Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


Söyleşi Arşivi

En çok okunanlar  

Söyleşi


Edebiyatdışı// İnsanlık çok şeye sahip, ama en çok ihtiyacı olanı kaybetti

Şu sıralar çokça konuşulan dizilerden Black Mirror, en umutsuz tablolardan birini çiziyor insanlık için. Gelişmiş iletişimin insanlığı yok ettiği bir dünya! Beyazperde, televizyon ya da gerçek fark etmiyor aslında, yeni bir insan profilinin oluştuğunu söylemek için geç bile kalındı. Peki nedir bu yeni insan? Nereye doğru gidiyor?


Diyar Saraçoğlu: "Ortalıktaki kitap, dergi, gazetelerin çoğunun okunmaması daha iyi"

İlgi alanına göre insanı rezil de eden, vezir de eden bir siteden bahsediyoruz. Bildiğiniz, bilmediğiniz kitaplarla dolu, “Şunu okudun mu?”, “Bunu okumalısın,”, “Aslında buna da bir baksan,” dedirterek, sizi oradan oraya sürükleyebilecek bir site.


Jonathan Franzen: Kitabına göre

Özgürlük ve Düzeltmeler romanlarıyla tanıdığımız yazar Jonathan Franzen'la bir okur ve yazar olmak üzerine...


Edebiyatdışı// İnterneti azaltmak için terapi ihtiyacımız olabilir

Gündemi çoğunlukla sosyal medya belirliyor, ya da sosyal medya üzerinden takip ediyoruz. Sadece sosyal medyaya bakarak analiz yapmaya kalkışsak ne kadar çok muhalif, duyarlı, vicdanlı, aktivist, entelektüel insanımız olduğuna şaşıp kalabiliriz herhalde! Bu ikiyüzlülüğü masaya yatırmak anlamsız bir çaba olur belki de. Beri yandan internetin hızına yetişmek de imkansız.


Onur Caymaz: Yazı yazan bir gölgeyim

Onur Caymaz'a İstanbul'da, kalabalık sokakların birinde rastlayabilirsiniz, bir otobüste, vapurda; yürürken, okurken, yazarken, dinlerken...


İstanbul dünyanın en çirkin şehri olmaya aday

On yıl önce söyleseniz “nostaljisever bir romantik “olarak damgalanırdınız. Şimdiyse “İş işten geçti.” diyorlar. İstanbul “dev” yapılarla dolup taşıyor. Gökdelenler, toplu konutlar, AVM’ler, lüks oteller... Sürekli yeni projelerin, yeni şehir-semtlerin reklamını görüyoruz.


Editörler Platformu: "Dikey hiyerarşiyi kırmak istiyoruz"

Okuduğumuz her şeyin; her romanın, öykünün, haberin, hatta reklamın ardında bir yazar olduğu gibi, bir de editör var. Onlar çoğu zaman isimsiz kahraman, bir metnin, okurla buluşacağı ana dek süren serüvende en çok emek verenlerden. Ama ne yeterince görüyoruz editörleri ne de yeterince değer veriyoruz onlara. Öyle değil mi?


Metin Üstündağ: Dergi, sevgiliye çıkarılır

İstanbul'da yaşayanlar iyi bilir, bir toplu taşıma aracına yetişmeye çalışırken yolunuzdan olmanız için çok ciddi bir kuvvete ihtiyacınız vardır. Mesela, çoktandır göremediğiniz ve muhtemel ki çokça süre göremeyeceğiniz bir dostunuz. Mesela, acımasızca kırılan topuğunuz. Mesela, en sevdiğiniz yazarın vitrindeki son kitabı.


Necati Tosuner: Tanrı vasat yazara acısın

Necati Tosuner'i bilir misiniz? Bilirseniz, eminim ki iyi bilirsiniz. Bilmiyorsanız, hemen hayatınıza bir Necati Tosuner parantezi açmanızı tavsiye ederim.


İlk cümlenin peşinde: İncipit

Geçtiğimiz haftalarda bir "enstitü" kuruldu, adı İncipit. Tüm romanların ilk cümlelerini biriktiren bu enstitü, 2006 yılında fikir bazında ortaya atılmış ve bu senenin başından itibaren okurlarla dünya üzerindeki her kitabın ilk cümlesini buluşturan bir arşiv haline gelmiş.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Yazının başlığı da methiye cephesini epeyce açığa çıkarıyor ama en sonda ulaşmam gereken yargıyı en başa taşıyarak atayım ilk adımı: Türkçe yazılan ya da Türkçeye çevrilen kalburüstü bütün tarihî romanları okuduğunu varsayan, kendisi de az çok ilgi görmüş hacimli üç örnekle bu alana katkıda bulunan biri olarak, bugüne dek Moğol Kurdu’ndan daha iyisine rastlamadım.

Editörden

Roman türü denilince aklıma hemen Lukacs’ın ünlü sözü geliyor: “Roman, tanrının bırakıp gittiği bir dünyanın destanıdır.” İlk büyük roman diyebileceğimiz Don Kişot da aslında Tanrı’nın olmadığı bir dünyanın romanıydı. Roman 18 ve 19. yüzyıllarda siyasi politik bir etki alanına sahipti. Bana kalsa siyasi politik etki alanından hiç vazgeçmedi roman.