Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


"Muzır Kurul”un tek kadın üyesi Nilüfer Voltan Acar anlatıyor!


Tam anlamıyla entelektüel olan bir kişi, okuduğu eserin edebi mi, yoksa pis bir pornografik yazılar topluluğu mu olduğunu kolaylıkla anlayabilir, hele ki benim gibi 1970 yılında Üsküdar Amerikan Lisesi’nin edebiyat bölümünden derece ile mezun olmuşsa.

 

"Muzır Kurul”un tek kadın üyesi Nilüfer Voltan Acar anlatıyor!


Hacettepe’de, Psikolojik Danışma ve Rehberlik anabilim dalının başkanı Nilüfer Voltan Acar; çok karşı çıkılan, farklı kesimler tarafından farklı nedenlerle suçlanan “Muzır Kurul”un tek kadın üyesi. Kendisine e-posta ile ulaşıp birkaç soru ilettiğimde, “Bir insanı ipe göndermeden önce en azından sorduğunuz için teşekkür ederim” diyor. Böyle bir nedenle teşekkür alıyor olmanın mutluluğunu yaşıyorum kısa bir an, ne ki, hemen ardından sitemle dolduğumu hissediyorum. “Keşke biz de size aynı cümleyi kurabilseydik” diyorum içten içe, “ipe gönderdikleriniz adına...”

 

 

 

Tepkiler, birebir bu kuruma olmaktan ziyade, yasakçı zihniyete karşı. Sizin “yasakçılık”la görüşünüz ne?


Maalesef  basın yayın organlarında birçok konu çarpıtılıyor. Bu yasa 1920'li yıllarda Mustafa Kemal döneminde çıkmış, sonra Özal döneminde tekrar düzenlenmiş. O dönemde iptal için Anayasa mahkemesine yollanmış. Yasa iptal edilmemiş. Bilmiyorum, özgeçmişimi okudunuz.mu? Bilim uzmanlığı derecelerimden bir tanesi evlilik-aile danışmasıdır. Bu dereceyi alırken seks terapi, evlilik danışması, aile terapisi, boşanma terapisi v.s gibi konularda yurt dışında dersler aldım.

 

Kurulun tek kadın üyesi olarak üzerinizde nasıl bir sorumluluk var?


Sorumluluk getiriyor, ama aynı zamanda  kurul üyeleri benim dediklerime saygı gösteriyorlar. Kurulun tek kadın üyesi olarak “Beyler, çıplaklığı dergilerde yasaklamayın, gözler alışsın, yoksa milletin karısına, kızına ve hatta hayvanına tebelleş oluyorlar'' diyen benim. Ayrıca yıllar önce Hande Ataizi'nin de oynadığı “Mum Kokulu Kadınlar”da ensest işleniyordu. Orada da bilirkişiydim ve karşı oy verip toplumun kanayan yarasına değinilmiş diyen de benim. Daha önce de belirttim, ben nesebi geniş biriyimdir, kurul üyeleri de çoğunlukla benim düşüncelerime değer verir.

 

Bir yapıtın edebiliğine dair görüş bildirmeniz, özellikle edebiyat çevrelerinden çok tepki alıyor. Sizce yeryüzünde, bir kitabın edebiliğine, papatya falı bakarcasına karar verebilecek bir makam var mıdır?


Ceza yasasında maddeyi bilemiyorum. Muzırlıkla, müstehcenlikle ilişkili olarak edebiliği de bize soruluyor. Ne ise, tam anlamıyla entelektüel olan bir kişi, okuduğu eserin edebi mi, yoksa pis bir pornografik yazılar topluluğu mu olduğunu kolaylıkla anlayabilir, hele ki benim gibi 1970 yılında Üsküdar Amerikan Lisesi’nin edebiyat bölümünden derece ile mezun olmuşsa. Bu kitapları okumanızı öneririm. Mide bulandırıcı. Eş cinsellikle ilgili yıllar önce bir film vardı, ismini anımsayamıyorum. Ama çok güzeldi, kişilerle rahatça empati kurulabiliyordu. Burada kişiler bile belli değil, kitabın başı sonu yok, sadece amiyane deyim ile ...iş,tıkış, ve sabun... Okumanızı öneririm.

Kitabın müstehcenliği onu edebilikten uzaklaştırmaz. Nabokov'un Lolita'sı, Lady Chatterley'in Aşkı v.s gibi. Ancak bu bir acayip bir şey... Birine ceza vermek istiyorsanız, ya da aleyhte yazanları cezalandırmak niyetindeyseniz, çoluk çocuklarına ve kendilerine bu kitabı okutmak uygun olur.

