Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


Samed Karagöz: "Çağdaş Sanatta Suni Bir Ortamla Karşı Karşıyayız"


Sanat eleştirmeni Samed Karagöz, gazete ve dergilerde çağdaş sanat hakkında kaleme aldığı yazılarını Kamçatka (Profil Yayınları) adlı kitabında bir araya topladı. Karagöz, sanat üzerine yazarken, eleştirirken sanata karşı gösterdiği tutkulu bağlılığı ve sevgiyi hiç kaybetmeden, okuru için özel bir yol haritası da çiziyor. Karagöz’le kitabını, sanat eleştirmenliğini ve çağdaş sanatı konuştuk…

 

Çağdaş sanat üzerine yazmaya nasıl başladın ya da fitil ilk ne zaman, nasıl ateşlendi?

 

Çağdaş sanatla 2000’li yılların başlarından itibaren ilgilenmeye başladım. 2010’da daha yoğun bir şekilde bu ilgim devam etti. Aslında yazmak, 16 yaşımdan itibaren hayatımın bir parçası. 1997 yılında ilk yazım yayımlandı. O tarihten beri de edebiyat, sinema ve plastik sanatlar başta olmak üzere kültür ve sanatla alakalı birçok konuda yazyorum.

 

Çağdaş sanatın zor anlaşıldığına dair bir önyargı var, ne dersin?

 

Çağdaş sanatı anlamak için geleneksel sanatları anlamaktan daha fazla çaba harcamak gerekiyor. Ama eser, alışık olduğumuz bir konuyu işliyorsa eğer bunu anlamak çok daha kolay. Örneğin Rönesans döneminde resimlere konu olan olaylar ya Hıristiyan ikonografisi ya da Yunan-Roma mitolojisi temellidir. Eğer bu konulara dair bilginiz yoksa bu eserlerde ne anlatıldığını anlamak da kolay olmaz. Benzer durum çağdaş sanat söz konusu olduğunda da geçerli. Çağdaş sanatın konu edindiği kimlik meseleleri, küresel ısınma, azınlıklar, kadın-erkek ilişkileri gibi konulara dair bilgi sahibiyseniz anlamak daha kolay oluyor. Önemli olan bu eserlere açık fikirlilikle yaklaşmak.

 

Kitabının adıyla (Kamçatka) Türk entelektüelinin vazgeçilmez tartışma konusu olan Doğu-Batı meselesini hatırlatıyorsun. Kültür alanındaki bu tartışmanın sanattaki yeri nedir?

 

Sanatta da benzer tartışmalar Osmanlı’nın son dönemlerinden itibaren başlıyor ve cumhuriyet dönemindeki Batılılaşma hareketleriyle zirveye çıkıyor. Bedri Rahmi Eyüboğlu ‘yazma’lar üretip bunları sergilediğinde elitist kesimler tarafından beğenilmiyor. Bedri Rahmi onları “otobüsü çoktan kaçıranlar” olarak adlandırır. “Önemli olan halk sanatına varmak değil, halk sanatından hız alıp günümüz sanatını üretmektir” der.

 

Türk sanatında gelenek ve modern ayrımının keskin hatları yok sanırım. Senin bakış açın nasıl?

 

Bizde sanat sosyal alanların birçoğunda olduğu gibi olağan akışıyla bugünlere gelmedi. En büyük kırılma bence 1928’te harflerin değişimiyle oldu. Picasso, Matisse gibi birçok batılı ressamın da dikkatini çeken, hat sanatı başta olmak üzere diğer kitabî sanatlarımız akamete uğradı. Bunlar demin bahsettiğim Bedri Rahmi örneğinde olduğu gibi geleneğin, yerelliğin sanat için vazgeçilmez olduğunu düşünen sanatçılar tarafından -ki bunların arasında Erol Akyavaş’ı özellikle belirtmek gerek- zaman zaman kullanıldı ama bunun dışında modern ve çağdaş sanat söz konusu olduğunda maalesef son derece suni bir ortamla karşı karşıyayız. Bu eserler tıpkı İstanbul’un gökdelenleri gibi. Bazıları mimarî açıdan son derece başarılı ama İstanbul’dan söküp New York’a ya da Berlin’e koysak bu gökdelenleri, o şehirlere de rahatlıkla uyum sağlayabilirler.

