Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Doris Lessing'den yazmaya dair...




Toplam oy: 1129

Geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden yazar Doris Lessing'in yarattığı Mara ile Dann ve Anna Wulf gibi karakterleri, Güney Afrika'da kurduğu dünyayı ya da Evlenmeyen Adamın Hikâyesi'ni sevmemek, bir edebiyat düşkünü için herhalde çok zor olurdu. Üstüne üstlük bu yazar, Nobel teşekkür metninde Zimbabve'de yokluk içinde yaşayan çocuklardan bahsederken, "Bu okulun öğrencilerinin ödüller alabileceklerini pek sanmıyorum" diyebilecek kadar adalet düşkünü bir insan, duyarlı bir yazar ise...

 

O halde, Lessing'in ardından baktığımız bu günlerde, bu bilge kadından yazmaya dair öğrenebileceğimiz 10 şeye göz atalım.

 

  1. "Yazmalısınız, her şeyden önce, kendinizi memnun etmek için. Başkaları zerre kadar umrunuzda olmamalı. Fakat yazmak bir yaşam biçimi değildir çünkü yazmanın önemli bir bölümü yaşamaktır. Öyle bir yaşamalısınız ki bundan yazı doğmalı." (A Small Personal Voice - "Küçük Kişisel Bir Ses")
  2. "En korkuncu ikincil olan, birincilmiş gibi davranmaktır. Sevgiye ihtiyacınız varken yokmuş gibi davranmak ya da daha iyisini yapabileceğinizi bildiğiniz halde işinizi sevmek." (Altın Defter)
  3. "Şüphesiz kurgu, gerçekten daha iyi iş çıkarır." (Tenimin Altında)
  4. "Yapmam gerekeni bana kitap, hikaye dikte eder. Onu nasıl anlatacağımı hikaye belirler." (2007'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldıktan sonra nobelprize.org'un Yayın Yönetmenine telefonda verdiği röportajdan)
  5. "Çocuk yetiştirdiğim sırada, kendime taşkınlar halinde yazmayı öğrettim. Bir haftasonum veya bir haftam varken, inanılmaz miktarda işler yaptım. Fakat şimdi bu alışkanlıklar kökleşti. Halbuki akışkan olabilsem daha iyi yazardım. Bir şeye başlarsın. Başta her şey biraz pürüzlüdür, aksaktır ama taşların yerine otururduğu o anda mana belirir. O andan sonra akıcı oluverirsiniz. İşte, o zaman iyi yazdığıma kanaat getiririm. Her bir ifadenin üzerinde ter dökerken, iyi yazamam." (Paris Review'a verdiği bir röportajdan)
  6. "Sizden oldukça farklı birinin ağzından yazarken, kendiniz hakkında keşfettikleriniz inanılmazdır." (Paris Review'a verdiği bir röportajdan)
  7. "Bence yazarın görevi, okura soru sordurmaktır. Birinin benim kitabımı okurken, duşun edebi karşılığına maruz kaldığını, düşünmek hoşuma gidiyor. Bu şey ne bilmiyorum ama onları farklı düşünmeye sevk edecek bir şey... Bence yazarlar bunun içindir." (Paris Review'a verdiği röportajdan)
  8. "Edebiyat bir şeylerin üstesinden geliyor mu bilmem ama yola devam ediyoruz." (Southern Review'a verdiği röportajdan)
  9. "Okumanın tek bir yolu var. O da kütüphanelerden ya da kitapçılardan beğendiğiniz kitapları seçmek ve yalnızca onları okumak. Sıkıldığınız anda bırakmak, aksayan bölümleri atlamak. Asla ama asla okumaya mecbur olduğunuzu için ya da o sırada trend veya akım haline geldiği için bir şeyler okumamak. Unutmayın ki 20 ya da 30 yaşında sizi sıkan bir kitap, 40 ya da 50 yaşında size bir kapı açabilir. Veya tam tersi. Zamanı gelmemiş bir kitabı sakın okumayın." (Altın Defter için 1971'de yazdığı girişten)
  10. "Yapmanız gereken her ne ise, onu hemen şimdi yapın. Zira koşullar hiçbir zaman uygun olmayacak." (Kaynağı belli değil)

 



* Görsel: Scott Kennedy
* Kaynak: 11 Bits of Wisdom From Doris Lessing, Huffington Post

GG

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Nekro Porta/Ölüler Kapısı bir ilk roman olmasına rağmen sağlam kurgusu ve bütünlüğüyle dikkat çekmektedir. Bütün karakter ve olaylar, tek bir olayın çevresine toplanmakta, birbirinin neden veya sonucu olmaktadır. Bu yönüyle Nekro Porta bir ilk roman için ilk ve en zor sınavdan başarıyla geçmektedir. İlk romanlar için diğer bir handikap, romanda kullanılan dil ve üsluptur.

Çocuklar muzip ama bir o kadar da kalplerine dokunan metinlere bayılırlar. Bir çocuğun edebiyattan ve kitaptan beklediği şey de budur aslında. Gökhan Özcan ismini bilenler bilir. Ve kalemindeki sadeliğin yanında derinliği de fark edenler onun metinlerinin müptelâsı olurlar.

Necati Mert’in ustalığı

 

Şehir yazılarının tarihi çok eskilere dayanır. Gezmek, görmek ve seyahatten geriye kalan izlenimlerini paylaşmak insanın doğasında olan bir özelliği gibi aslında. Gezmek, ruha şifa olduğu kadar kelimelere de bir canlılık katıyor.

Hayatımı değiştiren kitapları listeleyebilmem çok zor. Benim bugüne gelebilmemin arkasında çok çeşitli etkenler, unsurlar var çünkü. Bu sebeple “bu kitabı okudum, şöyle değiştim” demek diğerlerine haksızlık olur. Faulkner “bu kitapta ne anlatmak istedin?” diye soranlara çok kızarmış.

Kulis

Ekrem Demirli: ''Kuşeyri, ilahi kitaba 'Sevgilinin Mektubu' gibi bakıyordu''

ŞahaneBirKitap

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Editörden

Deniz denildiğinde aklıma hep Küçük Kara Balık geliyor. Üstelik, Samed Behrengi’nin bu hüzünlü küçük öyküsü, yosunlarla kaplı bir kayadan göllere dökülen, oradan da nehir nehir denize açılan bir öyküdür. Elbette denizden daha fazlasını anlatır. Yine de büyük denizi özleyen küçük bir balık imgesi, insanın dünyadaki yolculuğunu anlatmada bana hep eşsiz bir metafor olarak görünmüştür.