Zaten, yasa gereği muzır sayılan dergiler yasaklanmıyor, naylon şeffaf torbaya (poşet demeyi Türkçe olmadığı için kullanmıyorum) giriyor ve bu durumda Maliye Bakanlığı’na vergi ödeniyor. Esas gürültü vergi ödememek için.


Gelelim cut-up yöntemiyle yazılmış olan Yumuşak Makina’ya.  Eşcinsel pornografi, okumanızı öneririm. O zaman ne demek istediğimi anlarsınız. Anal ilişkiler, sabunlar v.s, v.s. Biliyorsunuzdur, James Joyce'un, daha sonra da Faulkner'ın kullandığı “aklın akıcılığı” diye (stream of counciousness) diye bir edebi bir akım vardır. Bu cut-up yöntemi öyle bir şey olsa çok  güzel olurdu, ama değil.



Son iki örnek üzerinden konuşacak olursak; Yumuşak Makine ve Ölüm Pornosu, birer yetişkin kitabı. Çocuklara zarar verip vermemesi bağlamında değerlendirilmesinin nedeni ne?


Yetişkin kitabı, ancak daha önce de yazdığım gibi mahkemeden çocukla ilgili soruyorlar, biz de yasa çerçevesinde ona göre yanıt vermek durumundayız. Daha önce de dedim: yasa varlığını sürdürüyor, ona göre değerlendirmek durumundayız. Ölüm pornosu da rekorlar kitabına girmek isteyen bir kadının sayısını tam hatırlayamayacağım, ama galiba 200'ün üstünde erkekle üst üste girdiği cinsel ilişkiyi pornografik bir şekilde anlatmasıdır.  Daha önce de yazdığım gibi, bu yasa Özal zamanında revize edilmiş, ama hala yürürlükte, değildir denirse yasaya aykırı davranılmış olur.

 

Bugüne dek, tarihin hiçbir döneminde, baskıcı rejimlerde dahi, yasaklanmaya çalışayan hiçbir kitabın dağılması, okunması engellenemedi...


Kurulumuzun resmi bilirkişilik görevi var, biz raflarda duran kitapları alıp da muzır demiyoruz, bize mahkeme kanalıyla gelenleri inceliyoruz.Verdiğimiz karar bilirkişilik özelliği taşır, savcı uyar uymaz, bizi ilgilendirmez. Yasa yürürlükte olduğu sürece bu iş böyle, yasa iptal edilirse iş değişir. Kurulun verdiği kesin karar değil, mahkeme soruyor.

 

Söyleşi: Elif Bereketli




Toplam oy: 541

Yorumlar

Yorum Gönder


kadın haklı pornografiyle edebiyatı eş tutamazsınız o zaman porno filmlerde sanatsal değer taşır mı diyeceksiniz

54%
46%

Abla James Joyce kısmı biraz ezber olmuş be.
Diğer kısımlar ise gereksiz.

61%
39%

Yerler senin entelijansiyeni gülüm.

38%
62%

bir insanın kırk sene önce mezun olduğu okulla-hem de dereceyle- övünmesi, kendine referans göstermesi trajikomik olmanın ötesine taşıyor durumu.
kendisiyle birlikte mezun olan diğer arkadaşlarının neler yaptığını merak ettim doğrusu, umarım onlar kırk sene önceki mezuniyetleriyle kendilerini savunmak durumunda kalmıyorlardır.

31%
69%

Yeni yorum gönder

Kulis

Yunus Emre Tozal: Chicago’nun kütüphaneleri

ŞahaneBirKitap

Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu’nun Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan 3. baskısıyla okurlarla buluştu. Bu baskıyı öncekilerinden ayıran en önemli fark, bu kez eserin iki cilt halinde ve genişletilmiş şekliyle yayınlanması. Uzun süre alanındaki tek kaynak olan bu kitap tartışmasız biçimde hâlâ alanındaki en önemli eser olma özelliğini koruyor.

 

Editörden

Yirminci yüzyıl ne çağıydı? Soğuk Savaş’ın mı çağıydı, aşırılıkların mı? Keşiflerin mi çağıydı; casusların, ajanların, bilmecelerin mi… 18. yüzyılın doğa bilimlerinin, 19. yüzyılın ise biyolojinin çağı olduğunu söyleyenler çoğunlukta. Albert Camus, 20. yüzyılı korku çağı olarak nitelendiriyor. Doğrusu çok da haklı. Yirminci yüzyıldan miras kalan korkuyla her birimiz yüzleştik.