Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

			

Üye Eleştirileri


Üye Eleştirileri

Elif Şafak aşkı nasıl yorumlamış?

Elif Şafak
Doğan Kitapçılık

´´Mevlana ve Şems´in diliyle Aşk´ı anlatmak yürek ister´´ kitabı almadan önce zihnimden geçirdiğim cümle aynen buydu.

Bu kitabı okumaya, beni bu iddialı konuyu yazmaya cesaret eden hanımı tanıma arzum sebep oldu. Okuduğumuz kitaplar bize yazarının zihni hakkında ipucu verir. Bazı yazarları tanımak amacıyla okur geçerim, bazılarını ise ne zaman yeni kitabı çıkacak diye hasretle bekler ve yayınlanmış tüm kitaplarını okuyarak zihinlerinde yaşamayı sürdürmek isterim.

Elif Şafak ile ilk defa bu kitabında tanıştım ve kendisini okumaya devam edeceğim.

Aşk, birbiri içine geçmiş iki ayrı hikayeden oluşuyor. Kitabı baştan sona kadar okuyamadım. Önceliği Ella ve Aziz´in aşkına verdim, sona anlatımını çok merak ettiğim Mevlana ve Şems´i bıraktım. Ella ve Aziz ile günümüz dünyasında az rastlanır türden enfes bir aşkı okuyarak yaşadıktan sonra Mevlana ve Şems´te galiba aradığımı tam olarak bulamadım.

Oldukça dikkatli kurgulanmış ve başarılı bir kompozsyonla konunun albenisini artırmak amacıyla yan karekterler ile beslenmiş olan iki  sufi arasındaki ölümsüz ulvi aşkı okurken, onlarla birlikte  hissetmek istediğim tassavufi yükselme hissini tam yakalayamadım.

Bana göre Elif Şafak Ella ve Aziz´de anlatmak istediğini yakalarken, Mevlana ve Şems´i elinden kaçırmış.

Belki ben kitaptan fazlasını bekliyordum ve bu yüzden kitabı bitirdiğimde kendimi Mevlana ve Şems ile birlikte hissedemedim.

Ama başlangıçta da dediğim gibi "aşk" önce hissetmek sonra yaşamak ve yazmak gerektiren iddialı bir konu ve herkes kendi renginde aşık olur. Elif Şafak, Mevlana ve Şems´te bulmak istediğim şeffaf aşkı değil kitabın kapağı gibi pembe bir aşkı yakalamış.

Yorumlar

Yorum Gönder


Neden hayatı ezberlenmiş gibi yaşıyoruz ve farklı bir duruş sergilendiyğinde onu değerlendiriken yine ezberden bir kaç cümle savuruyoruz düşünmeden hayatı sana nasıl gösteriyorlarsa öyle yaşamaktan sıkılmadın mı düşünmenin ve bişeyler hissetmenin nesi kötü ve hayat öyle snıldığı gibi basma kalıp değil süprizlerle dolu bir bakarsın bir saat sonrasındahayatındaki herşey yok olup gitmiş yada tam tersi özlem duyduğun erşey ellerinin içinde yani hayatı yorumlama sanatı , kitap okunmaya değer evet ve sınırların ötesinde buldum ben aman bu evliymiş aman bu müslümanmış amanda bu yahudiymiş olmazmışta bilmeme ne yahu kitap okurken bari birazcık hayata başka pencerelerden bakmayı ve öyle yorumlamaya çalışın nihayetinde kitap farklı bakış açılarından korkmadan....

53%
47%

kitbı okynca açkcası şemsten nefret ettm ktptaki şemsten tabi. gerçek şemsi tebrizi kesinlikle kitipta anlatıldığı gibi değil. daha dini iyi tnmadan dinle ilgili yazln kitaplar sadece insanlara dini yanlıs tantlmaya çalslyor o kadar, MESELA a. zaharann sonrdn mslmn olmsı ve müslmn olmasına rağmen evli bir kadnla beraber oluyor tamm AŞK var dinde amaa askı çok yanls tntms. benm kitaba karsı gerçek gorslrm ve bnm gibi dsnn çok ksi var..

