Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Edebiyatın en ünlü "kayıp"ları




Toplam oy: 988

Flavorwire'dan Jason Diamond, edebiyat tarihinin en ünlü kayıp metinlerinin peşine düşmüş. İşte o metinlerden bazıları:

 

 

Gogol, Ölü Canlar'ın ikinci ve üçüncü cildi

Rus edebiyatı denince akla gelen ilk eserlerden biri olan Ölü Canlar aslında yarım kalmış bir hikaye... Gogol -Dante'nin  İlahi Komedyası'ndan yola çıkarak- üç cilt olarak planlamış Ölü Canlar'ı. Ancak ilk cildin yayımlanmasının ardından ise geçirdiği bir buhran sonucu, bir rahibin de telkinlerine uyarak diğer iki cilde ait taslakları yaktığı biliniyor. 

 

 

 

Herman Melville, "Isle of the Cross"

Yayıncıların, Moby Dick'i kaleme almış bir yazarın, bir başka romanını basmayı kabul etmediklerine inanmak pek kolay değil. Belki olabilir, ama daha üzücü olan, "Isle of the Cross" isimli bu eserin başına ne geldiğinin bilinmemesi...

 

 

 

Marquis de Sade’ın el yazmaları

Marquis de Sade, babasının ölümünün ardından yayımlanmamış bütün el yazmalarını ateşe atmıştı...

 

 

 

 

Arthur Rimbaud, "La Chasse spirituelle"

Verlaine'e göre “La Chasse spirituelle” şiiri, Rimbaud’nun en önemli çalışması. Ancak şiirin yer aldığı defter, ne yazık ki iddia edildiğine göre Rimbaud’nun arkadaşları tarafından kaybedilmiş...

 

 

 

 

Sylvia Plath'in ikinci romanı

"Double Exposure" ya da "Double Take"; Sylvia Plath'in 1963'teki ölümüyle yarım kalmış ikinci romanının adı bunlardan biriydi. 1970'lerde ise bu romanın izi kaybedildi.
 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Savaşlar ve felaketler insanlık için büyük yıkımlar getirir. Acı, gözyaşı, sürgünler ve kayıplar bireysel ve toplumsal ölçekte kapanmayan yaralar açar. Yaşamdaki bu nedenli derin acılar, edebi alanda aynı derecede nitelikli eserler doğmasını sağlar.

Atlardan birinin üstüne, denklerin arasına yerleştirmişler beni. Yorgan, kepenek ve kap kacağın içine. Yassı taşlarda yankılanan nal, toynak seslerini, göç kalabalığının birbirine karışmış hengâmesini dinleyerek yol alıyoruz. Şenlik şamata olması gereken yayla yolculuğu cenaze alayını andırıyor.

İnsanın binlerce yıllık yeryüzü tecrübesinin en önemli bakiyesi hiç kuşkusuz hikâyesidir. Mağara duvarlarında, kamp ateşlerinin etrafında, kitap sayfalarında ya da sinema salonlarında aradığımız, anlattığımız hikâyeler belki de ölüme karşı verdiğimiz mütevazı ancak epik bir direnişten ötesi değil. Çünkü anlatıcıları nesilden nesile post değiştirse de hikâye anlatılmaya devam eder.

Andrey Platonov (1899-1951), iki önemli romanı Çevenkur ve Çukur yanında, güçlü atmosfer, derinlikli karakterler ve çarpıcı temalarıyla kısa öykünün de başyapıtlarını kaleme aldı. John Berger’in “günümüzde dünyanın muhtaç olduğu hikâyecilerin öncüsü” dediği Platonov; insanın yaşanan acılar karşısında var olma mücadelesini, sevgi, dostluk, mutluluk arayışını hikâye eder.

Chapman ve Maclain Way kardeşlerin yönettiği Wild Wild Country altı bölümlük belgesel dizi, Hintli guru Bhagwan Shree Rajneesh tarafından 1980’lerde kurulan Rajneeshpuram şehrinin hikâyesini anlatıyor.

Kulis

“Öldürme Üzerine Kısa Bir Film Bana İlham Veren Başlıca Yapıt”

ŞahaneBirKitap

Son yıllarda, sürekli dile gelen bir soru var edebiyat çevrelerinde: Öykü yükseliyor mu? Şiirin ulaşılmaz yeri ve romanın tükenmeyen gücünün yanında öykü türü hep bir muammanın kucağında dolaşıyor hâlbuki. Düne, bugüne, hatta yarına baktığımızda öykünün, özellikle Türk edebiyatında, hep arada kalmış bir konumda olduğunu görüyoruz.

Editörden

Edebiyatın kendine özgü mekânları vardır. Muhitler burada bir araya gelir. Mahfil olurlar. Okumak ve yazmak yalnızlık ister. Ama okuduğunu ve yazdığını paylaşmakla görevlidir her tutkulu okur ve yazar. Okumak soylu bir eylemdir. Yazmak ise o eylemi bambaşka kişilerle paylaşma işlemidir. Goethe, “Seni anlayacak bir kişi bile bulduysan ciltler dolusu yaz” der.