Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

HER BAŞARILI ROMAN BİR HALÜSİNOJENDİR!


Gayet iyi
Toplam oy: 1577
Paul Auster
Can Yayınları

Görünmeyen, dünyadaki birçok eleştirmen tarafından yılın en iyi romanları arasında sayılmakla kalmadı, birçok eleştirmen tarafından Paul Auster’in en iyi romanı olarak kabul edildi. Günümüz dünya edebiyatını eksiksiz takip eden biri olmadığıma göre, bu konuda fikir yürütmeye hakkım yok. Bu tespitlere değinmeye niyetim de yok açıkçası. Görünmeyen, yılın değil, benim en iyi romanlarımdan biri mi, asıl ona bakıyorum! Ve lafı fazla uzatmadan cevabımı veriyorum: Evet. Kesinlikle evet.

Bildiğimiz gibi Auster bir dil ve kurgu ustası. İşin teknik tarafından baktığımızda, Görünmeyen’i mükemmel bir roman olarak adlandırmamak için hiçbir nedenimiz yok. Çünkü müthiş bir dil (Elbette romanı ana dilinden okumadığımız için, bunda usta çevirmen Seçkin Selvi’nin de büyük payı olduğunu söylemeden geçmemek gerek) ve mükemmel bir kurguyla karşı karşıyayız. Hayatının sadece bir yılını romanlaştırmaya çalışan birinin tuttuğu notlar romanın içindeki bir leit motif mi, yoksa bu notlar romanın kendisi de, notların dışında kalan kısım sağlam bir dolgu maddesi mi? Aslında bu roman taslağının dışında kalan kısım, yani asıl roman yazarının yazdığı bölüm, bu taslağın tamamlanmasından başka bir şey değil. Her ikisi de eklektik bir yapının parçaları. 

“Asıl roman yazarı” dedim ama, aslında romanın içindeki bu asıl roman yazarı da gerçek yazar değil, aslında bir roman kahramanı. Çünkü romanın asıl yazarı; bildiğimiz gibi Paul Auster!

Çok karışıkmış gibi görünmesi kafanızı karıştırmasın, romanda karışık olan hiçbir şey yok. Çok yalın ve çok akıcı. Sadece, şu anda benim yaptığım gibi “bu nasıl bir kurgudur” diye işi kurcalamaya başladığınızda işler karışıyor. Aslında Görünmeyen’de her şey çok açık. Sadece siz durup dururken Görünmeyen’in altını kazımaya çalışarak karışıklık yaratıyorsunuz, o kadar.

Söylediğim gibi, bunlar işin teknik tarafı. Ben tekniğe değil, işin ruhuna değinmek istiyorum asıl. Bu romanı elime aldığım andan itibaren kendimle, kendi okuma serüvenimle ilgili çok önemli bir gerçeği fark ettim. O yüzden, şu anda okumakta olduğunuz yazı bir “kitap tanıtım yazısı” değil, bir itirafname!

Roman, eğer başarılı bir romansa, bir anlamda halüsinojendir. Çok klasik bir tanım olacak ama; roman, insanı başka dünyalara, başka bir çağa, başka insanların arasına sokup sokup çıkarma özelliği taşır. Kısa süreli de olsa, gerçeklikten koparır, başka bir gerçekliği yaşama şansı tanır okura.

Ben uzun zamandır yaşamamıştım bu duyguyu. Yani ilk gençlik çağımda, özellikle klasikleri okurken yaşadığım bu kopuşlar (belki de okuma konusunda profesyonelleşmenin getirdiği bir handikap, bir okur trajedisidir bu, bilemiyorum...) nostaljik birer duygu olarak yer etmişti benliğimde. Romanın içine girip kendi gerçekliğimden kopmadan, kendimi kaptırmadan okuyordum nicedir. Yıllar sonra, Görünmeyen, özlemini çektiğim bu büyüyü yaşattı bana. Günlerce Paris sokaklarında dolaştım, Margot’la bir cafede buluştum, Adam Walker’inki sadece hayal/özlem karışımı bir şey miydi emin değilim ama; sanırım ben Gwyn’le sahiden seviştim!

Bu yazarın başarısı mı, okur kılığında dolaşan “ben”in zafiyeti mi bilmiyorum. Ama yıllar sonra biyografimi yazmaya kalkar, 1967 yılında Born’un New York’taki evinde neler konuştuğumuza da yer verirsem biyografimde, kimse beni yalancılıkla ya da bunaklıkla suçlayamaz. Çünkü kimse bunları yaşamadığımı kanıtlayamaz!

