Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

			

Üye Eleştirileri


Üye Eleştirileri

Kaçan Fırsat

Hakan Günday
Doğan Kitapçılık

Hakan Günday kendi okuyucusunu yaratmış bir yazar. Her romanı merakla bekleniyor. Ziyan´daki anlatımı göz önüne alındığında kaleminin daha da sağlamlaştığı söylenebilir. Zira ilk romanlarında çok savruk bir Türkçe ve çok fazla düşük cümle vardı. Kinyas ve Kayra çok sevilmesine rağmen, kabul etmek gerekir ki, edebi anlamda pek ekonomik bir roman sayılmazdı.

Ziyan etkileyici bir başlangıç yapıyor. Güneydoğu ve zorunlu askerlik hakkında daha önce söylenememiş şeyleri cesurca söylüyor. Romanın ikili giden anlatımı ise iyi kotarılmış. Dönemle ilgili yapılan araştırma başlarda romanda sırıtmıyor. Ama...

Ama Ziya Hurşit´in Türkiye Cumhuriyeti kurulurken ki yaşadıkları anlatılırken işler roman sanatı bakımından hiç de iyi gitmiyor. O bölüm eklektik kalıyor. Hadi işi fazla dolandırmadan söyleyelim, Hakan Günday romanın tüm ruhuna ihanet ederek Atatürk´ü o kadar kolluyor ki, bir yerden sonra kitap yürümez oluyor. Yeraltı edebiyatının görece temsilcisi olan bir yazarın Mustafa Kemal´e bakışındaki sıradanlık ve kolaycılık, romandaki büyüyü tamamen bozuyor. Buna hiç gerek yoktu.

Kanımca çok iyi bulunmuş bir hikaye, aslında yazarın en başından eleştirdiği görüşe teslim olmuş. Yazık olmuş... Ziyan olmuş...

Halbuki konu ve giriş Türk edebiyatı açısından bir milad olabilirmiş. Bir fırsat kaçmış. İşin trajik yanı ise niye böyle olduğunun cevabının romanda anlatılıyor olması. Roman yazarına rağmen aslında çok direnmiş...

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Üye Eleştirileri Yazıları

Roman hakkında bir şeyler yazmak gerektiğinde “bizde” izlenen usul, çoğunlukla yazarın dünyası ve kendisi hakkında oluşmuş genel kanaat üzerinde kanat çırpmayı gerektirmeyen bir uçuşla yazarla (ya da politik olarak mahkum edilmiş bir yazarsa “çoğunlukla”) aynı gökyüzünü paylaştığı izlenimi veren satırlar arasında süzülmektir. Ne de olsa böyle bir usulde romanı okumak da gerekmez.

Kitabın ismindeki aşkı görünce hem ilgimi çekmiş hem de romantik bir şeyler okuyacağımı düşünmüştüm. Ama kitabı okumaya başlayınca hiç de öyle olmadığını görüp, bir günde okuyup bitirdim. Çok az kitapta yaşadığım o nefessiz kalmayı yaşadım. Dostoyevski'nin Suç ve Ceza´sında ki çarpıcılığı hissettim. Tam evet tam bir aşk romanı! Aşkı en çarpıcı ve vurucu biçimde anlatmış.

Felsefe devrimsel değil birikimsel bir süreçtir ancak bu birikimli yapının bazı devrimcileri vardır. Marquis de Sade işte bu devrimci filozoflardan biridir, hatta en başta gelenlerindendir, çünkü de Sade dokunulması en güç şeye dokunmuştur, en büyük tabuyu devirmiştir.

'Hatıra' sözcüğü hep tek yumurta ikizi 'Hüzün'le gelir insanın aklına. Öyle ki, ne kadar hoş, ne kadar eğlenceli anlarınızı hatrınıza getirirseniz getirin, attığınız en şiddetli kahkahaların ardından çöküverir o hüzün üzerinize. Bir daha o günlere dönemeyecek olmanın hüznü. 'İstanbul Hatırası' da tam böyle bir kitap.

Christopher Priest’ın bol ödüllü fakat ülkemizde ancak film uyarlaması ile adını duyurabilmiş ve hala daha pek de okunmamış romanı bizi eğlencenin kanlı canlı olduğu zamanlara götürüyor.

Kulis

(Ahmet Edip Başaran) Şiirin Söz Hakkı

ŞahaneBirKitap

Tam bir İstanbul çocuğu olan, Alaattin Karaca’nın tanımlamasıyla “üstünde başında, sesinde soluğunda ‘eski bir İstanbul’dan rayihalar taşıyan” yazar Cem Sancar 82 denemeden oluşan yeni kitabı “Her İnsan Bir Ayet’te çocukluğunun İstanbul’unu, şehrin sokaklarını, lezzetlerini, mevsimlerini insanlarını kendine özgü muzip diliyle anlatıyor.

Editörden

Çocukken, Karadeniz’in insana sanki bir asır sürecek kadar uzun gelen ve kesilmeden yağan yağmurlarını izler, can sıkıntısından kurtulmak için kitaplara kaçardım. Yağmur yağdıkça, üzerime hikâyeler de yağardı aslında. Sahi, neye, neyimize yarardı hikâyeler.