Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Aşırı yakın inanılmaz uzak




Toplam oy: 18
Mevsim Yenice Bilinmeyen Sular’da ilk kitabıyla kıyaslandığında karakter ve konu tercihleriyle radikal bir değişim gösteriyor; ilk kitabına nazaran daha sakin ve daha insan ruhuna yönelik öykülere yöneliyor.

Hayatta olduğu gibi anlatılarda da anlamı üreten ikiliklerdir. Bilgi, bilen ile bilinen arasındaki ilişkiden doğar; ilişki için de en az iki şey gerekir, kıyas yapmak için iki şey arasında karşıtlık ya da benzerlik bulmak gerekir. Dramatik kurgunun belkemiğini oluşturan çatışma için de bir ikilik ya da ikilem lazımdır. Tragedyalar aklıyla kalbi arasında kalanları yazar. Dilemmalar o yüzden baş tacımızdır. Eskiler buna “her şey zıddıyla kaimdir” der. Biz ne deriz henüz orasına gelemedik. Yine de, başkahramanınızın ne kadar da cesur olduğunu göstermek için korkak bir ikinci karakter çok işe yarayacaktır. Cömerdin yanındaki bir hasis nasıl da dikkatimizi çeker. Karagöz’le Hacivat’ı bunca yıldır diri tutan da bu ikiliktir. Benzer şekilde hikâyesi yazılmaya değer, o seçilmiş, o öne çıkan kimseler ile geri kalanlarımız arasında da bir ikilik vardır. Bizi birbirimizden ayıran bir karşıtlık değilse de, farklılıklarımız onları kahraman bizleri figüran yapar. Bir yanıyla aşırı yakın ama inanılmaz uzak.

Bilinmedik bir su

 

Mevsim Yenice’nin yeni kitabı Bilinmeyen Sular bu ‘aşırı yakın ama inanılmaz uzak’ olma halinin bir ifadesi olarak okunabilir bence. Bunu bana düşündüren şeyse, kitabı okumayı bitirdikten sonra son öyküye referansla kitabın ithafı olan Alkor ve Mizar’ı araştırmam oldu. Alkor ve Mizar Büyükayı Takımyıldızı’ndaki bir çift yıldız. Birlikte anılıyorlar, çok yakınlar, Büyükayı’nın aynı noktasını referans için kullanılıyorlar ancak ayrılar, gözle yan yana gözükseler de aralarında ışık yılları var. Dışarıdan bir perspektifle bakıldığında yakın görünüyorlar, yıldızların birbirine bakışındaysa uzaklıklar görünüyor. Adınızın birlikte anıldığı birinden bu denli uzak olmak hüzün verici olsa gerek. Bilinmeyen Sular’a gelecek olursak, bu kitaptaki öykülerde Mevsim Yenice iki kişi arasındaki ilişkiyi kuran o yakınlık ile yine ilişkide taraf olmaya sebep olan uzaklıklar üzerinden kurmuş dramatik çatıyı. Örneğin “Bataklık Balığı” adlı öyküde karakterler olarak meşhur bir ressamla onun gayet sıradan asistanı karşımıza çıkıyor. Öykü, meşhur ressamın sönüşü ile asistanın yıldızının parlayışını konu ediniyor. Ya da “Bir Yere Kadar” adlı öyküde huzurevindeki bir kadın ile onun yardımcısını okuyoruz. Kitabın son öyküsü “Göründüğünden Daha Uzak” bahsettiğim bu ikiliği çok daha belirgin kılıyor. Hastalıklı bir şekilde durmaksızın her şeyi gözetleyen bir güvenlik amirinin, Tanrı tarafından gözetlendiğini, bundan kaçamayacağını kabullenmesi üzerine kuruluyor bu öykü. Bahsettiğim bu öykülerde ilişkide güçlü değil de zayıf tarafın, ikiz yıldızlardan soluk olanın hikâye edildiğini görüyoruz. Dramatik çatıda bu ikiliği kurup, ritmi tutturup ardından soluk yıldızı parlatmak okuru ters köşeye yatıran, bakışını değiştiren, zenginleştiren bir tutum. Bilinmedik bir su.

