Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Edebiyatın "kötü kız"ları burada




Toplam oy: 1169

Edebiyatın kötü çocukları deyince aklınıza kimler geliyor? Martin Amis, Salman Rushdie, Jonathan Franzen, Ernest Hemingway... Peki ya kadınlardan? Flavorwire, yaptığı bu listede edebiyatın "kötü kızları"na yer vermiş. Bakalım Anais Nin'den, Colette'e, Dorothy Parker'dan Simone De Beauvoir'a uzanan listede ne gibi yaramazlıklar yer alıyor?


Sappho

Yunanistan'da yetişen en önemli lirik şairlerinden biri sayılan Sappho, dile kazandırdığı kelimelerle de tanınabilir. Midilli Adası'nın diğer ismi olan Lesbos Adası'ndan gelen Sappho, "lezbiyen" sözcüğünün de atası sayılabilir. Başka kadınlara duyduğu cinsel çekimi şiirlerinde anlatan Sappho, erkeklere de ilgi duyuyordu. Bunun yanında Afrodit'in tapınağında, genç, bekar kadınlara yönelik bir akademi kurduğu bilinmekte. Ovidius'a göre kendine öldürerek yaşamına son veren Sappho'nun şiirlerinden günümüze çok azı kalmıştır. Çoğunlukla parçalar halindeki şiirlerin çevirilerini Cengiz Bektaş ve Azra Erhat yapmıştır.

 

 


 

 

George Sand

Sappho'nun ardından gelen isim, George Sand. Onlarca roman, birkaç oyun, anı kitabı ve edebiyat eleştirisi kaleme alan Fransız yazar, bunca işinin arasında haylazlığa da vakit bulabiliyormuş. Asıl ismi Amantine Lucile Aurore Dupin olan yazar, bir erkek adı altında yazan pek çok 19. yüzyıl kadın yazarından biriymiş, ama bu cinsiyet değişimi edebiyat alanında sınırlı kalmamış. Günlük hayatta da erkek kıyafetleri giyen, o dönemde kadınların asla yapmadığı bir şekilde sigara içen Sand, 19 yaşında evlenip, 9 yıl sonra boşanmasının ardından Frederic Chopin ile büyük bir aşk yaşamış.

 

 


 

Colette

 

 

 

Ah şu Fransızlar... Liste tamamen onlardan da oluşabilirdi. Sidonie- Gabrielle Colette, o meşhur Claudine serisini yayımladığı sıralarda üç kere evlenmiş ve ikinci kocasını, adamın oğluyla aldatmış bir kadındı. Kadınlarla olan ilişkileri ve Moulin Rouge'da gerçekleştirdiği bir pandomim esnasında öptüğü sevgilisiyle de o döneme damgasını vurmuş bir isim olan Colette, kadınların bakış açısından cinselliği ve kadın olmayı en iyi anlatan kalemlerden biriydi.

 

 

 


 

 

Dorothy Parker

 


XX. yüzyılın en önemli edebiyatçılarından olan Parker, hem romancı, hem şair, hem de eleştirmen olmasının yanısıra aforizmaları, korkusuz atılımları ve sıkı bir parti insanı olmasıyla da meşhurdu. Sizvri diliyle tanınan Parker'ın başından üç evlilik geçti, bunlardan ikisi aynı kişiyleydi: Alan Campbell. Ölümünden evvel tüm varlığını Martin Luther King Jr.'a bağışlamış olan Parker, Algonquin Round Table adlı edebiyat oluşumunun kurucu üyelerindendi.

 

 

 


 

 

 

Anais Nin


 

Erotizm. Çokeşlilik. Psikanaliz. Meşhur ilişkiler. Venüs Üçgeni'nin yazarı ve ışıldayan anı anlatıcısı Anais Nin bunların hepsine sahipti. Paris ve New York'un edebiyat kalabalıkları arasında gezinirken, bir anda günlüklerinin yayımlanmasıyla üne kavuşan Nin'in bu denli popüler olmasına şaşmamak gerek: evliliği, Henry Miller', Gore Vidal ve Edmund Wilson'la  yaşadığı büyük (ve yasak) aşklar bir okur için ağız sulandırıcı olmasının yanında, yazarın dili ve keskin zekasının da yadsınamaz olduğunu belirtelim.

