Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


Şahane Bir Kitap Arşivi

En çok okunanlar  

Şahane Bir Kitap


Yirminci yüzyılın “dönüş”ü yoktu…

Andrey Platonov, kaderi, kelimelerinin kaderiyle aynı yoldan giden büyüleyici bir Rus yazar.


Beslenme faciasına karşı 'taş devri' manifestosu

Beslenme, bir endüstri, hem de en büyüğünden... Ancak son yıllarda, ortalama bir insan yok ki bu konuya kafayı takmamış olsun... Güzelleşme çabası mı, yoksa beslenme şekillerinin sağlık getirmediğine dair büyük bir uyanış mı, bilinmez...


Meleklerin değdiği yerde inanç başlar...

Din, o belki de tüm kültürleri kapsayan fevkalade derinlikteki büyüleyici mitolojik masal... Neden olmasın, kendi hayal gücümüzle, kolektif bir bilinçle topraktan ve gökyüzünden, güneşten ve aydan, dostlarımız at, inek, boğa, güvercin gibi hayvanlardan esinlenerek yarattığımız, doğaya bakarak doğaüstüne çıktığımız o en derin, o en pırıltılı hikayeye inanmak...


Geniş zamanlarınızın, ferah sofraları olsun!

Rakı ve rakı mezeleri denince, hepimiz şöyle bir durup nefes alırız ilk önce, geniş ferah zamanlar istediğini biliriz çünkü bu ayrılmaz ikilinin. Belki rakının yanında azar azar yenir ama meze yapmanın hızlı, üşengeç yolları yoktur bu sofralarda. Rakı sofrasına, çeşit çeşit mezelerin bulunmasından ötürü, Farsça çeşnigar kelimesinden yakıştırılan çilingir sofrası demişiz.


“Gülbeşekeri sevdin mi?!”

Romanın sonlarına gelmiş, artık çözüm bölümüne yaklaşmışızdır; Feride Anadolu’dan nihayet geri dönmüş ve Kamuran’a öğretmenlik yaptığı şehirlerden birinde öğrendiği gülbeşeker adlı bir tatlı sunmaktadır köşkün bahçesinde… “Gülbeşekeri sevdin mi?” diye sorar Feride Kamuran’a ve ısrarla tekrar tekrar sevdim


“Tekil evrensel”le tanışma töreni

"Tekil evrensel". Böyle diyor Sartre, Carlo Levi’nin edebiyatı için. "Kendi olmak, Levi için, evrensel olanı, tekil olan haline getirmek anlamına gelir. Yazmak, bu iletişim kurulamayanla bir iletişim kurmaktır: Tekil evrensellik".  Carlo Levi’nin Türkçeleştirilen tek kitabı "İsa Bu Köye Uğramadı"yı okuduktan sonra Sartre’ın ne demek istediğini anlamak hiç de zor değil.


"Artık incir çağındasın"

Roman sanatı, bir parça da kadının kendi dilini arayışı... Kadın yazarın bu çabası belki dişillikten kopup eril bilincin üretimine atfedilen uygarlığa karşı, onun içinden yok oluşa yazgılı bir başkaldırı, belki benliğin bir yanını yeniden yaratma adına diğer yanını körleştirme yanılgısı...


Osmanlı’da birey olmak ya da olmamak…

Bir yeniçeri düşünün ki, babasından kalan araziye el konulduğu için eline kalemi alıp divan-ı hümayuna başvurmakta... Ya da yiyip içtiklerini bile günü gününe yazan Balat şeyhi bir derviş karısının ölümünü yazmakta … Evlenmeyi reddeden entelektüel bir Osmanlı kadınının rüyalarına ne dersiniz peki?


Hayat bir zombi romanı olsa...

"Mezarında kemiklerinin sızlayacağını veya oradan çıkmaya çalışacağını sanmıyorum. Bence gülümserdi ve sonra da bana 1 milyar dolarlık tazminat davası açardı..." Yazar Seth Grahame-Smith’in bu sözleri, İngiliz edebiyatının kraliçelerinden Jane Austen için...


Zehir ve ilaç: Mutluluğun sihirli formülü

Çok çok uzun yıllar, binyıllar önce yılan yeryüzünde şifanın, sağlığın temsilcisiymiş. Hayat ağacına sarılmış kocaman bir yılan, işte bu çok iyi bildiğimiz resim Sümerde, Babilde, Mısırda bugün düşündüğümüz gibi ademi cennetten kovmak adına baştan çıkaran kötülük değilmiş.

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.