Fakat benim bu kitaptaki favori öyküm “Puantiyeli Plastik Bir Şemsiye.” Terfi alan eşinin iş arkadaşlarını yemeğe çağırmak zorunda kalan, kurumsal hayata ve onun icaplarına mesafeli, biraz yalnızlaşmış ve yanlış anlaşılmış bir kadının hikâyesi olması bakımından günümüze çok yakın çok gerçek bir hikâye. Kocanın ve onun iş arkadaşlarının temsil ettiği “normal” hayat ile kadının o normale olan mesafesi arasındaki karşıtlık üzerine kuruluyor gerilim. Öyküyü çarpıcı hale getirense kadının neden böyle davrandığını öğrendiğimizde yaşadığımız şaşkınlık oluyor. Yetiştirilirken bize dikte edilen değer yargılarının, Türk tipi mutsuz aile tablolarının, şımarmayalım diye sevilmeyişlerimizin izini sürebiliyoruz bu kısacık hikâye ile. Meraklısı bunun üzerine koca bir sosyoloji inşa edebilir. Dikkate değer diğer bir öykü ise “Kırk Saniye”. Öykünün kendisi değil de içindeki göçmen kuşlarla ilgili bölüm Semih Kaplanoğlu’nun Bal-Süt-Yumurta üçlemesindeki sekansları hatırlatıyor. Müthiş görsel ve etkileyici bir hikâye parçası bu bahsettiğim göçmen kuşlarla ilgili bölüm. Ötesini söyleyemem, meraklananlara o öyküyü okumalarını tavsiye edebilirim ancak.
Daha yavaş daha derin
Gelgelelim, yazarımızın ilk kitabı Tekme Tokatlı Şehir Rehberi ile bir kıyaslama yapmadan sözün kurdelesini kesmek olmaz. İlk kitapta çok canlı, hatırda kalıcı, biraz parlatılmış karakterler ile ritmi yüksek, ironisi bol, yer yer muzip öyküler okumuştuk. Tam benim kalemim diye düşünmüştüm. Bu kitapta ise kenarda kalan, daha silik, yukarda bahsettiğimiz o ikinin ikincisi karakterler ile daha yavaş ritimli, oyunu eğlencesi şaşırtması pek olmayan durağan öyküler okuyoruz. Bunu yazarın öykü evreninde bir değişiklik ya da bahsetmek istediği konuların farklılaşması olarak yorumlayabiliriz elbette. Fakat benim için beklentimin dışında olduğunu itiraf etmem gerek. Yine de bu kitapta Mevsim Yenice’nin dilindeki ifade gücünün arttığını, öykünün matematiğini daha iyi kurarak kırılma noktalarını tam da yerinde kullanarak öykülerini başarılı hale getirdiğini söyleyebiliriz. Örnek verecek olursak, ilk kitapta üroloji polikliniğinde bir karşılaşmayla başlıyordu bir öykü. Oldukça ilginç ve alışagelmedik bir tercih. Burada ise örneğin bir yatılı okul yatakhanesinde başlıyor bir öykü. Türk edebiyatında “parasız yatılı” teması yetimlik, yersiz yurtsuzluk ve hüzün ile birlikte anılmaya mahkûm görünüyor. Ben de bir parasız yatılı olduğumdan, esasen o damardan kardeşlik, paylaşma, dayanışma temalı ne kadar çok hikâye çıkabileceğini ilk elden söyleyebilirim. Eleştirimiz yanlış anlaşılmasın. Burada Mevsim Yenice’nin ilk kitabına nazaran daha yavaş, daha sakin ve daha insan ruhuna yönelik öykülere yöneldiğini ifade etmeye çalışıyorum. Öyleyse şöyle söyleyelim, Mevsim Yenice Bilinmedik Sular’da ilk kitabıyla kıyaslandığında karakter ve konu tercihleriyle radikal bir değişim gösteriyor. Yine de dilinin ifade gücü ve öyküleri kurmaktaki başarısıyla okuru etkilemeyi başarıyor. Bakalım gelecek kitabında nasıl bir yol izleyecek.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

1977 doğumlu bir şair Eren Safi. Şimdilik yayınlanmış iki şiir kitabı var: Kamaşır ve Twitter Tepesindeki Okçular. Kamaşır toplamında yer alan Mürşidim Kocakarı ve Bir Kişi Bomba şiirleri öznel şiirler sayılabilir.

Nasreddin Hoca, Beylikler devri Anadolu’sunun en bilge karakterlerinden birisi. Ona izafe edilen fıkralar yediden yetmişe hemen herkesin neşe kaynağı, aynı zamanda tasavvufi felsefi manalar da içeren bu fıkralar hem güldüren hem de düşündürüp ders veren türden.

Kitapların dünyasına yaptığımız yolculukları düşünmeye başlayalım. Önce kitapların oluşma sürecini sanki ilk defa öğreniyormuşuz gibi hatırlamamız iyi olabilir. Zihnimizde beliren düşünceler olgunlaşınca onları harflerle kelimelere dönüştürürüz. Kelimeler sözcükler halinde ağzımızdan dökülür, uzun bir konuşma halini alır.

İran edebiyatında ve özellikle İran şiirinde, erkek egemenliğine karşı kadın rüzgârını ilk estiren şairin sinemaya giriş macerasının ilk perdesi, iki arkadaşı tarafından bir partide İran sinema dehasına önerilmesiyle başlar. Bu sabit fikirli, dik başlı ve dahi adam, hakkında pek de iyi şeyler konuşulmayan bir kadını işe alırken tereddüt eder ve bu tereddüdünden iş arkadaşına söz eder.

Fatih Balkış’ın adı okura yabancı gelmeyecektir. Fars, Yerçekimi ve Baht Dönüşü kitapları Can Yayınları tarafından basılan romancı, dört yıllık bir aradan sonra dördüncü romanını da çıkardı. Bugüne dek hep iyi işlerle karşımıza çıkan Kafka Kitap’ın, ilk Türkçe edebiyat örneklerinden biri olarak sunuldu Karaçam Ormanı’nda.

Kulis

Dünyasizlar: Post Modern Bi̇r Harut İle Marut Masali

ŞahaneBirKitap

“Aşk hata yapabilen Tanrı’sı olan bir din yaratmaktır” diyor Borges. Peki ya bu aşk hata yapabilen tanrıların doluştuğu bir topluluk yarattıysa? Öyle ki toplum bir nevi âşıklar ve âşık olunanların bir aradalığı veya onlardan fazlası olamaz mı? Sosyolojik problemler öncelikle kronolojik bir seyir ile araştırır nesnesini. Bereket versin ki aşk zikredilmez teorilerin çoğunluğunda.

Editörden

Seneler önce başka başka vesilelerle tanıdığım ve içindeki şiir söyleme gücüne hayran kaldığım Didem Madak şöyle diyor bir şiirinde:

 

Vasiyetimdir Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta