Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

'Sinir' hastalıkları ve pipilere dair


Zayıf
Toplam oy: 1082
Ruth Snowden
Optimist Yayın Dağıtım
Freud’un yaşamından temel kavramlarını nasıl oluşturduğuna, psikanalizin klasik vakalarından 20. Yüzyıl’daki etkisine, psikanaliz hakkında genel hatlarıyla bilinmesi gerekenlere dair oldukça doyurucu bir içeriğe sahip.

Biraz kişisel olacak ama bir bağı var diye anlatacağım. Vaktiyle (epey vaktiyle, çocukken) annemin yine delirdiği bir zamanlarda –ki epeyce kendisinin farkında olduğunu çok sonradan kavradığımı da söylemem gerekli… Hastaneye götürmek isteyenlere bağırıp çağırıyor: “Ben deli değilim, sinir hastasıyım!” Psikiyatri ya da psikolojiyle ilgisi zaman zaman Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ni isteksiz ziyaretleriyle (bu ziyaretler misafirlikle sonuçlandığı zamanlarda sinir hastası olarak girdiği hastaneden deli olarak çıktığını da müşahede etmek gerekli) sınırlı olsa da psikoz (‘deli’) – nevroz (‘sinir hastası’) ayrımının farkında olduğu açıktı. Bunun için Freud’u okuması gerekmemişti. Ha, bilseydi ne olurdu, bir işe yarar mıydı, çok şüpheli. Asıl derdi nevroz olan (daha da daraltırsak ‘histeri’) Freud’un ‘insanı’ anlamak için anlattığı hikâyeler bugün de bir değer taşısa da ‘sinir hastaları’nın ‘iyileşmesinde’ çok katkısı olmadığını da biliyoruz.

 

Eğer ‘işe yararlılık’ı ölçüt alacaksak, hâlâ psikanalizin entelektüel etkisinin nörolojiyi temel alan ekollerle kıyaslandığında bu kadar güçlü olmasını nasıl açıklayacağız. Evet, Freud da söylediklerinin bilimin gelişmesiyle birlikte nörolojiyle destekleneceğini düşünüyordu; ama hiç de öyle olmadı. Psikanaliz bugün bireyi ailenin içine hapseden üç kişilik bir ortaoyunundan belki biraz daha fazlası ama ‘Bir grup hippi ile beraber tatile çıkmak isterdim’ dediğinizde psikanalistin ‘Hmm, demek büyük pipi…’ (Gilles Deleuze ve Claire Parnet’nin ‘Diyaloglar’ından) yanıtını vermesini sadece sinik bir psikanaliz parodisi olarak da görmemeli. Psikanaliz gerçekten de epeyce pipilerle ilgili bir şey (annemin pipisi olmadığı için de Freud işine yaramazdı sanırım). Malum hiçbir pipi hayat kadar sert değildir ve delilerin-sinir hastalarının bu sertlikle baş edebilmeleri için daha fazlasına ihtiyacı vardır.

 

Peki ama nasıl oluyor da psikanaliz 20. Yüzyıl’a yön veren birkaç radikal düşünceden biri olmayı başarabildi?

 

Bu sorunun ‘bir’ yanıtı, bugün psikanalizin bir tedavi yöntemi olarak hâlâ yaygın olarak kullanıldığı ABD’de yatıyor olsa gerek. Fransa ve Latin Amerika’da (Özellikle Arjantin) da güçlü bir psikanaliz geleneği var ama ABD’deki etkisi daha farklı psikanalizin. ‘Amerikan tarzı’nın her türlü radikal fikri absorbe edip ‘kabul edilebilir’ bir formata dönüştürme yeteneğiyle ilgili bu fark: ‘Pop’laştırma.

 

Özellikle Amerikan sinemasının ‘ruhsal meseleleri’ ele almaya karar verdiğinde ‘çocukluk’ ve ‘anne’yi (‘baba’yı da unutmamak lazım) bayağı bir ‘sömürdüğünü’ biliyoruz: Hitchcock’tan David Lynch’e , bağımsız yapımlardan en kötü B sınıfı filmlere Freud beyazperdeyi epeyce kat etti. ‘Poplaşan’ psikanalizin ne kadar psikanaliz olduğu tartışma götürse de Oidipus’un Sophokles’ten kat kat meşhur olduğu bir vakıa.

 

Haklarını yemeyelim, ‘poplaştırmada’ bu kadar yetkin oldukları gibi, ‘karmaşık olanı yalınlaştırma’da da Amerikalılar oldukça başarılıdır. Her konuda bir ‘yeni başlayanlar için’ vardır mutlaka. Bazen hiç okumamak bu tip kitapları yanlış ve yanlı öğrenme ihtimaline karşı elbette ki yeğdir. Ve tabii ki Freud ve psikanaliz üzerine de bu kitaplardan epeyce mevcut.

