Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Darbe Karşıtı Tanıklıklar



Zayıf
Toplam oy: 11
Çocuk Geliyor, en nihayetinde darbe karşıtı bir tanıklıklar toplamı; bu sebeple Türk okurunun kitapta yakın tarihimize dair birçok ortaklık bulabileceğini düşünüyorum.

Ülkemizde son yıllarda en çok gündeme gelen yazarlardan biri Uzak Doğulu yazar Han Kang olmalı. Layık görüldüğü Uluslararası Man Booker Ödülü dışında yurtdışındaki çeviri -hadi böyle adlandıralım- “skandalıyla” da gündemden düşmedi yazar ve İngilizceye çevrilen ilk kitabı Vejetaryen. Ödüllü çeviri, sonrasında çevirmenin metin üzerindeki nüfuzunun nerede bittiği tartışmalarına yol açmıştı; öyle ki kitabın orijinal dilinde hastane odasına giren bir karakterken, İngilizcesinde başka bir karakterdi. Neyse ki kitap Türkçeye Korece orijinalinden Göksel Türközü’nün çevirisiyle yayınlandı da Türk okur, bu türden sorunlarla uğraşmak zorunda kalmadı.

 

Yazarın Çocuk Geliyor kitabı da yine Göksel Türközü çevirisiyle yayınlandı. Çocuk Geliyor’u okumadan önce anlatılanların tarihi arka planına göz atmakta yarar var. Gwangju Ayaklanması (ya da Gwangju İsyanı), Güney Kore’nin Gwangju kentinde, 18 -27 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşen, askeri darbeye karşı başlatılan protesto gösterileri. Her ne kadar gösteriler o tarihte somut bir sonuca ulaşmamış da olsa, protestoların bıraktığı miras, Güney Kore’nin demokratikleşmesinde önemli bir yere sahip. Kore’deki protestolarda yüzlerce kişi hayatını kaybetmiş ve binlerce kişiyse yaralanmış.

Felaket sonrasının tasviri

Olayların yaşandığı günlerde on yaşında olan Han Kang, yaşananları on iki yaşında, bir duvara gizlenmiş fotoğraf kitapçığını bulup karıştırdıktan sonra idrak ediyor. Yüzü bir süngüyle parçalanmış kızın fotoğrafı on iki yaşındaki zihnine takılı kalan Kang, yıllar sonra şöyle anlatacak: “Fotoğrafları gördüğümde yirmi yaşında olsaydım belki nefretimi askeri rejime yöneltebilirdim. Fakat küçüktüm ve şöyle düşünüyordum; bunu insanlar yaptı, insanlar korkunç ve ben de bir insanım.” Sonrasında beşeriyetin getirdiği sorumluluk ve suçluluk duygusundan olmalı, 1980 yılındaki gösterilerde yaşananları araştırmaya girişiyor ve bunları kaleme alıyor. Kitapta da söylediği gibi, cevabını aradığı soru şu: “İnsanoğlu özünde acımasız bir varlık mıdır?”
Çocuk Geliyor’u okurken aklımız ister istemez Vejetaryen’e gidiyor. Kitabı okurken kendimizi Kang’ın iki kitabı arasında ortaklıklar-ihtilaflar araştırırken buluyoruz. Kang, Vejetaryen’de aile-birey üzerinden anlattığı baskı ilişkisinin üzerine eğiliyor tekrar ve daha büyük bir portre sunuyor bizlere; Çocuk Geliyor’da bu baskı, iktidar ve toplum ilişkisine odaklı. Kitapta yine fragmanlar halinde birey hikâyeleri anlatılsa da, bu hikâyeler gerçeklerden hareketle anlatıldığı için, Vejetaryen’deki üç hikâyeden çok daha “direkt” bir anlatıma sahip. Yazarın Vejetaryen’le oluşturduğu o mistik hava burada yerini realist bir atmosfere bırakmış. Yaşananların çok da uzak bir geçmişe ait olmadığı düşünüldüğünde bu beklenen bir durum. Han Kang, Çocuk Geliyor’da farklı tanıklıklara ses veriyor ve bu belki de yazarın Vejetaryen kitabından ziyade, Aleksiyeviç’in felaket sonrası anlatımlarını andırıyor.
Vejetaryen ve Çocuk Geliyor... İki kitap da en nihayetinde beden üzerindeki tahakküme odaklanıyor diyebiliriz: “Sorgu odasına girdiğimizde monami marka siyah tükenmez kalem her zaman masanın üzerinde hazır beklerdi. Her şeyden önce bedenimin bana ait olmadığını açıkça beynime kazımak ister gibi” sözleriyle aktarıyor işkence gören birinin tanıklığını Kang. Bedenin kırılganlığı ve maruz kalabilirliğini, üst üste yığılmış ölülerle, işkence görmüş, deforme edilmiş bedenlerle anlatıyor bu kez. Çocuk Geliyor, en nihayetinde darbe karşıtı bir tanıklıklar toplamı; bu sebeple Türk okurunun kitapta yakın tarihimize dair birçok ortaklık bulabileceğini düşünüyorum.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

