihtiyaçlarını gözeterek ilerledim.


Sinek Sekiz’de çoğunlukla ekoloji üzerine kitaplar basıyorsunuz ama Doğuma Hazırlık Rehberi, Okulsuz Büyümek, Oyun Arkadaşım Yeryüzü gibi kitaplar da var. Yayımlayacağınız kitaplara nasıl karar veriyorsunuz?

 

Hepsi aynı kaynaktan besleniyor aslında. Ülkemizde hayatımızı şekillendiren birçok konuda bize sunulan hizmet ve çözümler iyi değil. Bunun birincil sebebi de türlü ihtiyacın salt piyasa şartlarına göre şekilleniyor oluşu. Bu topraklarda yaşayan insanlar olarak gözetilmediğimizi hissediyoruz. Bir noktada da sisteme güvenimizi yitiriyor, alternatiflerini öğrenme ihtiyacı duyuyor ve birbirimizle dayanışmayı öğreniyoruz. Yani bize sunulan şey “iyi” olmayınca, “iyi olanı” bizim arayıp bulmamız gerekiyor. Yayımladığımız kitaplar işte bu ihtiyaçtan doğuyor.

 

 


Gerek kapaklarınızda, gerek iç sayfalarda başka kitaplarda rastlamadığımız kağıtlar kullanıyorsunuz. Buradan yola çıkarak sorarsak, ekolojik düzene zarar vermeden kitap basmak mümkün mü gerçekten de?

 

Bir hammaddeyle çalıştığınız sürece mümkün değil. Kağıt bir canlıdan; ağaçtan üretiliyor öncelikle. Ağaç kesilip işleniyor. Bir ağaçtan, üzerine küçücük fontların okunabileceği o pürüzsün kağıdı çıkarma işlemi de tamamen endüstriyel; türlü çıktısı, atığı olan bir süreç. Biz de neredeyse bütün yayınlarımızda bunun farkındalığıyla hareket ediyoruz. Sürdürülebilir bir orman kaynağından gelen, yani kesildiğinden fazlasının dikildiği, atık süreçlerin kontrol edildiği, geri dönüştürülmüş, ekolojik sertifikaları olan kağıt ve kartonları kullanmaya çalışıyoruz. Türkiye’de böyle kağıtlar üretilmiyor, aslında hiç kağıt üretilmiyor, tüm kağıtlar ithal geliyor. Kitap yapabilmek için en temel hammaddeyi döviz üzerinden satın almak demek bu. Yayıncılığın en temel zorluğu budur bence Türkiye’de.

 

Böylesi bir “özen”le yayıncılık yapmaya çalışmanın eminiz zorlukları vardır; ilk başta da ekonomik olarak. Karşılaştığınız zorluklar neler oldu bu süreçte, nasıl başa çıkıyorsunuz?

 

Türkiye’de yaşamak sürekli bir zorlukla başa çıkma halini gerektirdiği için bu konuda gündelik hayatta zaten uzmanlaşıyoruz, diyeyim! Türlü yöntemler icat etmek, dayanışmak, kendi hayatımızdaki masrafları minimuma indirmek bunların en başta gelenleri.

 

Bir kitabın satış fiyatının neredeyse yüzde 50’sini dağıtım bedeli oluşturuyor, geri kalan yüzde 30’u kağıt ve baskı, kalan yüzde20’si de editöryal işler. Sadece büyüğü gözeten, onun çıkarına göre şekillenen bu dünyada ayakta kalmak sadece küçük bir yayınevi için değil küçük bir çiftçi için de ancak kendi kendine yetme konusuna eğilerek, buna göre yaşayarak mümkün artık. Birçok iş kalemini kendi içimizde hallediyoruz, dayanışma ağları oluşturuyoruz ve belki de en önemlisi kendi hayatımızı basit ama bize iyi gelen bir temele oturtarak başa çıkıyoruz. Şehirde yaşamadığınızda ve elinizden gelen her şeyi kendiniz yaptığınızda az masrafınız olmuyor. Geri kalanları da elimizden geldiğince azaltmaya çalışıyoruz.

 

 

 

Yurt dışındaki durum nasıl bu konuda? Çeşitli teşvikler var mı örneğin?

 

Yurt dışında en başta kağıdı kendi paralarının 3-4 katına satın almıyor yayıncılar. Bu büyük bir fark. Devletlerin, kültür alanında üretim yapanlara göre bir politikası oluyor haliyle. Öncelikle kağıt üreten fabrikaları kapatmamak, iş yapan insanları dışarıya mecbur bırakmamak, yerel üretimlerin sürmesi için gerekli altyapıları mümkün kılmak en önemlisi bence. Daha sonra teşvik, belli bir satın alım garantisi, vergi konusunda indirimler geliyor.

 

Arjantin’de okunduktan sonra toprağa ekilince tekrar ağaca dönüşen bir kitap, Japonya’da ise bitkiye dönüşen bir gazete yapıldı. Siz bu tasarımlar hakkında ne düşünüyorsunuz? Gelecekte Sinek Sekiz’den de böyle tasarımlar görmemiz mümkün olur mu?

 

Bizim küçük bir yayınevi olarak kağıt üretebilmemiz mümkün değil. Farklı tasarımlar yapabilmeniz için öncelikle hammaddeyi tedarik edebilmeniz gerekiyor. Böyle kağıtlar Türkiye’de bulunabilir olursa ancak üzerine birşey koymak mümkün olur. Ama asıl önemli olanın içerik olduğunu düşünüyorum. Çeviri kitapların azınlıkta olduğu, bu topraklardaki kadim bilgilerin ve yeni hallerin duyulmasına, bilinmesine kitaplar aracılığıyla hizmet etmeyi önceliyorum. Kendi içeriğimizi üretebilir hale geldikten sonra kağıt, baskı ve dağıtım süreçlerindeki yüksek bedellerden bağımsızlaşmayı istiyorum.





Toplam oy: 24

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Söyleşi

İrem Çağıl ile söyleşi:


“Bize sunulan şey ‘iyi’ olmayınca ‘iyi olanı’ bizim arayıp bulmamız gerekiyor.”


Ece KARAAĞAÇ


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.