Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Ayrılık Ahlâkı




Toplam oy: 2
Kendini kurtarmak yahut kazanımlarını korumak için başkalarını, genellikle de arkadaşlarını feda edenlerin çağındayız. Dürüst ve düzgün insanların üzgün olduğu bir dünyanın içindeyiz. Ölenle ölemiyor, gidenle gidemiyor, kalanla kalamıyoruz.

Ayrılık, dünya hayatının en son kelimesidir. Nihayetinde, sevdiğimiz, bize ait olduğunu düşündüğümüz her şeyi geride bırakacak ve ayrılık atına binip gideceğiz.

 

Fâni dünyada birçok ayrılık yaşarız. Birlikte olduğumuz insanlardan, bulunduğumuz yerden, çalıştığımız adresten ayrılırız.

 

Zamanla insanların önceliği, hassasiyeti, iş tutuş şekli, düşünce yapısı değişir ve ayrılık kaçınılmaz olur. Esasında nasihat bellidir: Ayrılıktan özenle kaçınmak ve birlikte olmaya ısrarla devam etmek...

 

Kıymetiniz bilinmez, emeğiniz karşılık görmez, samimiyetiniz suiistimal edilir vs. Usanç gelir, burukluk oluşur, gönülKişisel yahut kurumsal, her ayrılık yorucu bir süreçtir. ‘Severek ayrıldılar’ diye çok kullanılan bir kalıp var. Bu ayrılık çeşidiyle henüz karşılaşmadım.

 

Menfaat duygusu, görünme arzusu, öne geçme tutkusu, yönetme isteği ayrılığı hızlandırır. Ticari, siyasi ve edebi ayrılıklarda bunlardan birkaçını görebiliriz. İnsanî (kalbî) ayrılık ise başkadır.

 

İnsanla münasebette temkinli olmak iyidir. Bugünün yarını da var. Yarının sadece ne getireceğini değil, ne götüreceğini de bilemeyiz. Ayrıca: Allah’a inanır, insanlara itimat ederiz. İnsana inanmanın sonu hüsranla, ayrılıkla bitebilir. Yapmam diyen yapabilir, söylemem diyen söyleyebilir, gitmem diyen gidebilir. Son tahlilde, insan, sözünü tutamamış olandır. yorgunluğu taşınamaz noktaya ulaşır.

 

Fedakârlık ile şahsi çıkar, samimiyet ile riya, minnet ile inkâr, vefa ile nankörlük aynı istikamette yürüyemezler. Kendini kurtarmak yahut kazanımlarını korumak için başkalarını, genellikle de arkadaşlarını feda edenlerin çağındayız.

 

Dürüst ve düzgün insanların üzgün olduğu bir dünyanın içindeyiz. Ölenle ölemiyor, gidenle gidemiyor, kalanla kalamıyoruz. Mahremiyetin yerini teşhircilik aldı, alıyor. Mutlaka görmüşsünüzdür. Müzayede firmaları yahut internet siteleri, gösterişli objeleri “teşhirlik parça” başlığı altında satışa sunuyor.

 

Buraya nasıl geldik? Bir güzelliği teşhir etmek bile uygun bir davranış biçimi sayılmazken, mahrem meseleleri gözler önüne sermek, onları kullanışlı bir malzemeye dönüştürmek hoş karşılanmaz ve ters etki oluşturur.

 

Kendimizi ve haysiyetimizi elbette koruyalım, savunalım. Bunu, vaktiyle birlikte yürüdüğümüz insanları ve kurumları karalamadan, türlü imalarda bulunmadan da pekâlâ yapabiliriz. Giden gittiği, kalan kaldığı yerde olumsuz konuşmamalıdır. Telafisi mümkün olmayacak cümleler kurmak, ancak ayrılığı düşmanlığa dönüştürmeye yarar.

 

Uzun soluklu yürüyüşlerde, bazı kimseler geride kalır, bazıları da şu veya bu nedenden dolayı kırgınlık yaşar. Kimi yerini beğenmez, kimi beklentilerine karşılık bulamaz, kimi de değerinin anlaşılmadığını düşünür. Unutmadan: Bahane arayan, ona kolaylıkla ulaşabilir. Böylece bütünden ayrılmış, ana gövdenin dışında kalmış olur.

 

İnsan insanın emanetidir. Yolculuk esnasında yaşananlar, yollar ayrıldıktan sonra ifşa edilemez. Yol Ahlâkı, bir sonraki yazımızın konusu olsun ve burada bitirelim.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Şule Yayınları’ndan çıkan son öykü kitabı Fantastik Şeyler ile okuyucu ile yeniden bir araya gelen Naime Erkovan, edebiyatın toprak sahasına adını ilk olarak Beşinci Düğme ile yazmıştı. Aynı eserinde “Her şey gezegenlerin konumu yüzünden’’ diyordu Erkovan. O sebepten mi yoksa başka nedenle mi bilmem, ama önemli bir mevzu bence de.

Hikâyenin ne işe yaradığı, varoluşumuzda neye denk düştüğü, neleri üstlendiği hâlâ cevabı aranan sorular. Kendi adıma varlığımızı hikâyelerle inşa ettiğimize, bir özne olarak kâinatı dolduran her şeyden ayrıştığımız andan itibaren, öz benliğimizde daha derinlere doğru bir tür geri çekilme hamlesi yaptığımıza inanıyorum.

Ülkemizde son yıllarda en çok gündeme gelen yazarlardan biri Uzak Doğulu yazar Han Kang olmalı. Layık görüldüğü Uluslararası Man Booker Ödülü dışında yurtdışındaki çeviri -hadi böyle adlandıralım- “skandalıyla” da gündemden düşmedi yazar ve İngilizceye çevrilen ilk kitabı Vejetaryen.

Kelimeler üzerine düşünmeyi, kelimelerle yeni kelimeler üretmeyi seviyorum. Kelimelerin sözlük anlamları ve sonrasında kazandıkları anlamlar her zaman ilgimi çeker. Metinleri okurken cümlelerin sadece yan yana gelen kelimelerden ibaret olmadığını düşünürüm.

Bir çocuk için bir kitabı anlamlı kılan ve heyecanla okumasını sağlayan şeylerden birisi içindeki macera ve mizah sosudur. Eğer bunu günlük hayatın akışına boyayabilirseniz bu çocuk için daha cazip bir kitaba dönüşür elbette. Selçuk Ceyhan’ın yazdığı Dünyayı Kurtaran İnek romanının da yaptığı tam olarak bu.

 

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.