 

Sanat eleştirmenliği gibi zor bir alanın içinde çalışıyorsun. Ama senin yazıların eleştirmekten çok sevdirmeyi amaçlıyor gibi, yanılıyor muyum?

 

Yok yanılmıyorsunuz. Amacım anlatmak, tanıtmak ve bunun neticesi olarak sevdirmek. Eserlerdeki eleştirilecek hususları mümkün olduğunca yok saymaya çabalıyorum. İnsanların, en azından benim hitap ettiklerimin, zaten sanatla aralarında hayli mesafe var, o mesafeyi daha da açmaya gerek olmadığını düşünüyorum. Siz de bilirsiniz ki yazdığınız mecraya göre okur kitleniz değişiyor ve ben de yazarken bu hususu göz ardı etmiyorum.

 

Cahit Zarifoğlu’nun meşhur şiirinden hareketle Sevemedik Müzeleri, ne dersin? Veya müzelerimiz ne durumda, Batı’daki gibi bir müzecilik anlayışına ihtiyacımız var mı?

 

Müzelerimizin durumu maalesef kötü. Bu topraklarda dünyanın ilk müze olarak planlanan binası yapıldı Osman Hamdi Bey zamanında. Ama maalesef bunun devamı gelmedi. Şu anda inşaatı devam eden ARTER, İstanbul Modern, İstanbul Resim Heykel Müzesi gibi önemli projeler var. ARTER ve İstanbul Resim Heykel Müzesi’nin bu yıl içinde açılması planlanıyor. Bunlar İstanbul’a ve doğal olarak Türkiye’ye değer katacak projeler. Ayrıca sadece İstanbul’da değil mesela Eskişehir’de de bir modern sanat müzesi açılacak. Müzecilik anlayışı ve işletmesi olarak Batı’dan çok geride olduğumuzu düşünmüyorum ama sanat eserleri çeşitliliği açısından daha kat etmemiz gereken çok yol var. Bir de tabii Kültür ve Turizm Bakanlığı envanterindeki eserlerin sergilenebilmesi için de çok daha kapsamlı bir müzeye ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. İstanbul Arkeoloji Müzesi, Topkapı Sarayı Müzesi, Türk-İslam Eserleri Müzesi gibi muazzam kurumlarımızın depolarında maalesef sergileyemediğimiz çok sayıda eser var. Bunları mutlaka sergilemenin yolunu bulmalıyız.

 

Çağdaş Sanatı anlamak için nerden başlanmalı, bunun bir yol haritası var mıdır? Senin tavsiyelerin neler?

 

Benim tavsiyem açık fikirlilikle, anlamaya çaba göstererek, bol bol eser görmek. Ayrıca bugün çağdaş sanat olarak adlandırdığımız dönemden önceki yıllara İzlenimcilikten başlayarak dikkatli bakarsak bugün üretilen sanatı anlamak çok daha kolay olacaktır.




Toplam oy: 26

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Kulis

Yunus Emre Tozal: Chicago’nun kütüphaneleri

ŞahaneBirKitap

Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu’nun Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan 3. baskısıyla okurlarla buluştu. Bu baskıyı öncekilerinden ayıran en önemli fark, bu kez eserin iki cilt halinde ve genişletilmiş şekliyle yayınlanması. Uzun süre alanındaki tek kaynak olan bu kitap tartışmasız biçimde hâlâ alanındaki en önemli eser olma özelliğini koruyor.

 

Editörden

Kadın kahramanlar içinde bazıları var ki, yıllar önce okumuş olmama rağmen halen onların hayatlarını merak ederim. Her okuyuşta farklı bir keşif, yeni bir detay, daha önce hiç fark etmediğim bir ayrıntı dikkatimi çeker ve buna şaşırır dururum. Eskiden okuduğum bir romana dönmek, eski bir arkadaşıma merhaba demeye benzer.