Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


"Okurun Modiano'yu tanımasına aracı olmak heyecan verici"


Çevirmen Sibil Çekmen ile söyleşi: "Okurun Patrick Modiano'yu tanımasına aracı olmak heyecan verici"

 

Emre BAYIN

 

Fransız yazar Patrick Modiano, geçen günlerde 2014 Nobel Edebiyat Ödülü'nün sahibi oldu. Ödülün açıklanmasının ardından Türkiye'den pek çok okur kitapçılara koşup yazarın kitaplarını aramaya başladı fakat biri hariç tüm kitapları yıllar önce tükenmişti. Can Yayınları Genel Müdürü Can Öz, geçen haftalarda Modiano'nun iki kitabını, Bir Gençlik ile En Uzağından Unutuşun'u, gözden geçirilmiş edisyonlarıyla 8 Kasım'da yeniden piyasaya sunacaklarını açıkladı. Modiano'nun kitaplarının geçen 16 sene içerisinde aşağı yukarı 1500 adet satıldığını söyledi.

 

Yazarın piyasadaki tek kitabı Tudem tarafından yayınlanan Babam ve Ben adlı çocuk kitabı şimdi. Biz de bu kitabın çevirmeni Sibil Çekmen ile konuştuk. Modiano'nun Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülmesine pek de şaşırmadığını belirten Çekmen, Babam ve Ben'in çocuk kitabı olmasına rağmen yetişkinler için de yeni pencereler açabileceğini söyledi. Kitabın yüzlerce belki binlerce okurun kütüphanesine dahil olacağını tahmin eden Çekmen, "Türkiyeli okurlar, Modiano'yu, benim cümlelerim, kelimelerim aracılığıyla okuyacaklar. Bu tanışmaya aracı olmak, heyecan verici," dedi. İşte, Çekmen'in anlattıkları:

 

Patrick Modiano'nun bu ödülü kazanması sizin için de sürpriz oldu mu?

 

Türkiye basınında olsun, uluslararası basında olsun, Nobel Edebiyat Ödülü'nün Modiano'ya verilmesini şaşkınlıkla karşılayan yazıların ve yorumların çokluğu dikkat çekici oldu. Modiano'nun, yazdığı otuzdan fazla romanda, iki temayı sıklıkla işlediğini söyleyebiliriz: Kimlik arayışı ve İkinci Dünya Savaşı Alman işgali dönemindeki toplumsal hareketleri anlama çabası. Akademi, Modiano'nun, işgal altındaki Fransa'yı ve en karmaşık, anlatılması en güç insan yazgılarını anlatan "hafıza sanatı"nı kullanması nedeniyle ödülü kendisine verdiğini açıkladı. Edebiyat ve sinemanın, içinde üretildiği toplumdan ve daha genel anlamda dünyadan kopuk olmaması gerektiğini; yazarların ve sinemacıların, yaşadıkları toplumun, sahip oldukları kimliklerin hikâyelerini anlatma ve bu anlatılar üzerinden yeni tartışmalara ortam yaratma sorumluluğunun olduğunu düşünüyorum. Modiano, Goncourt Akademisi ve Fransız Akademisi'nin verdiği edebiyat dünyasında prestijli kabul edilen birçok ödülün zaten sahibiydi. Yazarın eserlerinin tamamına, işlediği konulara baktığımda, uluslararası bir ödül olan Nobel Edebiyat Ödülü'nün Modiano'ya verilmesinin bende o kadar da büyük bir sürpriz etkisi yaratmadığını söyleyebilirim.

 

Nobel Edebiyat Ödülü'nün bir yazarın yazarlık serüvenine katkısı nedir?

