Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Gölgede Kalanlar // Montaigne de tatile çıkmış




Toplam oy: 1189
Ömer Bozkurt, özellikle ilk sayfalarda dilin özensiz, ifadenin şaşırtıcı, içeriğin de sudan ve değersiz bulunabileceğini ama sabırlı olmamız, okumaktan vazgeçmemiz gerektiğini söylemiş.

Her sene özellikle bu zamanlar adlarını daha çok duyduğumuz yazarların kitapları da yayımlandığına göre, yaz gelmiş demektir… Hatta geç bile kaldık. “Bu yaz ne okuyalım” listeleri konusunda da sıkıntı çekmediğimiz göz önünde bulundurulursa, bavula bu listelerin tepesinden bir iki kitap atıp tatile çıkabiliriz! Geçtiğimiz günlerde YKY tarafından yayımlanan Yol Günlüğü kitabından anladığımız o ki, Montaigne de bir zamanlar yanına iki kitap alıp tatile çıkmayı ihmal etmemiş. Montaigne’in yanında götürdüğü ise, şimdilerde öneri listelerinde pek rastlanmasa da, herkesin ünü konusunda hemfikir olduğu Denemeler’inin iki nüshası… (Okumak için değil ama, hediye etmek için elbette!)

 

 

 

 

22 Haziran 1580’de yola çıkıyor Montaigne. Çok sayıda hizmetkarının olduğu kafilede kendisine eşinin kardeşi, birkaç arkadaşı ve yirmi yaşındaki erkek kardeşi de eşlik etmektedir. Bu yolculuk, Kuzey Fransa, İsviçre, Almanya (Kutsal Roma Germen İmparatorluğu) ve İtalya’yı kapsayacak uzun bir yolculuk olacaktır; ilk hedef Paris’tir.

 

 

 

Montaigne’in Yol Günlüğü hakkında kitabın çevirmeni Ömer Bozkurt, kapsamlı bir sunuş yazısı da kaleme almış. Bozkurt, Montaigne’in gezi notlarını muhtemelen sadece kendi yararı için bir andaç olarak düşündüğünü (ayrıca Montaigne’in zayıf bir belleğe sahip olduğu da söylenir) ve bir süre, yer yer eklemeler yaptığını belirtmiş. 47 yaşında olan Montaigne’in bu yolculuğa neden çıktığı konusunda ise kesin bir bilgi yok. Bilgisel nitelikli olduğu, sağlık nedeniyle yola çıktığı, kral tarafından bazı diplomatik girişimlerde bulunması için görevlendirildiği ileri sürülmüş… Ancak yolculuk boyunca tutulan bu notların ilk sayfalarının kayıp olması nedeniyle güdülen amaç tam olarak bilinemiyor. (Gezi notlarını içeren elyazması, yazılışından iki yüzyıl kadar sonra Montaigne Şatosu’nda bir sandıkta ilk sayfaları eksik olarak bulunuyor.) Belki de bu noktada –Bozkurt’un da atıfta bulunduğu gibi– nitelikli biyografilerin yazarı olarak Stefan Zweig’a güvenmeliyiz; ‘Montaigne biyografisi’nde bu yolculukla ilgili şunları kaleme almış Zweig: ”Bu, maviliklere açılan bir yolculuktur; sırf yolculuk için, daha iyi deyişle yolculuğun zevki uğruna yapılan bir yolculuktur. O zamana kadar Montaigne’in yolculukları mahkemenin, sarayın isteğiyle ya da işler gereği yapılmış, yarı görev yolculukları niteliğini taşımıştır. Bunlar, daha çok gezintiler olmuştur – şimdiki ise gerçek bir yolculuktur; hedefi ise Montaigne’in sonrasız hedefinden, yani kendini bulma hedefinden başkası değildir. Montaigne’in belli bir amacı yoktur; yolculukta neler göreceğini bilmemektedir; önceden bilmeyi de istememektedir; nereye gittiğini soran çıktığında da neşeyle şu karşılığı vermektedir: ‘Yabancı diyarlarda ne aradığımı bilmiyorum, fakat neden yuvadan kaçtığımı çok iyi biliyorum.’ Yeterince uzun bir süre hep aynı şeyleri yaşamıştır; şimdi farklı olanı istemektedir ve yeni ne kadar farklıysa, o kadar iyi olacaktır!” (Zweig, Montaigne, çev. Ahmet Cemal, Can Yayınları, 2012)   

 

 

 

 

 

Montaigne, nereye gittiğini soranlara şu karşılığı vermektedir: ‘Yabancı diyarlarda ne aradığımı bilmiyorum, fakat neden yuvadan kaçtığımı çok iyi biliyorum.’

