Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Ayrılık Çeşmesi Sokağı: Zıpır Ve Kallavi Roman




Toplam oy: 5
Selçuk Altun’un yeni romanı Ayrılık Çeşmesi Sokağı, ana karakteri II. Mahmut’un soyundan gelen kurmaca bir akademisyen Ziya Adlan’ın hayat hikâyesinden renkli sayfalardır. İşte burada ana başlıktaki zıpırlık devreye girer. Selçuk Altun’un romanlarında kahramanların hayatlarında hep bir zıpırlık, hinlik söz konusudur. Bu da okurun hikâye akışındaki takibini renklendirir, sürprizler yapar ve okura keyifli anlar yaşatır.

Teknolojik gelişmeler neticesinde hayatımızdaki okuma normları artık kısaldı malum; yüz kırk karakterde (yakın geçmişte iki yüz seksen karakter oldu gerçi) meramımızı anlatmaya çalışıp, yüz kırk karakterde insanların meramlarını okuyup anlamaya çabalarken, artık eskisi gibi 500 sayfalık romanlara vakti ancak yaz tatillerinde ya da alacağımız yıllık izin günlerine bırakıyoruz. Salgın sebebiyle evlerde kaldığımız şu günlerde bile bol vakit bulunca okumayı hedeflediğimiz hacimli (sayfaca) kitapların sayfalarını çevirir gibi yapıp sonra teknolojiye yenildik, kısa ama hacimli (pahada) kitaplara tercihimizi yönlendirir olduk. Buraya kadar yazıklarım tabii görecelidir ve gözlemlerimi bağlar, katılmayabilirsiniz. Son zamanlarda çokça rastladığım sayfası kısa anlattığı kallavi kitapların arasından Selçuk Altun’un yeni romanı Ayrılık Çeşmesi Sokağı bu yazının konusu olacak. Selçuk Altun’u bence artık uzun bir zamandır (elli yaşından sonra ilk kitabını yazıp yayınladığını düşünürsek) , sadece dönemine damga vuran Yapı Kredi Yayınları’nın efsane Yönetim Kurulu Başkanı olarak değil başarılı romanların yazarı olarak da anıyoruz. Hadi sözünü açmışken kısaca bahsetmeden geçmeyelim: Selçuk Altun Türkiye’deki kültür sanat dünyasına büyük katkılar sağlamış, vesile olmuş bir bankacı. Yapı Kredi Yayınları’nın kültür sanat alanında ataklar yapmasına vesile olmuş, kitap dostu, bibliyofil, koleksiyoner ve yazmaya geç başlasa da kısa sürede okurunu kazanmış bir yazar aynı zamanda.

 

Z. Adlan’ın renkli yaşamından pasajlar

 

Selçuk Altun’un bu yeni romanı Ayrılık Çeşmesi Sokağı, ara başlıktan da anlaşılacağı üzere, ana karakteri II. Mahmut’un soyundan gelen kurmaca bir akademisyen Ziya Adlan’ın hayat hikâyesinden renkli sayfalardır. İşte burada da ana başlıktaki zıpırlık devreye girer. Selçuk Altun’un romanlarında kahramanların hayatlarında hep bir zıpırlık, hinlik söz konusudur. Bu da okurun hikâye akışındaki takibini renklendirir, sürprizler yapar ve okura keyifli anlar yaşatır. Ve kısa sayfalı romanlarının bir solukta bitmesine üzülür ama estet bir yazarın kaleminden çıkan kallavi bir hikayeyi okuduğunuzun ayırdına sayfalar bittiğinde varırsınız.

 

Ziya Adlan, Cenevre’de okuyup, profesörlüğe kadar yükselip ailesinden koptuğu konağa geri döner. Kanserdir ve biz onun son günlerine tanıklık ederiz. Osmanlı Hanedanlığı’na mensup olan Ziya Adlan, son günlerini yanına aldığı yardımcısı Artvin’e anlatır.

 

Artvin, isminden anlaşılacağı üzere, nevi şahsına münhasır bir karakterdir. Doktora öğrencisidir ve tek tutkusu saksafon çalmaktır. Azmederek giriştiği bu zor müzikal sürecin tam meyvelerini toplayacağı sırada, kimliği belirsiz kişilerce dövülür ve sol elinin iki parmağını kaybeder. Bu trajik olay hayatını ve kaderini değiştirir Artvin’in. Maceralı süreçlerde ona bu işkenceyi yapanları bulmakla geçer hayatı. Bu serüvenin ortasında Ziya Adlan’la yolları kesişir. Ziya Adlan’ın da kendi hayatındaki maceralarını sırtlanarak kader yoldaşlığı yaparlar Adlan’ın kanserden kısa kalan ömründe. Ve hikâyelerinin sonuna doğru büyük bir sürprize ilerlerler birlikte.