1977 doğumlu bir şair Eren Safi. Şimdilik yayınlanmış iki şiir kitabı var: Kamaşır ve Twitter Tepesindeki Okçular. Kamaşır toplamında yer alan Mürşidim Kocakarı ve Bir Kişi Bomba şiirleri öznel şiirler sayılabilir.

Nasreddin Hoca, Beylikler devri Anadolu’sunun en bilge karakterlerinden birisi. Ona izafe edilen fıkralar yediden yetmişe hemen herkesin neşe kaynağı, aynı zamanda tasavvufi felsefi manalar da içeren bu fıkralar hem güldüren hem de düşündürüp ders veren türden.

Kitapların dünyasına yaptığımız yolculukları düşünmeye başlayalım. Önce kitapların oluşma sürecini sanki ilk defa öğreniyormuşuz gibi hatırlamamız iyi olabilir. Zihnimizde beliren düşünceler olgunlaşınca onları harflerle kelimelere dönüştürürüz. Kelimeler sözcükler halinde ağzımızdan dökülür, uzun bir konuşma halini alır.

İran edebiyatında ve özellikle İran şiirinde, erkek egemenliğine karşı kadın rüzgârını ilk estiren şairin sinemaya giriş macerasının ilk perdesi, iki arkadaşı tarafından bir partide İran sinema dehasına önerilmesiyle başlar. Bu sabit fikirli, dik başlı ve dahi adam, hakkında pek de iyi şeyler konuşulmayan bir kadını işe alırken tereddüt eder ve bu tereddüdünden iş arkadaşına söz eder.

Fatih Balkış’ın adı okura yabancı gelmeyecektir. Fars, Yerçekimi ve Baht Dönüşü kitapları Can Yayınları tarafından basılan romancı, dört yıllık bir aradan sonra dördüncü romanını da çıkardı. Bugüne dek hep iyi işlerle karşımıza çıkan Kafka Kitap’ın, ilk Türkçe edebiyat örneklerinden biri olarak sunuldu Karaçam Ormanı’nda.

Kulis

Dünyasizlar: Post Modern Bi̇r Harut İle Marut Masali

ŞahaneBirKitap

“Aşk hata yapabilen Tanrı’sı olan bir din yaratmaktır” diyor Borges. Peki ya bu aşk hata yapabilen tanrıların doluştuğu bir topluluk yarattıysa? Öyle ki toplum bir nevi âşıklar ve âşık olunanların bir aradalığı veya onlardan fazlası olamaz mı? Sosyolojik problemler öncelikle kronolojik bir seyir ile araştırır nesnesini. Bereket versin ki aşk zikredilmez teorilerin çoğunluğunda.

Editörden

Seneler önce başka başka vesilelerle tanıdığım ve içindeki şiir söyleme gücüne hayran kaldığım Didem Madak şöyle diyor bir şiirinde:

 

Vasiyetimdir Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta