Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi


İskender Savaşır ile söyleşi: "Kaçış edebiyatı mı? Peki..."


Biz kendi hayallerimiz, düşlerimiz, bu dünya karşısındaki ezikliklerimiz, alternatif dünya tasavvurlarımız hakkında konuşmayı seviyor, bunları birbirlerimizinki ile ilişkilendirmenin iyileştirici bir etkisi olacağını umuyor ve fiilen de deneyimliyoruz. Grubun, grupların genişlemesi, sayılarının artması, bu deneyimlerin de derinleşmesi, eğlencenin artması anlamına gelecektir.

Dalgın Sular, görmeye alışık olduğumuz dergilere hiç benzemiyor. Öncelikle bir proje olarak, İskender Savaşır tarafından geliştirilmiş; çizgi roman motifini kullanarak travmatik deneyimler yaşayan gençler ve çocuklar için rehabilite edici bir iletişim ortamı yaratabilmek amacıyla. Ancak proje zamanla ve her yeni katılımla yeni şekillere ve işlevlere bürünüp bir buçuk yılın sonunda, birbirlerini hiç görmeseler de birlikte çalışarak eğlenen ve öğrenen pek çok insanın ortaya koyduğu bir yayına dönüş durumda.

 

Bizde fazlaca heyecan yaratan Dalgın Sular hakkında İskender Savaşır'la söyleştik ve bu derginin yeni sayısını her hafta daha bir hevesle bekler olduk…

 

EMRE BAYIN

 

 

- Son yıllarda kapanan dergiler malum... Böyle bir ortamda –hem de çizgi roman alanında yeni bir dergi çıkarmanın zorlukları neler? 

 

N'olur bu konuda beni saydırmaya başlamayın, sonu gelmez; sızlanmayı da sevmem... Tek bir cümlelik tavsiye olarak, dergicilik işine girecek arkadaşların öncelikle dağıtım konusunu düşünmeleri gerekiyor tabii. Bugün büyük sermaye dışında, kendi kendini döndürme potansiyeli olan bir dergi üretmek çok iddialı bir iş haline gelmiş durumda... Bu iddialılıkta bir işe kalkışıyorsanız, işe aynı derece iddialı başka bir şeye koyulmakla, kendi dağıtım ağınızı üretmekle başlasanız iyi olur, derdim. Eski solu, çeşitli özelliklerinden ötürü, bazen haklı gerekçelerle yerden yere vurmak, çok gözde bir uğraş; ama mesela "dergi üzerinden örgütlenmek" bugün, ticari olarak da, çok da yabana atılacak bir fikir değil.

 

 

- Sizce, çizgi romanı en çok kimler okuyor?

 

Heterojen bir grup; zannedildiğinden de daha fazla öyle... "Hedef kitle" dendiğinde ilk akla gelen lise ve üniversite öğrencileri belki ama 30-60 yaş arasındakilerin de, çizgi roman okurları arasında zannedildiğinden daha büyük bir yer tuttuğunu düşünüyorum. Bir de bu konuyla ilgili olarak, cinsiyet dağılımında çarpıcı değişikliklerin yaşandığını söyleyebilirim; eskiden çok daha eril bir dünya olan çizgi roman dünyasına kadınların, genç kızların gösterdiği ilgi de dramatik bir şekilde yükseliyor.  

 

- Peki Türkiye’de standart bir çizgi roman okur kitlesinin varlığından söz edebilir miyiz? Proje, bu “standart çizgi roman okuruna” ne derece hitap ediyor? 

 

Bence, saf para kazanma amacının ötesine geçen (hatta ciddi bir şekilde para kazanmayı da hedefleyen) her derginin, "standart okur profili"ni aşan, yeni bir okur kitlesi yaratmak gibi bir hedefi olmalı; olağan koşullarda buluşmayacakları buluşturmak ise, bizim zaten asli hedeflerimizden biri...

 

 

 

SONBAHAR İTİBARİYLE AYLIK OLARAK YAYIMLANACAĞIZ

 

 

 

 

- Dergi haftalık çıkıyor. Bu böyle devam edebilecek mi, finansal olarak ayakta kalma endişeniz var mı? 

 

Haftalık olarak sürdüremeyeceğimizi zaten herkes söylüyordu; bu periyotta başlamak, biraz benim inadımdı. Herkes haklı çıktı. İlk beş sayıyı yayımlayıp onları bir cilt halinde topladıktan sonra, sonbahar itibariyle aylık olarak yayımlanacağız. Ama bunu yapabilmemiz bile, asgari ölçülerde de olsa, bir sponsor bulmamızı gerektiriyor.

 

 

- Biraz da çizgi roman tarihi içerisinde, Türkiye çizgi romanının yerinden söz etsek... Daha önce Dalgın Sular'a benzer dergiler çıktı mı? Bu bağlamda örnek aldığınız yerli/yabancı dergiler oldu mu?


Türkiye'de elbette bir çizgi roman geleneği var... Karaoğlan, Tarkan gibi örneklerin önemini hiç azımsamamak lazım; diğer yanda Abdülcanbaz gibi bazı arkadaşların çok önemsediği daha "elit" örnekler duruyor – ben alan konusunda iyi bir uzman sayılmam, bunlar ilk aklıma gelen örnekler.