 

 

 


 

 

Simone de Beauvoir


 

İkinci Cins'in yazarı Beauvoir, Fransız feminizminin anası olarak da bilinir ama bu onunla ilgili ufak bilgilerden biridir. Gençlik yıllarında ona dayatılan her şeyi reddeden ve Jean-Paul Sartre'ın varoluşçular grubuna dahil olan yazar, Sartre ile birlikte döneme damgasını vurur. 1931 yılında Sartre'ın evlenme teklifini reddetmesinin ardından "arkadaş" kalan, hatta zaman zaman kız arkadaşlarını dahi paylaşan çift, ilişkileri konusunda da oldukça açıklardı.

 

 


 

 

Sylvia Plath


 

Bir şeyi açıklığa kavuşturalım: Sylvia Plath'i "kötü kız" yapan şey intiharı değildi.Depresyon veya elektroşok terapileri de. Plath için ruhsal sorunlarını ve cinselliği Sırça Fanus'ta anlatışı önemliydi, ruhunu açtığı şiirleri ve garipliğine duyduğu ilham verici bağlılığı... Ve tabi ki, kocası Ted Hughes'la ilk tanışmasında, Hughes'un yanında kız arkadaşı olmasına sinirlenip onun yanağını ısırmasını da sayabiliriz.

 

 


 

 

 

Kathy Acker


 

Radikal feminist Kathy Acker, 1984 yılında yayımladığı Lisede Kan ve Cesaret isimli romanıyla o kadar çok kesimi aynı anda rahatsız etmiştir ki, ensest, kürtaj ve eşcinsellik konularında eleştirmenler ve feministlerle arası açılmıştır.Büyüdüğünde bir korsan olmanın hayallerini kuran Acker, her ne kadar 1997 yılında göğüs kanseri sebebiyle hayatını kaybetmiş olsa da, başkaldıran gemisinin kaptanı olmayı başarmıştı diyebiliriz.

 

 

 


DDD

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

“Kendi yarattığı problemleri çözmekten aciz olduğunu ispat etmiş bir medeniyet, çökmüş bir medeniyettir. En hayati sorunlarına göz yummayı seçmiş bir medeniyet hasta bir medeniyettir. Kendi ilkelerini düzenbazlık ve yalancılık uğruna harcayan bir medeniyet, ölüm döşeğindeki bir medeniyettir.”

 

Aime Césaire

 


Hayatta hepimizin başına hiç ummadığımız bir zamanda olmadık sıkıntılar gelebilir. Çok sevdiğimiz bir yakınımızı kaybedebiliriz sözgelimi, bir kaza olur sakat kalırız ya da işimizle ilgili bir sorun yaşayıp işimizi kaybedebiliriz. Bu tür durumlarda girdiğimiz ağır depresyondan çıkabilmek kolay olmayabilir.

Güneyin, ufku bulanıklaştıran bitmek bilmez sıcak öğlelerinde, dev meşe ağaçlarının gölgelediği Yunan Uyanışı stili evinde yazı masasına kurulmuş, mısır koçanı piposunu çok sevdiği Dunhill My Mixture 965 tütünle doldurmuş, daktilosunun tuşlarına basan bir adam vardı; William Faulkner.

Belleğimizin, bir başka deyişle yeryüzü tecrübemizi zihnimizde hikâye etme biçimimizin aslında “kim” olduğumuzla güçlü ilişkisini inkâr edemeyiz. Kuşkusuz hem bilincin kuşattığı alan hem de bilinçdışımızın sisli derinliklerinde saklananlar, dünyanın geri kalanı ile kurduğumuz kendilik ilişkilerinin zihnimize nasıl kazındığı ile şekilleniyor.

Ayfer Tunç’un yeni romanı Osman, bireysel ve toplumsal olmak üzere iki ana boyuttan oluşmaktadır. Romanın bireysel boyutunu, Osman’ın günlükleri; toplumsal boyutunu ise, Osman’la ilgili yazarın yaptığı söyleşiler oluşturur. Yazar, Osman’ın günlüklerini bir sahaftan alır.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.