 

Ödüllere çok büyük anlamlar yükleyen bir insan değilim. Ödüller sonuç olarak, belirli bir seçici kurul tarafından, belirli kriterler ve bazen de dünyadaki politik gelişmeler göz önüne alınarak veriliyor. Ama bu, ödülleri küçümsediğim anlamına da gelmez. Nobel Edebiyat Ödülü verileceği dönemde, dünyadaki yazarların, edebiyat eleştirmenlerinin, yayınevi çalışanlarının, medyanın ve en önemlisi, okurların ilgisi buraya odaklanıyor. Bence, bir yazar için Nobel Edebiyat Ödülü'nü almak, çok prestijli bir ödülü daha önce aldığı diğer ödüllerin yanına eklemenin ötesinde, pratikte, kitaplarının daha çok dile çevrilmesi, daha önce hiç yayımlanmadığı ülkelerde yayımlanması; yani, o güne kadar adını bile duymamış okurlarla buluşma şansının ona tanınması demek.

 

Patrick Modiano seven Türkçe okurunu ilerleyen günlerde neler bekliyor?

 

Modiano'nun birçok kitabı daha önce Türkçeye kazandırılmıştı ama kitapçılara sorduğunuzda ya da internet üzerindeki satış sitelerine baktığınızda, bu kitaplarının baskılarının tükendiğini görüyorsunuz. Şu anda raflardaki tek kitabı, TUDEM tarafından yayımlanmış olan Babam ve Ben. Türkiye'de olsun diğer ülkelerde olsun, Modiano'nun adını bile duymamış olan okurlar, bu ödül sayesinde onun varlığından haberdar oldular. Bir sonraki adım, okurların, onunla tanışmak istemesi, yani kitaplarını okumak istemesi olacaktır. İlerleyen günlerde, Modiano'nun baskısı tükenmiş kitaplarının yeni baskılarının yapılacağını ve başka kitaplarının Türkçeye çevrileceğini öngörmek zor olmasa gerek.

 

Bir tanışmaya aracı olmak

 

 

Bir çevirmen için, çevirdiği yazarın ödül alması ne ifade ediyor?

 

Benim çevirmen olarak işim, bir eseri, başka bir dile, o eserin edebi zenginliğini koruyarak, yazarın stiline mümkün olduğunca sadık kalarak, ama aynı zamanda, okuyacak kitlenin anlayabileceği bir metin haline getirerek aktarmak. Kitabın yazarı ister çok prestijli edebiyat ödüllerinin sahibi olsun, ister henüz sadece bir kitap yazmış olsun; fark etmez. O kitabın çevirisi için harcayacağım çaba aynı olacaktır; olmalıdır. Tabii ki Modiano'nun ödülü aldığını duyduğumda, her ne kadar biraz önce ödüllere çok büyük anlamlar yüklemediğimi söylemiş olsam da, heyecanlandım. Ülkemizde şu anda meraklı okurların Modiano'yla tanışmasına olanak sağlayacak tek kitap Babam ve Ben. Çocuk kitabı olmasına rağmen yetişkinler için de yeni pencereler açabileceğini düşündüğüm bu kitap, yüzlerce, belki binlerce okurun kütüphanesine dahil olacak. Ve Türkiyeli okurlar, Modiano'yu, benim cümlelerim, kelimelerim aracılığıyla okuyacaklar. Bu tanışmaya aracı olmak, heyecan verici.

 

Bir yazarın Nobel ödülünü kazanmasında onu dünyanın dört bir yanındaki okurla tanıştıran çevirmenlerin etkisi nedir?

 