Bizim örnek aldıklarımıza gelecek olursak... Kolektif niteliğimizi vurgulayıp duruyoruz; dolayısıyla bu soruya herkes için verilecek farklı yanıtlar olacaktır. Örneğin, benim için 1960'lar sonu ile 70'ler başının Marvel dünyası oldukça belirleyicidir. Ama daha önce de söylemiştim, Sandman galiba hepimizin üzerinde mutabık olduğu bir esin kaynağı...

 

 

 

- Murat Belge, Dalgın Sular'ın tanıtım yazısında, "Çizgi roman, tanımı gereği, 'work-in-progress'tir; 'arkası var'dır. Ama Dalgın Sular çizgi romanının tuhaf bir 'arka'sı var: bu çalışma sadece bir çizgi halinde uzayıp gitmiyor, yanlara doğru da, enine genişliyor. Çünkü sonsuz bir 'katılım' haznesi olarak kurulmuş," diyor. Bundan yola çıkarak; acaba gelecek günler, çizgi romanın bu "arkası var" misyonunu da değiştirecek mi? Bugün klasik edebiyatın bile yepyeni şekillere girdiğini düşünürsek...

 

"Misyon"u değişir mi, çok emin değilim... Biz internete taşındıkça, internetin imkanları geliştikçe, yazım ve çizim ve canlandırma süreçlerinin çok daha etkileşimli bir hal alacağını, katılımın zenginleşeceğini kestirmek güç değil.

 

 

- Derginin adı Yahya Kemal’in bir şiirinden alıntı. Yahya Kemal’in Paris ve sembolizme düşkünlüğü malum. Şiiri bir ses, bir müzik olarak “görüyor,” müzik ve edebiyat; iki farklı formu bir arada düşünüyor sanki. Sizin de çizgi romanla bir arada düşündüğünüz sanatsal formlar var mı ya da keşke “bu” çizgi roman olsa dediğiniz bir edebiyat eseri mesela?

 

 

 

Dalgın Sular'ın tek bir sanat formu ile kuşatılamayacak kadar zengin bir evrene doğru evrilebilmesini umuyorum. Tam şu aralarda, FRP (fantasy role play) oyunları, oyuncuları ile Dalgın Sular yazar ve çizerlerini ilişkilendirme süreci içindeyiz. Ama zaten daha baştan biz Dalgın Sular'ı düşünürken, çizgi romanın yanı sıra, olası anime ve canlı tv dizileri, filmleri, bilgisayar oyunları vs ile birlikte düşünmeye başlamıştık. Çizgi roman olsun, tiyatro oyunu olsun, başka bir şey olsun, çıkan her ürün bize bu mitolojik evrenden verilmiş bir haber olacak. 

 

 

 

- Genelde şöyle bir görüntü vardır kafamızda; “ciddi şeylerle” ilgilenmesi gereken çocuk, o “ciddi şeylerden” uzaklaşmak için çizgi roman okur. Yani, bir nevi bu onun sorumluluktan kaçışıdır... Çoğunlukla ders kitaplarının arasına gizlice çizgi roman yerleştirilerek gerçekleştirilir bu eylem. Sizin çizgi roman anlayışınız bu düşüncenin tam tersi; okuyucuyu gerçeklerle, toplumsal olanla yüzleştirmeye çağırıyorsunuz gibi. Gerçekten de toplumlar/okurlar çizgi romanla bilinçlenir mi? Ya da böyle bir amacınız var mı?

 

"Bilinçlendirme" amacıyla yazılmış, çizilmiş, üretilmiş şeylerin genellikle tadı tuzu olmaz. Biz kendi hayallerimiz, düşlerimiz, bu dünya karşısındaki ezikliklerimiz, alternatif dünya tasavvurlarımız hakkında konuşmayı seviyor, bunları birbirlerimizinki ile ilişkilendirmenin iyileştirici bir etkisi olacağını umuyor ve fiilen de deneyimliyoruz. Grubun, grupların genişlemesi, sayılarının artması, bu deneyimlerin de derinleşmesi, eğlencenin artması anlamına gelecektir. Sanırım Tolkien'e ait bir söz vardır: "Hepimiz çoğu zaman sistemin esiri olarak yaşıyoruz. Bir savaş esirinin ilk görevi de, kaçmaktır." Kaçış edebiyatı mı? Peki...

 

 



Zayıf
Toplam oy: 1057

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Söyleşi

100. sayımızdan itibaren başladığımız Yayınevi Hikâyeleri’nde bu ay İz Yayınları editörü Hamdi Akyol var. Akyol, yayıncılık tarihimizin kilometre taşlarından olan İz Yayınları’nın kuruluşunu, daha çok hangi kitapları bastıklarını ve günümüz yayıncılık ortamının durumunu değerlendirdi.

 

ŞahaneBirKitap

“Tıp gerçek bir kütüphanedir, ama doğru biçimde okunması gerekir” cümlesinden yola çıkan Kütüphanedeki Beden, Charles Dickens’tan Franz Kafka’ya, Virginia Woolf’tan Susan Sontag’a, John Berger’dan Oliver Sacks’e uzanan bir yelpazeyle zenginleşen, tıbbın toplumsal tarihini edebiyat aracılığıyla aydınlatan bir antoloji.

Editörden

 

Günümüz İngiliz romancılarından Ian McEwan’ın Soğuk Savaş döneminin “edebiyat cephesi”ni anlattığı ilginç bir romanı var; Bir Parmak Bal. Ülkemizde de yayınlanan roman bir anlamda birbirine benzemeyen üç ilgi çekici konuyu garip bir kurgu etrafında bir araya getiriyor: Gizli servis, edebiyat ve aşk.