Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Bulutlarda bir sevdalı




Toplam oy: 893
Leonard Cohen
Aylak Kitap
Leonard Cohen, şiir ile şarkı sözü arasındaki sınırları ortadan kaldıran az sayıda ozandan biri. Sevda Kitabı'nın şarkıya dönüşen ya da (henüz) dönüşmeyen şiirlerine bakarak bu eşsiz simyaya tanık olabilirsiniz.

Siyaset bilimci Hannah Arendt, 1963 tarihli Kötülüğün Sıradanlığı kitabında, Nazi Almanya’sında milyonlarca Yahudinin toplama kamplarında ölüme gönderilmesinden sorumlu SS yetkilisi Adolf Eichmann'ın Kudüs'teki yargı sürecini ele alıyor ve onun son derece normal biri olduğuna dikkat çekerek insanın içindeki kötülüğün ne derece sıradanlaşabileceğini gösteriyordu. Bir yıl sonra, ailesi Litvanya Yahudisi olan Leonard Cohen’in Flowers for Hitler isimli şiir kitabı çıktı. Kitaptaki “All There is to Know About Adolph Eichmann” isimli parça da aynı tespite odaklanıyor ve soruyordu: “Ne bekliyordunuz? Pençeler mi? Uzamış dişler mi? Yeşil salya mı? Delilik mi?..” Türkçeye yeni çevrilen Sevda Kitabı’nda ise ozan şöyle diyor: “Ertesi Salı, güneş battığında, tersten çalacağım Ayışığı Sonatı’nı. Bu da dünyanın, son iki yüz milyon yıldır içine düştüğü acının etkilerini tersine çevirecek. Ne kadar güzel bir gece olacak.”

 

Dokuz yıl gecikmeli olarak çevrilen Sevda Kitabı, Türkçedeki ilk Leonard Cohen kitabı değil. Daha önce çeşitli şiir derlemeleri ve iki romanı, ikişer defa çevrilmişti. Bundan önceki son şiir kitabı ise Book of Misery’ydi ve 1984’te Toronto’da gün yüzü görmüştü.

 

Sevda Kitabı’ndaki şiirlerin çoğunluğu 1994-1999 arasında Kaliforniya’daki Baldy Dağı’nda, bulutlara yakın Zen manastırında yazılmış. Ancak yine de bir derleme olarak görülebilir; çünkü içeriğinde 90’ların ikinci yarısında sıkça gittiği Hindistan’da yazdığı ve 70’lerde yazıp kitaplarına girmemiş olan şiirlerin yanı sıra, Ten New Songs ve Dear Heather albümlerindeki bazı şarkılara yazılmış sözler de var. Üstelik bunlara Cohen’in 100 küsur çizimi de eşlik ediyor. Çevirisi orijinalinin tıpkıbasımı. (Olumsuz eleştiri bu yazının konusu olmasın ama kitapta okumanın tadını kaçırabilecek kadar çok tashih var. İkinci baskıda gözden geçirileceğine eminim.) Şiirler ise yeni ve eski sorgulamalar, itiraflar ve tanıklıklar içeriyor. Elbette ki (kara) mizah, meditasyon, oyun, lirizm ve romantizm yüklü; ve bu yük bazen çok ağır, bazense çok hafif. Leonard Cohen, hiç kuşkusuz, şiir ile şarkı sözü arasındaki sınırları ortadan kaldıran; birini, diğerinin yerine hiç buharlaştırmadan koyuveren az sayıda ozandan biri. Sevda Kitabı’nın, şarkıya dönüşen ya da (henüz) dönüşmeyen şiirlerine bakılarak bu eşsiz simyaya eşzamanlı tanık olunabilir.

 

Belli ki ABD’li ünlü besteci Philip Glass da bu simyanın etkisinde kalmış olanlardan... Zira 2007’de kitapla aynı ismi taşıyan eserinin prömiyerini New York’ta yaptı. Kitaptan 22 şiiri bestelemişti Glass; üstelik bazılarını Cohen okuyordu. Bu çalışmanın ilgi gördüğünü ve defalarca seslendirildiğini söylemeye gerek var mı?

 

 

 

Cohen’in ayakkabıları

 

 

Bir soru daha: Leonard Cohen’in ayakkabılarına dikkat etmiş miydiniz hiç? Ben etmemiştim. Ama 2014 tarihli son albümü Popular Problems’ın kitapçığına bakınca, her zaman pırıl pırıl olduklarına emin oldum. “Parlatıyorum ayakkabılarımı/ Ama koşma niyetim yok/ Varacağım zaman varırım nasılsa/ Hep sevdim yavaş olmayı/ Annem de böyle derdi hep.” Ve şarkı sözlerinin yanında on tane ayakkabılı fotoğraf.