Beckettvari bir serüven
Selçuk Altun’un her romanında karakterler yanlarına bilgeliklerini de alırlar ve bizi kendi hikâyelerinin yanında bilgeliklerinden de ipuçları paylaşarak metni daha da eğlenceli kılarlar.
Altun’un bu romanının az önce anlattığım iki hayat ve iki hikayenin yanı sıra çevresinde İrlandalı oyun yazarı, eleştirmen ve şair Samuel Beckett dolanır. Felsefe profesörü Ziya Adlan’ın tutkusudur Beckett. Onun Godot’yu Beklerken adlı ünlü oyununun şifresini çözer. Önce neden Beckett bu romanın gizli üçüncü kahramanıdır, ona bakalım isterseniz. Selçuk Altun kitabına dair verdiği bir söyleşide şöyle açıklıyor konuyu:
“Beckett entegre, estet ve gizemli bir kültür-sanat kişisi; 20’nci yüzyılın Shakespeare’iydi. Değil yapıtlarını irdelemek, hayat hakkında da konuşmazdı. Mektuplaşmayı yeğlerdi; 20 binden fazla yazmıştır. Oyunlarından Catastrophe 7 dakika ve Breath 45 saniye sürer. Kendisi değil, ama başyapıtı Godot’yu Beklerken ıskalandı. Verdiği onca ipucuna rağmen akademisyen ve izleyiciler oyunu çözemeyince o da içinden güle güle gitti. Romanımın bir parçasıdır bu olgu; ıskalanacağına bahse girerim!”
Gelelim çözülen şifreye! Selçuk Altun bize oyun oynar burada. Çünkü aslında şifreyi çözen kişi Ziya Adlan değil, yazarımız Selçuk Altun’dur.
2011 yılında basına haber olan bir konudur bu aslında. Selçuk Altun, uzun çalışmasının sonucunda Godot’yu Beklerken’in şifresini çözmüş ve bu konu hem Türkiye’de hem de dünyada ses getirmişti. Beckett’in ünlü oyunundaki sır şuydu, Ziya Adlan’dan, pardon yazarımız, Selçuk Altun’dan dinleyelim:
“Bir biyolojik terim olan symbiosis aynı ortamda buluşan iki değişik organizmanın birbirinden etkilenmesi anlamına geliyordu. Aklıma birden; buyurgan bir filozof ve traji-komikleşme arasında gelgitler yapan Estragon ve Vladimir nam karakterler geldi. Godot’yu çözmüştüm; o God (Tanrı) ile Idiot (Budala) sözcüğünün son iki harfinin birleşmesiydi. Bu ipucunun üstüne bir de Estragon’un takma adıyla (Gogo) ile Vladimir’inkilerini (Didi) ekledim. Orada da Godot’ya yakın bir sufle vardı. Evet, Godot’un gelmesine gerek yoktu; o zaten sahnedeydi. İki arkadaş bir absurd oyuna yakışır şekilde aralarında şakalaşıyor, izleyiciye tuzak kuruyorlardı; Godot onlardı!”
Selçuk Altun’un Ayrılık Çeşmesi Sokağı adlı bu yeni romanını bir an önce edinmenizi öneririm. Hem kısa, hem kallavi hem zıpır bir roman okuyacaksınız. Romanı okurken pek çok sürprizle, bilgiyle ve evet bir de Ziya Adlan’ın üniversiteden arkadaşı Enis Batur’la karşılaşacaksınız.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Marguerite Yourcenar, 1951’de yayınlanan Hadrianus’un Anıları’nın girişinde “Zamanımızda, roman tüm öteki biçimleri yiyip yutuyor; anlatım aracı olarak insan sadece roman biçimini kullanmaya zorlanıyor.” demişti. Romanın zaferini ilan eden epey bir metne sahibiz. Ancak bir not düşmek zorundayız ki 20. yüzyılın ilk yarısında Netflix abonesi olmamıştı Yourcenar.

“Benim için yaşadığım yerin sesi bu. Bunu açıklamak zor. Hep orada, kalp atışların gibi. Her zaman, tüm hayatımız boyunca müzik vardır. Müziğimiz harikuladedir. Deniz bizimle konuşur. Konuşan, yaşadığımız yerdir. Anlıyor musun?”

Evdeyiz hâlâ değil mi? Yoksa yavaş yavaş normalleşme çabası içinde miyiz? Aman! Aşı, ilaç vb. bulunmadı hâlâ, biliyorsundur da düşün bunu… Dur! Yine mi aynı şey deme… Ellerini yıka. Elleri yıkamak çok önemli… Bıktın değil mi? Elleri yıkamanın aslında birçok hastalığın çözümü için basit ve ilk yöntem olduğunun keşfi üzerinden çok zaman geçmemiş, biliyor muydun?

Selim Baki’nin “Kısa Camel”ı

 

II. Mahmut döneminde, mumun hammaddesi olan kuyrukyağındaki bir fiyat artışı sebebiyle medrese öğrencileri kazan kaldırır. Çünkü akşamları mum ışığı olmadan çalışamazlar, sohbet edemezler... Bugün biz yukarıdan aydınlatılan parlak odalarımızda oturduğumuz için ışık ve gölgeye, o medrese talebeleri gibi bakamayız.

Kulis

''Alimlerin Yaşadığı Evde Kedi de Alim Olur''

ŞahaneBirKitap

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Editörden

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.

Hatıraları bile yaşamıyor artık

Tarih kitaplarının resmettiklerinden

Ve kanımıza karışan

Kanımızdan taşan şarkılardan başka

Şarkılar

Zenci diline yabancı

Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.