34%
66%

Kitabın adı aşk ama günlük hayatta her yaştan insanın dillendirdiği türden bir aşktan ziyade kitapta ilahi aşktan söz ediliyor.Bostonda yaşayan kırklı yaşlarda kocasının kendisini aldattığını bile bile ailesini ayakta tutmaya çalışan üç çocuk annesi bir kadın Ella kitabın ana karakteridir.Kocasına duyduğu öfke nedeniyle aşka inancını kaybetmiş Ella'nın hayatı bir yayın evinde edebiyat editörünün asistanı olarak işe başlamasıyla değişiyor.

49%
51%

Yeni yorum gönder

Diğer Üye Eleştirileri Yazıları

Roman hakkında bir şeyler yazmak gerektiğinde “bizde” izlenen usul, çoğunlukla yazarın dünyası ve kendisi hakkında oluşmuş genel kanaat üzerinde kanat çırpmayı gerektirmeyen bir uçuşla yazarla (ya da politik olarak mahkum edilmiş bir yazarsa “çoğunlukla”) aynı gökyüzünü paylaştığı izlenimi veren satırlar arasında süzülmektir. Ne de olsa böyle bir usulde romanı okumak da gerekmez.

Kitabın ismindeki aşkı görünce hem ilgimi çekmiş hem de romantik bir şeyler okuyacağımı düşünmüştüm. Ama kitabı okumaya başlayınca hiç de öyle olmadığını görüp, bir günde okuyup bitirdim. Çok az kitapta yaşadığım o nefessiz kalmayı yaşadım. Dostoyevski'nin Suç ve Ceza´sında ki çarpıcılığı hissettim. Tam evet tam bir aşk romanı! Aşkı en çarpıcı ve vurucu biçimde anlatmış.

Felsefe devrimsel değil birikimsel bir süreçtir ancak bu birikimli yapının bazı devrimcileri vardır. Marquis de Sade işte bu devrimci filozoflardan biridir, hatta en başta gelenlerindendir, çünkü de Sade dokunulması en güç şeye dokunmuştur, en büyük tabuyu devirmiştir.

'Hatıra' sözcüğü hep tek yumurta ikizi 'Hüzün'le gelir insanın aklına. Öyle ki, ne kadar hoş, ne kadar eğlenceli anlarınızı hatrınıza getirirseniz getirin, attığınız en şiddetli kahkahaların ardından çöküverir o hüzün üzerinize. Bir daha o günlere dönemeyecek olmanın hüznü. 'İstanbul Hatırası' da tam böyle bir kitap.

Christopher Priest’ın bol ödüllü fakat ülkemizde ancak film uyarlaması ile adını duyurabilmiş ve hala daha pek de okunmamış romanı bizi eğlencenin kanlı canlı olduğu zamanlara götürüyor.

Söyleşi

100. sayımızdan itibaren başladığımız Yayınevi Hikâyeleri’nde bu ay İz Yayınları editörü Hamdi Akyol var. Akyol, yayıncılık tarihimizin kilometre taşlarından olan İz Yayınları’nın kuruluşunu, daha çok hangi kitapları bastıklarını ve günümüz yayıncılık ortamının durumunu değerlendirdi.

 

ŞahaneBirKitap

“Tıp gerçek bir kütüphanedir, ama doğru biçimde okunması gerekir” cümlesinden yola çıkan Kütüphanedeki Beden, Charles Dickens’tan Franz Kafka’ya, Virginia Woolf’tan Susan Sontag’a, John Berger’dan Oliver Sacks’e uzanan bir yelpazeyle zenginleşen, tıbbın toplumsal tarihini edebiyat aracılığıyla aydınlatan bir antoloji.

Editörden

 

Günümüz İngiliz romancılarından Ian McEwan’ın Soğuk Savaş döneminin “edebiyat cephesi”ni anlattığı ilginç bir romanı var; Bir Parmak Bal. Ülkemizde de yayınlanan roman bir anlamda birbirine benzemeyen üç ilgi çekici konuyu garip bir kurgu etrafında bir araya getiriyor: Gizli servis, edebiyat ve aşk.