Bu romandan yola çıkarak, sıradan bir insanın, gençliğinde yaşadığı sıradan bir yılın “ne kadar sıra dışı” olabileceğinden tutun da, ensestin bazı insanlar için hayata tutunmanın bir aracı sayılabilecek kadar masumca yaşanabileceği, bazı insanların, kolay kolay çözemeyeceğimiz kadar karmaşık bir hayatı olabileceği üzerine de uzun uzun konuşabiliriz aslında. Ama bunları konuşmak, dahası, romanı çözümlemeye kalkışmak çok anlamsız ve çok gereksiz geliyor bana. Görünmeyen’i okumak, onu birebir yaşamak anlamına geliyor. Yaşarken de her şeyi anlıyor, her şeyi çözümlüyorsunuz zaten.

Şimdi başa dönüp aynı soruyu tekrar soruyorum. Görünmeyen, yılın en iyi romanlarından biri miydi sahiden? Bilmem! Benim en iyi romanlarımdan bir miydi peki? Evet. Kesinlikle evet!

Yorumlar

Yorum Gönder


Bende halüsinojen etkisi yapmasa da harika bir romandı. Okuduğum cümlenin son cümle olduğunu anladığımda , kısa süreli bir afallama yaşamadım değil ama.

40%
60%

Görünmeyen'i okurken aynı duyguları ben de hissettim. Yazarın ustaca kotardığı bu roman son zamanlarda okuduğum en güzel şeydi. Auster'dan tam beklediğim bir romandı bu. Kitabı eleştiren en güzel yazı da buydu. Teşekkür ederim.

50%
50%

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Sinema-TV okuduğum yıllarda hocalarımdan öğrendiğim ve sonrasında, yayıncılık hayatımda da epeyce işime yarayan bir bilgidir: “Film, jenerikte başlar.” Çünkü, izleyiciyi az sonra izleyeceği filme hazırlar jenerik görüntüler; ister isimler aksın, ister yapım şirketlerinin kocaman logoları (ki dikkat edin, her filmde o filmin atmosferini yansıtan bir şekilde karşımıza çıkar aslında bunlar) dönüp

Spekülatif kurgunun farklı alanlarında eserler veren 1989 doğumlu yeni bir kalem Rivers Solomon. Amerikalı yazar, ne yazık ki daha dilimizde okuma fırsatı bulamadığımız bilimkurgu türündeki An Unkindness of Ghosts (2017) adlı ilk kitabıyla adından söz ettirmişti.

Günümüze kadar farklı birçok pop kültür ürününde rastladığımız zombiler, içinde yer aldıkları anlatıya göre dönüşüp değişse de her zaman bir korku öğesi olmayı becerdi. Edebiyattan sinemaya, sinemadan çizgi romana, zombilere yönelik farklı birçok senaryo üretildi, bunların bir kısmı konuyu bilimsel ve rasyonel kapsama sıkıştırırken diğer bir kısmı ise gerçeküstü öykülere sığındı.

Böyle kitapları sanırım haddinden fazla seviyorum. Bir mesaj kaygısı vermeye odaklanmadan, belli bir izleği takip etmeden, öyle kendiliğinden akıp giden kitapları yani. Kitabı bitirdiğinizde farkettiğiniz şey başladığınız andan daha fazla bir şeylere sahip olduğunuz hissi. Bu kitapta da aynısı oldu. İtalyan yazar Guido Sgardoli’nin kaleme aldığı Yolun Ötesi’nden bahsediyorum.

İngiliz dilinde “spy-fiction” olarak adlandırılan casusluk romanları, dünya edebiyatında kurgu romanlarının gerilim türü içerisinde, siyasi gerilim alt türünün bir çeşidi olarak kategorize edilir.

Kulis

İbrahim Tenekeci: ''Amacımız İyiyi İstikrarlı Hale Getirmek''

ŞahaneBirKitap

Denizden, denizcilikten, deniz kahramanlarından söz eden tarihî romanımız sanıldığından daha az. Diğer dönemler bir tarafa, peş peşe büyük kahramanların çıktığı 16’ncı yüzyıl hakkında yazılanlar bile bir elin parmak sayısı kadar henüz. 1487’de doğduğu tahmin edilen ve Kanuni’den bir yıl önce, 1565’te vefat eden Turgut Reis de söz konusu yüzyıla damgasını vuran deniz kurtlarından.

Editörden

Edebiyatın en güzel tarafı, insanı içinde bulunduğu halden uzaklaştırabilme kudreti sanırım. Çünkü edebiyatın büyük ve özel malzemesi insandır. “Bir küllüğün bile öyküsünü yazabilirim” diyen Çehov bile şunu çok iyi biliyordu, aslında anlattığımız küllükten çok, insanın küllükle olan irtibatıdır. Her yazar, okuruyla bir irtibat kurar.