Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


Yay-Lab ile söyleşi: Yeni yazarlar için yayıncılık laboratuvarı


Yay-Lab ile söyleşi: Yeni yazarlar için yayıncılık laboratuvarı

 

Adalet ÇAVDAR

 

Mylos Yayın Grubu’nun bir markası olarak faaliyet gösteren Yayıncılık Laboratuvarı, yeni yazarların dosyalarını bir editörlük hizmeti vererek yayına hazırlamak, uygun yayınevlerine yönlendirmek, öte yandan da yayınevlerine çeşitli konularda destek vermek için 2015’te kuruldu. “Avrupa’da editörlük, ajanslar üzerinden yürüyor, Türkiye’de neden olmasın,” düşüncesiyle yola çıkan Yay-Lab’ı Özlem Özdemir ve Hüseyin Çukur’a sorduk.

 

Yay-Lab kimler tarafından, ne zaman kuruldu?

 

Yayıncılık Laboratuvarı, Mylos Yayın Grubu’nun bir markası olarak 2015’te kuruldu. Labirent Yayınları, Mylos Kitap, Pulbiber ve 221B dergileri de yayın grubumuzun diğer markalarıdır.

 

Amaçları nelerdir?

 

Yeni dosyaları, müdahaleci editörlük yaparak yayına hazırlıyor ve yayımlayabilecek uygun yayınevlerine yönlendiriyoruz. Bu minvalde yazarlarla, yayınevleriyle ortak bir çalışma yürütüyoruz. 

 

Nasıl ve kimler tarafından kullanılabilir? Nasıl çalışır?

 

Yazarlar, yayınevleri, şirketler ve sektörel dergiler, yayına hazırlamak istedikleri her türlü basılı ve dijital materyal için ajansımıza başvurabilir.

 

Yazarların gönderdiği dosyalar, hangi kategoride ise, o kategoride uzmanlaşmış editörümüz tarafından okunur ve dosyayı geliştirici önerilerde bulunur. Editörümüz, yazarla birlikte dosyanın daha iyi hale gelmesi için titiz ve detaylı bir çalışma yürütür. Sonrasında, dosyayı yayımlayabileceğini düşündüğü yayınevlerini belirler, bu yayınevlerini yazara bildirir. Kısa sürede dosyanın bu yayınevleri tarafından incelenmesi sağlanır.

 

Yayınevleri ise yayın planı oluşturma, danışmanlık, editör ihtiyacı, kapak tasarımı, çeviri editörlüğü, son okuma, mizanpaj konularında bizden destek alabiliyor. Kitapları, yayınevlerine, talepleri doğrultusunda baskıya hazır halde teslim ediyoruz. 

 

Şirketlere de, web sitesi oluşturma, site editörlüğü, sosyal medya hesap yönetimi, e-dergi hazırlama, logo tasarımı, şirket kimliği oluşturma, çeviri desteği gibi konularda destek veriyoruz.

 

Kaba tabirle "edebiyat piyasasında" nasıl bir boşluk gördünüz ve YayLab'ı kurma ihtiyacı duydunuz?

 

Yeni yazarların en büyük sorunu, yazdıkları eserlere yayınevlerinden makul sürede cevap alamamak. Bu süreyi en aza indirmek ve dosyaları konusunda iyileştirici öneriler getirmek, hemen her yazarın ihtiyaç duyduğu bir konu. Ayrıca, kitap editörlüğü gibi çok çok önemli bir işin ülkemizde henüz kurumsallaşmaması da bizi bu yönde teşvik etti. Sonuçta, editörlüğün de hakkıya yapılamadığı ve yazarın profesyonel bir gözün önerilerine, müdahelesine ihtiyaç duyduğu durumlar ortaya çıkıyor. Bunun sebeplerinden biri de, genellikle yayınevlerinin istihdam etmek yerine “freelance” editörlerle çalışmayı tercih etmesi. Yay-Lab olarak, beraber çalıştığımız profesyonel ve alanına hakim editörlerle, bu konuda oluşan boşluğu da doldurmak istiyoruz. Avrupa’da editörlük, ajanslar üzerinden yürüyor, ülkemizde neden olmasın diye düşündük... 

 

Yeni dönem edebiyatı nasıl görüyorsunuz? İnsanlardaki yazma ve bir kitap yayınlama arzusu büyüyor gibi sanki. Yeni dönem edebiyatçılarıyla ilgili görüşleriniz nelerdir?

 

Bu konuda spekülatif şeyler söylemek yersiz bize göre. Evet, herkeste bir yazma ve yayımlatma isteği var. Bazıları, bunu kendi imkanlarıyla gerçekleştiriyor. Bunu “sektör” olarak benimseyen yayınevleri de var. İyi eserler, geleceğe kalıyor. Bir “moda” bağımlılığı üzerinden ilerleyen eserler de okurların takdiriyle hak ettiği değeri görecektir.

 

Bu kadar çok yazan insan bu kadar çok okuyor mu?

 

Aziz Nesin, “Bu ülkede her üç kişiden dördü şair,” demişti. Yazan kadar okuyan olduğuna inanmak için fazla iyi niyetli olmak gerekiyor.

 

 


 

* Görsel: Elif Demir

 

 




Toplam oy: 655

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.