Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

KÖTÜ BİR YILIN GÜNCESİ: BİLİNCE SAYGI, TİNSELLİĞE TUTKU


İyi
Toplam oy: 1214
John Maxwell Coetzee
Can Yayınları

BİLGİNİN, YAŞLILIĞIN SEVGİ GEREKSİNİMİNİ KARŞILAMADAKİ YARARLARININ SORGULANMASI

J. M. Coetzee'nin 'Kötü Bir Yılın Güncesi'ni bir günde, gecede okudum. Hızla, anlattıklarının tadını kaçırmadan. İçeriğinin zengin yoğunluğunun keyfine vararak. Sunduğu sarsıcı düşüncelerin, zorlayıcı duyguların uzunca denebilecek aralarla okumayı kesmesinden zevk alarak. Büyük yazarlığın, düşünce ve duyguları bu denli açıklıkla ifade edebilmek olduğunu da anımsayarak. Aynı anda da, sevgi beklemenin ön koşulunun kendini sevmek –dünyanın merkezine koymak değil, olumlu olumsuz yanlarıyla kabul edebilmek, insanlara da, onların da iyinin ve kötünün aynı anda taşıyıcılığını yapabileceklerini kabullenerek yaklaşmak- olabileceğini unutmanın, ve de insanlar arasında hiyerarşiler yaratıp sonra bu yapıyı birden yıkarak sonuçlar elde etmeye çalışmanın ne denli hüzünlü bir uğraş olduğunun ayırdına vararak. Coetzee, yaşlılığın hüznünü evet, bilinç ve tinsellik arasında güçlü ve tartışmalı kaymalarla aktarıyor 'Kötü Bir Yılın Güncesi'nde.

Kötü Bir Yılın Güncesi, sayfalar bölümlere ayrılarak yazılmış. Önce yazar var. Almanya'da bir yayınevi, yazar, son adı Senor C.'den, her şeye ilişkin çarpıcı görüşlerini, diğer beş yazarla birlikte, istiyor. Yazarlar, ne yazacakları konusunda özgürler; ancak yazacaklarının sıradan, herkesin bildiği konulara çarpıcı yaklaşımlar getirmesi gerekiyor. Bu metafor, yazarlardan genelde bekleneni mi anlatıyor, okur bunu da düşünmek zorunda kalıyor. Evet, yazar, yazıyor. Sonra, elle yazdıklarının bilgisayarda metne dönüşmesi gerekiyor. Fazla ayrıntı verip de kitabı okuyacak olanların hevesini kırmayalım, Anya burada devreye giriyor. Yaşlı yazarın yazdıkları, yazarın düşündükleri, Anya'nın aklından geçenler bölümler halinde sayfalarda yansımaya başlıyor. Ve Anya'nın birlikte yaşadığı erkek arkadaşı Alan'la da tanışıyoruz. Olaylara, kişilere derin bakan yazarın, konu Anya olduğunda nasıl dönüşümler geçirdiğini, Anya'nın buna nasıl karşılık verdiğini, gelişmelere Alan'ın tepkilerinin ne olduğunu karakterlerimizle birlikte izliyoruz.

Heyecanlanarak beklediğimi, 76. sayfada buldum: Her üç bölümün aralarındaki ilişkinin en yüksek ya da en derin halini, zaman ve uzam aşan görkeminin soluk kesici ifadesini. Tam da bu arada, Suat Ertüzün'ün çevirisinin yüksek niteliklerini vurgulamamız gerekir; özellikle anlam'a verdiği önemi.

Gerilimlere yaşam veren ayrıntılara girmeyerek, Coetzee gibi Nobel (2003) ödüllü bir yazarın, kitabın sayfalarında en üstte yer alan 'yazar' görüşlerinin yoğunluğu, belirtildiği gibi çarpıcılığı hatta, insanları hiyerarşiye tabi tutan 'yazar düşünceleri'nin aktarıldığı orta bölümle bilerek, taammüden, çelişkilendirilmiş. Mali danışman olan Alan'ın bilimdeki gelişmeleri, en üst bölümdeki 'yazar' yaklaşımlarına da çoğunlukla kaynaklık eden bir olgunlukla neredeyse ele alışı, beklenmeyen, umulmayan bir dönüşümü, ister istemez yansıtıyor. Tıpkı Anya'nın birden, akşamdan sabaha, poposunun etkileyiciliğini kullanmaktan keyif alan kadından, yaşlı bir adamın çaresiz sevgisine olağanüstü yüksek bir duyarlıkla karşılık veren anlayışlı insana dönüşmesi gibi. Çok acele. Nicel birikimin nitel dönüşüme yol açma hızını da fazlaca aşan bir biçimde. Nicel birikimin yeterince yaşanmamış olduğu duygusunu iyice güçlendirerek.

İnsanlar arası hiyerarşiden, birden, tüm karakterlerin büyük bir hızla birbirine yaklaştığı 'insan'a yöneliş, biraz geç ve aceleci olsa da, olumlu, ancak, Nobel demiştik, insan sevgisi demiştik, burada Orhan Pamuk'u anmadan geçmek, onun insan sevgisinin karakterlerine nasil içselleştirilmiş olduğunu vurgulamadan; Usta Çetin Altan'ın örneğin 'Büyük Gözaltı'sındaki insan tanımının evrenselliğini belirtmeden devam etmek, haksızlık olur.

Bir başka haksızlık da; sıkça yaptığımız, büyük ve olumlu her şeyi dışımızda aramak, coğrafyamızın başka bir dizi etkenle –olumlu olumsuz- de beslenen geliştirici yanını görmezden gelmek olur.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Modern sanat telakkisinin adeta “dinselleştiği” ve bunun da en önemli etkisini mimarlık alanında gösterdiği bir bağlamda yaşadı Turgut Cansever. Türkiye ekseninde bir yanda pozitivist bir dünya görüşünün diğer yanda da seküler mistik ve “yaratıcı insan” düşüncesinin egemen olduğu, “bilim”in dogmatikleştiği bir dönem.

Hayat parantezi 1916’da İstanbul’un Fatih semtinde, Atik Ali Paşa’da açıldı Behçet Necatigil’in. Sonra parantezin içerisine bir başka şehir girdi: Kastamonu. Zeki Ömer Defne’nin zilleri çalarken derslere bir bir girenler arasında o hassas ortaokul öğrencisi de vardı. Evlerden, kırlardan, denizlerden duyulan bu ses zil değil şiirin tınısıydı.

“Sanatçı, gözün göremediğini görendir.”

 

Çağdaş Amerikan edebiyatının en parlak yazarlarından Michael Chabon’un bir söyleşisini hatırlıyorum. Yaratıcı yazma atölyelerinin desteklenmesi gerektiğini söylüyordu: “Tamam, kimse kimseye dâhi olmayı öğretemez kuşkusuz ama yazarken hata yapmamak, yazmak denen şeye ‘okur’ gibi değil de ‘yazar’ gibi bakmak pekâlâ öğrenilebilir.

Nehir söyleşi, ara bir tür. Ne biyografi ne de otobiyografi. Otobiyografi değil çünkü hayatınızı nasıl anlatacağınızı söyleşiyi yapan kişinin soruları belirliyor. O çerçeveyi siz çizemiyorsunuz ve birkaç soruyla hiç istemediğiniz günlere veya olaylara geri dönmeniz mümkün.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.