Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

İmge: Meşhur Ve Meçhul



Toplam oy: 25
İmge, ben her kadar edebiyat bağlamında kullansam da daha baskın olarak sanatta kullanılan bir kavram. Kant’ın başını çektiği “idealist” estetikçilerin takipçisi olan Gaston Bachelard’a göre imge “düşkuran bilinç”in ürünüdür ve “imge, imgelemin dolaysız bir ürünü olması dışında başka bir şey değildir.”

Doksanlı yıllarda şiir hakkında yaptığım okumalarda “imge” kavramı farklı bağlamlarda o kadar çok karşıma çıkmıştı ki 2000’lerin başında bir arkadaşım bana “İmge nedir?” diye sorduğunda “Bilmiyorum” demekten başka çarem kalmamıştı. İmge, simge, eğretileme kavramlarının birbirleri yerlerine kullanımına çok şahit olmuştum mesela. Ayrıca herkes kendi poetikasını açacağı bir maymuncuğa çevirmişti imgeyi. Beni bu cevaba iten temel sebep söz konusu metinlerde imgenin üzerinde uzlaşılmış bir kavramdan ziyade şiirsel bir etiket gibi yer almasıydı. Eskilerin bir tanımlama için asgari geçerlilik şartı olarak ifade ettiği “etrafına mani ağyarına cami” cümlesi şiirdeki “imge” kavramı için devre dışı kalmıştı adeta. İmgenin ne olduğu ve ne olmadığı bilgisini kelimenin tam anlamıyla kaybetmiştim. Hatta o dönemden bir espriyi buraya aktarırsam söz konusu sıkıntıyı bir tek benim çekmediğim de anlaşılabilir. “Oy imgelem, imgelem. Sen gelmezsen ben gelem.”

 

Peki, imge nedir? En basitinden başlayalım. TDK sözlüğünden. İlk anlam “Zihinde tasarlanan ve gerçekleşmesi özlenen şey, düş, hayal, hülyâ.” Doğan Büyük Türkçe Sözlükte ise kelimenin tarihine ilişkin önemli bir bilgi var. Bu tanımdan anlamıyla ilgili “kaosu” da okumak mümkün. “Hayâl”e karşılık olarak kullanılan ve Fransızca “image/imaj” kelimesine benzetilerek yapılan kelime.”

 

İmge, ben her kadar edebiyat bağlamında kullansam da daha baskın olarak sanatta kullanılan bir kavram. Kant’ın başını çektiği “idealist” estetikçilerin takipçisi olan Gaston Bachelard’a göre imge “düşkuran bilinç”in ürünüdür ve “imge, imgelemin dolaysız bir ürünü olması dışında başka bir şey değildir.” Buna karşılık Aristoteles’ten Marx’a uzanan karşıt fikir imgeyi içsel kaynaklı olarak kabul etmez. Nitekim Rus estetikçi Pospelov’a göre “İmgeler, her zaman, yaşamı tekil görüngüleriyle, yani gerçekliğin her görüngüsü için karakteristik olan o bireysel ve genel boyutların birliği ve karşılıklı girişimi içinde yansıtırlar.” (Gaston Bachelard, Mekânın Poetikası, Çev: Aykut Derman)

 

Kavram Atölyesi başlığı altında kesin ve net bir tanım sunamadığımın farkındayım. Ancak “atölyede” olmak ümitvar olmaktır ve yolda olmak, yola devam etmek hedefe ulaşmak kadar ve belki de hedefe ulaşmaktan bile daha kıymetlidir diyebilirim. Bu noktada Melih Cevdet Anday’ın imge tanımı işimize yarayabilir: “Şiir, bilinen sözcüklerle bilinmedik sözler kurmaktır, demiştim bir yazımda. Bunu, bilinen sözcüklerle bilinmedik imgeler yaratmaktır biçiminde de yürütebiliriz.” (Akan Zaman Duran Zaman) Nitekim Melih Cevdet Anday da “nihai hedeften” değil yola devam etmekten dem vurmuş

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Argo deyince aklımıza bir dizi kaba, galiz söz yığını geliyor. Her kötü söz otomatikman üzerinde argo yazan bir çuvala istifleniyor. Argoyu anlamak bu kadar kolay olsaydı bu sayfada yer vermeye, hakkında bir şeyler söylemeye değecek bir kavram olarak değerlendirmeye gerek olmazdı.

 

Fransız filozof René Descartes’ın beden ve ruh düalizmine dayalı rasyonalizmiyle başladığı addedilen modern felsefeye dair yazılmış felsefe tarihi kitaplarının birçoğunda bu felsefenin gelişimi içinde bir yandan Spinoza’nın tek töze dayalı felsefesi ile Leibniz’in monadlara dayalı çok tözlü felsefesi rasyonalist felsefenin mümkün devam yolları olarak Descartes’la bağlantılandırılırken, diğer ya

Olga ölene kadar Avda Trajedi bildiğimiz Rus romanları şeklinde ilerler. Bildiğimiz Rus romanlarından kastım, ilk modernler olarak tasnif edilen Tolstoy ve Dostoyevski romanlarıdır. Olga’yı öldürdükten sonra Anton Çehov, bu çemberi kırmaya çalışır. Ve bunu başarır da.

 

Erken yaşta intiharı seçmesine rağmen dünya edebiyatında unutulmaz izler bırakan Cesare Pavese (d:9 Eylül 1908 – ö:27 Ağustos 1950), 1935 – 1950 yılları arasında tuttuğu günlüklerinde 10 Kasım 1938 tarihinde yazdıklarına şöyle başlamıştır: “Hayatın saldırılarına karşı bir savunmadır edebiyat.” Pandemi sürecinin tek güzel tarafı, kendimize ait daha fazla vaktimiz olması sanırım.

Sinema-TV okuduğum yıllarda hocalarımdan öğrendiğim ve sonrasında, yayıncılık hayatımda da epeyce işime yarayan bir bilgidir: “Film, jenerikte başlar.” Çünkü, izleyiciyi az sonra izleyeceği filme hazırlar jenerik görüntüler; ister isimler aksın, ister yapım şirketlerinin kocaman logoları (ki dikkat edin, her filmde o filmin atmosferini yansıtan bir şekilde karşımıza çıkar aslında bunlar) dönüp

Kulis

İbrahim Tenekeci: ''Amacımız İyiyi İstikrarlı Hale Getirmek''

ŞahaneBirKitap

Denizden, denizcilikten, deniz kahramanlarından söz eden tarihî romanımız sanıldığından daha az. Diğer dönemler bir tarafa, peş peşe büyük kahramanların çıktığı 16’ncı yüzyıl hakkında yazılanlar bile bir elin parmak sayısı kadar henüz. 1487’de doğduğu tahmin edilen ve Kanuni’den bir yıl önce, 1565’te vefat eden Turgut Reis de söz konusu yüzyıla damgasını vuran deniz kurtlarından.

Editörden

Edebiyatın en güzel tarafı, insanı içinde bulunduğu halden uzaklaştırabilme kudreti sanırım. Çünkü edebiyatın büyük ve özel malzemesi insandır. “Bir küllüğün bile öyküsünü yazabilirim” diyen Çehov bile şunu çok iyi biliyordu, aslında anlattığımız küllükten çok, insanın küllükle olan irtibatıdır. Her yazar, okuruyla bir irtibat kurar.