Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Dünyayı Uçtan Uca Dolaşan 'Edebiyat Dersleri'




Toplam oy: 11
Julio Cortazar’ın Kaliforniya Üniversitesi’nde verdiği edebiyat derslerinden sekizi, Edebiyat Dersleri adıyla kitaplaştırıldı. Bu on üç saatlik aktarım konunun ilgililerine, literatürün yanında sunduğu cazip anekdotlarla hem nicelik hem de nitelik olarak geniş bir birikimi ‘okuyarak’ tecrübe etme şansı veriyor.

Latin Amerika edebiyatının önemli isimlerinden Julio Cortazar’ın, 1980 yılında Kaliforniya Berkeley Üniversitesi’nde edebiyata ve edebiyatçılık serüvenine dair verdiği konferansları Edebiyat Dersleri’nde toplandı. Süleyman Doğru’nun çevirisiyle okurlarla buluşan kitapta, Cortazar’ın öğrencilere verdiği sekiz derslik konuşma ve ek bölüm, okuyanları uzun bir yolculuğa çıkarıyor. 1914’te doğan yazarın, daha dokuz yaşındayken Edgar Allan Poe, Jules Verne, Victor Hugo gibi büyük ustaları yol arkadaşı edinip kitapların efsunlu dünyasıyla tanışması bir yana, yine o yaştayken ilk romanını da yazdığını düşünürsek Edebiyat Dersleri’ni, 57 yıllık birikimin etkileyici bir özeti olarak kabul edebiliriz.

Estetik, metafizik, tarihsel…

Tam adıyla Julio Florencio Cortazar Scott, yazarlığı boyunca üç aşamadan geçti: Estetik, metafizik, tarihsel… Arjantin’de orta sınıfa mensup ve neredeyse hepsinin başkent Buenos Aires kökenli olduğu, edebiyatı bizzat edebiyat için yapan bir yazar kuşağından gelmesi Cortazar’ı, derin ‘estetik’ kaygılar taşıyan bir edebiyatçı haline getirdi. Eserlerindeki karakterlerin psikolojisi üzerine eğilmesiyle ortaya çıkan girift ve uçarı hikâyeler ‘metafizik’, Küba Devrimi’yle beraber kimlikleşmeye dair yaşadığı aydınlanma ve kendisini sadece Arjantinli değil ‘Latin Amerikalı’ olarak görmeye başlamasıyla da ‘tarihsel’liğin yazın hayatına kattığı değerle tamamlandı. ‘Bir yazarın yolları’, ‘fantastik öykü: zaman’, ‘fantastik öykü: kader’, ‘gerçekçi öykü’, ‘edebiyatta müzikalite ve mizah’, ‘edebiyatta oyun ve Seksek’in yazımı’, ‘Seksek ve Manuel’in kitabı hakkında’, ‘erotizm ve edebiyat’ bölümlerinin olduğu bu sekiz ders konunun ilgililerine, edebiyatın yanında sunduğu cazip anekdotlarla hem nicelik hem de nitelik olarak geniş bir birikimi ‘okuyarak’ tecrübe etme şansı veriyor.
Roman ve öyküyü ayıranlar
Her dersinin sonunda öğrencilerle soru-cevap yapan Julio Cortazar’ın üzerinde durduğu konuların başında roman ve öykü arasındaki farklılıklar geliyor. Romanın, yazarın kendisine karşı verdiği büyük bir savaş olduğunu çünkü onun içinde insanî yazgının başlıca oyunlarının çarpıştığı bütün bir evrenin olduğunu söyleyen Cortazar bu tür için ilgi çekici tespitlerde bulunuyor. ‘’Roman her şeyin içeri girmesine izin veren açık bir oyundur, her şeyi kabul eder, her şeyi kendine çağırır, açık oyunun sürmesini, yazının ve tematiğin geniş alanlarını talep eder.’’ Cortazar’a göre iyi bir öyküye gelince… O sadece hafızaya kazınmakla kalmaz aynı zamanda bir dizi çağrışımlar, zihinsel ve psişik açılımlarla büyük bir potansiyel ve öngörüye sahip. Yayınlamadığı öyküleri biriktiğinde, yazı türünün ‘fantastik’ olduğunu fark eden Julio Cortazar’ın fantastik algısı, diğer insanlara göre bir hayli farklı aslında. O başlı başına bir ‘gerçeklik’ biçimi, akşam sekizde çorba içmek kadar kabul edilebilir ve içine her şeyin girdiği bir gerçeklik… Fantastiğin içindeki kader ve zaman olgularını detaylarıyla ele alan yazar derslerinde öğrencilere Takipçi, Geceleyin Sırtüstü, Kyklad İdolü, Güney Otoyolu gibi öykülerinden yola çıkarak detaylı okuma ve analizler de yapıyor.
Yazının ritmi
Edebiyatta müzikalite ve mizah konusuna da incelikle değinen Julio Cortazar, öykülerinde okuyuculara mizah, müzik, oyun gibi şeyler hakkında fikirden ziyade ‘sezgi’sel bir çıkarım yaptırabilmenin peşine düşüyor. Edebi düzyazının belli yapı ve oluşumu bir yana, sözcüklerin dizilimindeki ritme de dikkat ediyor… Ve bu sezgi, okurun yazıyı açık şekilde müzikal özellikli öğeler olarak tanıyacağı bir sezgi… Bazı ‘olmasının gereken’ söz dizimleri, Cortazar’a yetmiyor. Sezgisel dürtüsü hakkında yazar şöyle diyor, “Ölçüyü bilen herkesin gerekli olmasından ötürü virgül koyacağı bir yerde bana virgül koydurmuyor. Onu koymuyorum, çünkü o anda cümlenin devamına bağlanan ve bir virgülün öldüreceği bir ritim içinde işleyen bir şey söyleyeceğim.’’ Hem yenilikçi hem muhafazakâr olunabilir mi? Julio Cortazar’ın metinlerindeki söz dizimleriyle okuyucuya sezgisel bir güdü aşılama arzusu, yazarın kendi içinde, kendi kurallarıyla dile getirdiği ‘özel’lik, bir yandan kendi içindeki yeniye olan tutuculuğu da yüzeye çıkarıyor sanki. Biz buna ‘üslûp’ da diyoruz elbette; ancak bir öykü, bir roman, bir düzyazı için kimi yönleriyle karmaşık geldiği de açık. Yine de, yazarın biçemine alışmış okuyucular için bu ayrı bir lezzet veriyor olabilir. Tıpkı Shakespeare gibi…