 

 

 

 

 

Yolculuk ilerledikçe, metin de ‘açılıyor’

 

 

Yol Günlüğü’nün niteliğiyle ilgili de bilgi verilmiş sunuşta. Bozkurt, bazı bölümleri ham notlardan oluşan bir metinle karşı karşıya olduğumuzu hatırlatıyor. Özellikle ilk sayfalarda dilin özensiz, ifadenin şaşırtıcı, içeriğin de sudan ve değersiz bulunabileceğini ama sabırlı olmamız, okumaktan vazgeçmemiz gerektiğini söylemiş. Bir başka deyişle yolculuk ilerledikçe, metin de ‘açılıyor.’ Zweig da güncenin bir sanat eseri olmadığını söyler. Dolayısıyla bu metnin Denemeler kadar yaygın olarak bilinmiyor olması anlaşılır, Denemeler’le kıyaslamak da zaten anlamsız görünüyor; ancak önemsiz olduğunu söylemek elbette haksızlık olacaktır. En önemlisi –klişe tabirle de olsa– ‘insan’ Montaigne’i (örneğin zaaflarıyla, Zweig’ın deyişiyle züppelikleriyle) tanıma imkânı sağlamaktadır Yol Günlüğü. Üstelik hem o dönemin koşullarında gerçekleştirilen yolculuklar hakkında bilgiler veren hem de daha genel anlamda okuyanı ‘yolculuk etmek’ kavramını bir kez daha düşünmeye yönlendiren bir metin…

 

 

 

Tatil yapmak, yolculuk etmek, yeniliklerle karşılaşmak vb. her zaman için iyi gelir insana; Zweig da, kitabında Montaigne’in yolculuğuna dair faslı şu cümlelerle noktalıyor: “30 Kasım’da [1581] eksiksiz not ettiği üzere, tam on yedi ay ve sekiz günlük bir ayrılıktan sonra yeniden şatosuna varır; eskiden olduğundan çok daha gençtir, ruhsal bakımdan tazelenmiştir ve her zamankinden canlıdır. İki yıl sonra en küçük çocuğu meydana gelir.”

 

 

 

Dönüp dolaşıp sözü yeniden Denemeler’e getireceksek eğer, çevirmen Ömer Bozkurt’un sunuşundaki son cümlelerini de burada tekrarlamalıyız: “Yolculukların sonunda gezgin, nicelendirilebilir bir kazançla dönmez yurduna, şu kadar kilometre yol gitmiş, şu kadar yer gezmiş, oraya da gitmiş, bunu da görmüş… Bunlar pek önemli sayılmayabilir; gezgin değişmiş biri olarak döner sadece. Montaigne söz konusu olduğunda bunun kanıtı, Denemeler’in, yolculuktan sonra yayımlanan, üçüncü kitabında aranmalıdır.”

 

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Geniş kütüphanelere sahip olan insanlar, “kütüphane sahibi” olmanın gerçekten ne anlama geldiğini en iyi bilenlerdir. Bilhassa bir şehirden başka bir şehre taşınmak söz konusuysa kütüphane sahibi için olmasa da kütüphanenin nakli onu taşıyanlar için bir işkenceye dönüşebilir.

Latin Amerika edebiyatının önemli isimlerinden Julio Cortazar’ın, 1980 yılında Kaliforniya Berkeley Üniversitesi’nde edebiyata ve edebiyatçılık serüvenine dair verdiği konferansları Edebiyat Dersleri’nde toplandı. Süleyman Doğru’nun çevirisiyle okurlarla buluşan kitapta, Cortazar’ın öğrencilere verdiği sekiz derslik konuşma ve ek bölüm, okuyanları uzun bir yolculuğa çıkarıyor.

Tarihî bir dönemi olağanüstü bir hikâye ile buluşturmak elbette macera seven her çocuğun ilgisini çeker. Hele bu tarih tam olarak 1899 yani 1900 yılının hemen öncesinde olursa daha da ilgi çekici bir hâle gelebilir.

İnsanlık, insanlarca şekilleniyorsa; metin de metinlerce şekillenmez mi? 1960’larda Roland Barthes, Julia Kristeva gibi Post-Yapısalcılar tarafından ortaya konulan metinlerarasılık kavramı tam da bu soruya cevap veriyor.

Gustave Flaubert’in olgunluk döneminde yazdığı Üç Öykü adlı kitabı pek çok eleştirmence onun en önemli eserlerinden biri olarak görülmüştür. Tarihsel dönemlerden seçilen bu üç öykü tematik olarak birbirine bağlıdır. Üç öyküde de aşkınlık, ermişlik olayı hikâye edilir. Seçilen çağların gereği olarak öykülerde din, inanç merkezdedir ve insanları biçimlendiren bir olgudur.

Kulis

Mİm Kemâl Öke: ''Engelin Hakikati ‘İçimiz’dekidir. Nefsimiz!''

ŞahaneBirKitap

Reenkarnasyon, tarih boyunca birçok coğrafyada bazı farklılaşmalarla olsa da kendisine yer buldu. Dilimize de ruh göçü adıyla aktarılan bu kavram, ruhun bir bedenden diğerine geçerek varlığını sürdürdüğüne dair bir inanç.

Editörden

“Ev ki ayrıntıdır. Susmalar, küçük sevinçler, küçük acılar, küçük konuşmalar, küçük yalnızlıklar...Hepsi hepsi.” Tüm dünyayı eve sığdırmaya çalıştığımız şu günlerde İlhan Berk’in evle ilgili metnine bile küçük şeyleri konu etmesi o kadar güzel ki. Siz nasıl düşünürsünüz bilmem ama bana göre de evle ilgili olan her şey “küçük”tür.