 

Optimist Yayınları’nın görünüş itibarıyla da epey ‘Amerikan’ olan ‘Teach Yourself’ dizisinden (Niçin ‘Kendin Öğren’ değil) çıkan ‘Freud-Kilit Fikirler’ (Diziden çıkan önceki kitaplar ‘Marks-Kilit Fikirler’ ve ‘Psikolojiyi Anlamak’), açıkçası İletişim’in çok Fransız olan Cep Üniversitesi’nden, NTV’nin meseleyi hiç de öyle yalınlaştırmayan Cepkaynağı’ndan ve hatta Dost’un bir türlü bütünlüklü bir bakış oluşturamayan, yazarı ne diyorsa o olan ‘Kültür Kitaplığı’ndan çıkan benzer kitaplardan daha doyurucu bir ‘giriş’ kitabı. Tembel okurlar için düşünülmüş ‘5 dakikanız varsa’ ve ‘10 dakikanız varsa’ bölümlerini geçince kitabın kalan kısmı Freud’un yaşamından, psikanalizin klasik vakalarına, Freud’un temel kavramlarını oluşturmasından ardıllarıyla çatışmalarına ve psikanalizin 20. Yüzyıl’daki etkisine, hemen hemen psikanalize dair genel hatlarıyla bilinmesi gereken oldukça doyurucu bir içeriğe sahip.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Takvimler 1990’lı yılları gösterirken “bilimkurgu mu yoksa kurgubilim mi” diye özetleyebileceğimiz bir tartışma vardı. İngilizce “Science fiction” kavramına dilimizde bir karşılık arayışı devam ediyordu o yıllarda. Hâlâ da mesele tam olarak çözülmüş değil. Zira Türk Dil Kurumu’nun tercihi “bilim kurgu” olsa da hâlâ bilimkurgu şeklinde yazmayı tercih edenler azımsanmayacak kadar çok.

Uzun ve ‘yeni bir dünya’ düzenine alışmaya çabaladığımız bir yılı geride bırakmak üzereyiz. Eskiden, çok da eski değil, geçen yıl aralık ayında yeni yıla umutla girmiştik oysaki… Tüm hayatımız değişti. Pandemi nedeniyle yeni alışkanlıklar edindik hepimiz. Evden çıkarken cüzdan, anahtar ve telefon kontrolü yaparken ilk sıraya maskeyi ekledik bu yıl.

Edebiyatın hemen her dalında eser vermek, sanırım 19’uncu de Lorme “Aşk Çelengi” demekmiş. yüzyıl şairlerinin bir özelliğidir. Onlar şiir yazar, hikâyeye bulaşır, romanla uğraşır, deneme ve piyesleriyle de anılırlar. Mesela Türk edebiyatında Namık Kemal de öyledir. Abdülhak Hamit Tarhan, Ahmed Midhat Efendi… Örnekler çoğaltılabilir. Victor Hugo da aynı kuşaktandır.

Edebiyat ve sanat tarihi, zamanın ya da kitlelerin efsaneleştirdiği ancak kendilerine atfedilen değerin ne kadarına layık oldukları şüpheli sayısız isimle doludur. Bir eseri sevmek çoğu zaman onu ortaya koyanın kusurlarını görmezden gelmemiz için yeterlidir. Ne yazık ki gerçeklerle doğrularımızın tartıldığı terazide, gerçekler daima ağır basar.

Pandemiden önce yapabildiğim endişesiz, serbest seyahatlerimden biri Tiflis’e idi. Tiflis, Sovyet mirasına yer yer sahip çıkan, yer yer de bu mirası reddeden yapısıyla ikircikli bir kent. Tarihin gördüğü en zalim liderlerden Stalin’in Gürcü olması ikircikli yapıyı pekiştiriyor.

Kulis

Mİm Kemâl Öke: ''Engelin Hakikati ‘İçimiz’dekidir. Nefsimiz!''

ŞahaneBirKitap

Reenkarnasyon, tarih boyunca birçok coğrafyada bazı farklılaşmalarla olsa da kendisine yer buldu. Dilimize de ruh göçü adıyla aktarılan bu kavram, ruhun bir bedenden diğerine geçerek varlığını sürdürdüğüne dair bir inanç.

Editörden

“Ev ki ayrıntıdır. Susmalar, küçük sevinçler, küçük acılar, küçük konuşmalar, küçük yalnızlıklar...Hepsi hepsi.” Tüm dünyayı eve sığdırmaya çalıştığımız şu günlerde İlhan Berk’in evle ilgili metnine bile küçük şeyleri konu etmesi o kadar güzel ki. Siz nasıl düşünürsünüz bilmem ama bana göre de evle ilgili olan her şey “küçük”tür.