Latin Amerika’nın uzun mücadelesi: Dil
Julio Cortazar derslerinde ülkesinin geçtiği dramatik ve genellikle trajik sonuçlu politik ve tarihsel süreçlerle mücadelenin edebiyata olan katkısını da çoğu kez dile getiriyor. Peron hükümetiyle yaşadığı sorunlar yüzünden Paris’e yerleşen ve UNESCO’da çevirmenlik yapmış olan Cortazar’a bir öğrencisinin ‘hangi dilde yazdığı’ sorusu kesin ve net bir yanıtı beraberinde getiriyor: İspanyolca. Dili savunmanın önemli bir konu olduğunu söyleyen yazar için İspanyolca, Latin Amerika’daki uzun bir mücadelenin parçası çünkü… İnsanların ikinci bir ülkeye göç ettiklerinde kendi dillerinin hızlı bir şekilde irtifa kaybetmesini eleştirel bir bakışla ele alan Cortazar, adeta ‘dil bilinci’nin altını keskin bir ifadeyle çiziyor. Pablo Neruda’nın “Cortazar okumamış insan kader kurbanıdır’’ şeklindeki kendinden emin ifadesini de dikkate alacak olursak Edebiyat Dersleri bütüncüllüğüyle Julio Cortazar’a açılan büyük bir kapı olabilir…

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Geniş kütüphanelere sahip olan insanlar, “kütüphane sahibi” olmanın gerçekten ne anlama geldiğini en iyi bilenlerdir. Bilhassa bir şehirden başka bir şehre taşınmak söz konusuysa kütüphane sahibi için olmasa da kütüphanenin nakli onu taşıyanlar için bir işkenceye dönüşebilir.

Tarihî bir dönemi olağanüstü bir hikâye ile buluşturmak elbette macera seven her çocuğun ilgisini çeker. Hele bu tarih tam olarak 1899 yani 1900 yılının hemen öncesinde olursa daha da ilgi çekici bir hâle gelebilir.

İnsanlık, insanlarca şekilleniyorsa; metin de metinlerce şekillenmez mi? 1960’larda Roland Barthes, Julia Kristeva gibi Post-Yapısalcılar tarafından ortaya konulan metinlerarasılık kavramı tam da bu soruya cevap veriyor.

Gustave Flaubert’in olgunluk döneminde yazdığı Üç Öykü adlı kitabı pek çok eleştirmence onun en önemli eserlerinden biri olarak görülmüştür. Tarihsel dönemlerden seçilen bu üç öykü tematik olarak birbirine bağlıdır. Üç öyküde de aşkınlık, ermişlik olayı hikâye edilir. Seçilen çağların gereği olarak öykülerde din, inanç merkezdedir ve insanları biçimlendiren bir olgudur.

Kulis

Mİm Kemâl Öke: ''Engelin Hakikati ‘İçimiz’dekidir. Nefsimiz!''

ŞahaneBirKitap

Reenkarnasyon, tarih boyunca birçok coğrafyada bazı farklılaşmalarla olsa da kendisine yer buldu. Dilimize de ruh göçü adıyla aktarılan bu kavram, ruhun bir bedenden diğerine geçerek varlığını sürdürdüğüne dair bir inanç.

Editörden

“Ev ki ayrıntıdır. Susmalar, küçük sevinçler, küçük acılar, küçük konuşmalar, küçük yalnızlıklar...Hepsi hepsi.” Tüm dünyayı eve sığdırmaya çalıştığımız şu günlerde İlhan Berk’in evle ilgili metnine bile küçük şeyleri konu etmesi o kadar güzel ki. Siz nasıl düşünürsünüz bilmem ama bana göre de evle ilgili olan her şey “küçük”tür.