Biraz önce bir yazarın ya da sinemacının, içinde bulunduğu toplumda yaşananları anlatma sorumluluğu olduğunu söylemiştim. Bu anlatılar, o ülkeyle sınırlı kalmayıp farklı ülkelere, toplumlara ulaşabilirse, çok daha güçlü olur. Lojistik ya da maddi kısıtlamaları bir kenara bırakırsa, hikâyelerin yolculuk etmesini ya da o yolculuğu gerçekleştirseler bile ulaştıkları noktada anlaşılmalarını engelleyecek olan dil farklılığıdır. Bu noktada çevirmen devreye girer. Eğer Jorge Amado'nun kitaplarının çevirileri olmasa, Güney Amerika'da kakao yetiştirme alanlarında çalışan işçilerin yaşamlarıyla ilgili hiçbir fikrim olamazdı. Peki dünyanın diğer ucunda çalışan işçilerin yaşamlarını öğrenmem önemli mi? Önemli. Çünkü onlar, Türkiye'de çalışan mevsimlik işçilerle ortak sorunlara sahipler. Farklı ülkelerde, kıtalarda yaşıyor, farklı diller konuşuyor, farklı gelenek, görenek, alışkanlıklara sahibiz; doğru. Ama Brezilya'da geçen bir hikâyeyi okuduğumda aslında çok temel konularda, dünyanın her yerinde düzenin aynı şekilde işlediğini görebiliyorum. Dünyayla ilgili bütünlüklü bir görüşe sahip olabilmek, içinde yaşadığımız sistemi analiz edebilmek için bunlardan haberdar olmaya, birbirimizi tanımaya ve dünyanın diğer köşelerinde neler olduğunu bilmeye mecburuz. Çevirmenlerin, yazarların dünyanın dört bir yanındaki okura ulaşıp, tanınıp, Nobel Ödülü kazanmasında etkisi olur mu olmaz mı bilemiyorum. Ama bence çevirmenlerin, bundan çok daha önemli ve anlamlı bir görevi zaten var.

 

Çevirmenlerin hakkı teslim ediliyor mu sizce?

 

Çevirmenler, görünmezdir. Aslında bir yazarın kitabının çevirisini okurken, o yazarın cümlelerini değil, çevirmenin o cümleleri aktarmak için seçtiği kelimeleri, ifadeleri okuruz. Her çeviri bir yeniden yazım sürecidir. Her kelimenin çevirisi ayrı bir karar gerektirir. Bir kelimenin, çeviri yapılan dilde birçok karşılığı olabilir. O kelimenin, cümle içerisindeki, paragraf içerisindeki, hatta bölüm ve kitap içerisindeki yeridir çevirmenin bir kelimeyi diğerine tercih etmesine neden olan. Bir kitabı birkaç farklı çevirmene verirseniz, hepsinden birbirinden farklı çeviriler gelecektir. Bu anlamda, çevirmenin hem rolü hem de sorumluluğu çok büyüktür. Dikkatli okurların, çevirmenin altına girdiği işin değerinin farkında olduklarını düşünüyorum. Türkiye özelinde ise söylemek istediğim tek bir şey var: Çevirmenlere, çevirdikleri kitap yüzünden hapis istemiyle dava açıldığı bir ülkede yaşıyoruz. İnternetteki herhangi bir arama motoruna "çevirmen" ve "dava" kelimelerini yazarak çıkan haberleri okursanız, "Çevirmenlere hakkı teslim ediliyor mu?" sorusunun cevabının çok basit olduğunu görmek zor olmayacaktır.

 

Sibil Çekmen kimdir?

 

1983 yılında İstanbul'da doğan Sibil Çekmen, Yeşilköy Ermeni İlkokulu'nda başladığı eğitim hayatına sırasıyla; Saint Benoit Fransız Lisesi ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Sinema ve Televizyon lisans bölümünde devam etti. AGOS gazetesinde muhabirlik, Anadolu Kültür'de proje asistanlığı, İMC TV'de editörlük ve sunuculuk yaptı. 2,5 yıldır Tudem için Fransızca-Türkçe kitap çeviriyor. Ayrıca üç yıldır belgesel projelerinde ve atölye çalışmalarında, Fransızca, Ermenice, İngilizce, Türkçe çeviri yapıyor.

 

 


 

 

* Görsel: Ahmet İltaş

 

 




Toplam oy: 1053

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Kulis

''Roman, Tanpınar'la kendim arasında bir med cezir''

ŞahaneBirKitap

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Editörden

Ülkelerin edebi gündemiyle siyasi gündeminin kesiştiği yerlerin az olduğu düşünülür. Uzaktan bakınca öyledir de aslında. Edebiyat, elindeki en büyük imkân olan “zamandan ve mekândan” bağımsız olma lüksünü kıyasıya kullanır. Bir kitabın yazıldığı koşullar önemlidir ama o kitap yazıldığı zaman ve mekânı da aşarak, dünya edebiyat hafızasının bir yerlerine yerleşir.