 

Popular Problems’ın resmi çıkış tarihi 22 Eylül’dü, yani Cohen’in 80. doğumgününün bir gün sonrası. Yukarıdaki alıntı, açılıştaki blues’dan. İkinci şarkı ise Almost Like The Blues: “Dondurdum kalbimi, çürümesin diye/ Babam seçilmiş olduğumu söylüyor/ Annem ise değilsin diyor.” Blues ruhu, Hammond orgu ve arka vokaller albümün temel payandaları. Manastırdan ayrıldıktan sonra ozanın müziğe dönüp dönmeyeceği belirsizdi ama 2001’deki Ten New Songs albümü onun adına yeni bir dönemi müjdeledi. Ardından, arayı çok da açmadan 2004’te Dear Heather geldi. Sonrasında 2011’e kadar beklenmiş, Old Ideas ile sesi bir kez daha duyulabilmiş ve bu arada İstanbul bulutlarının altında iki defa görülebilmişti de.

 

Cohen “Binler” şiirinde gerçek bir şair olmadığını söylüyor; “Ben sahtelerden biriyim,” diyor. Bilen bilir, daha önce de iyi bir sesinin olmadığını söylemişti bize. “Yanıyordu köyleri/ Kaçmaya çalışıyorlardı/ Yakalayamadım bakışlarını/ Ayakkabılarıma dikmiştim gözlerimi” derken bir şair olmayabilir belki, ama başka bir şiirinde karşımıza çıkan Layton gibi biz de ona soramaz mıyız: “Leonard, yanlış şeyi yaptığından emin misin?”

 

 


 

 

 

* Görsel: Murat Miroğlu

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

İnsan karakter özellikleriyle tanınır daha çok. İnsanın kelimeleri, yürüyüşü, dinleyişi, konuşması hepsi birlik olup karakter denilen hususiyetler toplamını oluşturur. Dil de bir karakter taşır sonuçta. Her dilin ayrı bir karakteri vardır. Çünkü dil, konuşulan ağızlarda, susulan gönüllerde bir kimliğe, bir aidiyet bilincine dönüşür daha çok.

Dünya tarihini değiştiren, konumuzla alakalı en önemli icatlardan biri yazı ise diğeri kuşkusuz matbaadır. Matbaa denildiğinde de akla gelen ilk isim 3 Şubat 1468 yılında hayata gözlerini yuman Johannes Gutenberg’tir. Modern matbaacılığın babası olan isimden önce de matbaa Çin’de yüzyıllar öncesinde kullanılıyordu.

Gerçek, dört unsur kadar hayatidir pratik yaşamda. (Nasıl da tutunuruz ona!) İnsan kendisi için işe yarayan bir gerçeklik versiyonundan (makul bir iş, makul bir evlilik, makul bir çocuk, makul ölçekte çekişmeler, dedikodular, hazlar, keşifler ve yarışlardan) memnun olmadıkça nevroz ataklarıyla boğuşur durur.

Günümüz çocuklarının hafızasında biriken hikâyeler her geçen gün azalıyor. Hikâyesiz büyüyen çocukları bekleyen tehlikelerden söz etmenin sırası değil şimdi. Ama şu kadarını söylemek bile yeterli olacaktır: Geçmişe ait anısı ekran ışığından ibaret olan çocuğun geleceği aydınlık olamaz. Bu yüzden çocuklarımızla anı biriktirmek, onlarla konuşmak, hayatı yaşamak ve deneyimlemek önemli.

Bisikletin hayatımıza girişi oldukça erken bir tarihe uzanır. Ancak kırsal kesimde, Anadolu’nun ücra yerlerinde yaşayan çocuklar için bisiklet, yalnızca hayaldi bir zamanlar.

Kulis

“Öldürme Üzerine Kısa Bir Film Bana İlham Veren Başlıca Yapıt”

ŞahaneBirKitap

Son yıllarda, sürekli dile gelen bir soru var edebiyat çevrelerinde: Öykü yükseliyor mu? Şiirin ulaşılmaz yeri ve romanın tükenmeyen gücünün yanında öykü türü hep bir muammanın kucağında dolaşıyor hâlbuki. Düne, bugüne, hatta yarına baktığımızda öykünün, özellikle Türk edebiyatında, hep arada kalmış bir konumda olduğunu görüyoruz.

Editörden

Edebiyatın kendine özgü mekânları vardır. Muhitler burada bir araya gelir. Mahfil olurlar. Okumak ve yazmak yalnızlık ister. Ama okuduğunu ve yazdığını paylaşmakla görevlidir her tutkulu okur ve yazar. Okumak soylu bir eylemdir. Yazmak ise o eylemi bambaşka kişilerle paylaşma işlemidir. Goethe, “Seni anlayacak bir kişi bile bulduysan ciltler dolusu yaz” der.