Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Edebiyatın "kötü kız"ları burada




Toplam oy: 1212

Edebiyatın kötü çocukları deyince aklınıza kimler geliyor? Martin Amis, Salman Rushdie, Jonathan Franzen, Ernest Hemingway... Peki ya kadınlardan? Flavorwire, yaptığı bu listede edebiyatın "kötü kızları"na yer vermiş. Bakalım Anais Nin'den, Colette'e, Dorothy Parker'dan Simone De Beauvoir'a uzanan listede ne gibi yaramazlıklar yer alıyor?


Sappho

Yunanistan'da yetişen en önemli lirik şairlerinden biri sayılan Sappho, dile kazandırdığı kelimelerle de tanınabilir. Midilli Adası'nın diğer ismi olan Lesbos Adası'ndan gelen Sappho, "lezbiyen" sözcüğünün de atası sayılabilir. Başka kadınlara duyduğu cinsel çekimi şiirlerinde anlatan Sappho, erkeklere de ilgi duyuyordu. Bunun yanında Afrodit'in tapınağında, genç, bekar kadınlara yönelik bir akademi kurduğu bilinmekte. Ovidius'a göre kendine öldürerek yaşamına son veren Sappho'nun şiirlerinden günümüze çok azı kalmıştır. Çoğunlukla parçalar halindeki şiirlerin çevirilerini Cengiz Bektaş ve Azra Erhat yapmıştır.

 

 


 

 

George Sand

Sappho'nun ardından gelen isim, George Sand. Onlarca roman, birkaç oyun, anı kitabı ve edebiyat eleştirisi kaleme alan Fransız yazar, bunca işinin arasında haylazlığa da vakit bulabiliyormuş. Asıl ismi Amantine Lucile Aurore Dupin olan yazar, bir erkek adı altında yazan pek çok 19. yüzyıl kadın yazarından biriymiş, ama bu cinsiyet değişimi edebiyat alanında sınırlı kalmamış. Günlük hayatta da erkek kıyafetleri giyen, o dönemde kadınların asla yapmadığı bir şekilde sigara içen Sand, 19 yaşında evlenip, 9 yıl sonra boşanmasının ardından Frederic Chopin ile büyük bir aşk yaşamış.

 

 


 

Colette

 

 

 

Ah şu Fransızlar... Liste tamamen onlardan da oluşabilirdi. Sidonie- Gabrielle Colette, o meşhur Claudine serisini yayımladığı sıralarda üç kere evlenmiş ve ikinci kocasını, adamın oğluyla aldatmış bir kadındı. Kadınlarla olan ilişkileri ve Moulin Rouge'da gerçekleştirdiği bir pandomim esnasında öptüğü sevgilisiyle de o döneme damgasını vurmuş bir isim olan Colette, kadınların bakış açısından cinselliği ve kadın olmayı en iyi anlatan kalemlerden biriydi.

 

 

 


 

 

Dorothy Parker

 


XX. yüzyılın en önemli edebiyatçılarından olan Parker, hem romancı, hem şair, hem de eleştirmen olmasının yanısıra aforizmaları, korkusuz atılımları ve sıkı bir parti insanı olmasıyla da meşhurdu. Sizvri diliyle tanınan Parker'ın başından üç evlilik geçti, bunlardan ikisi aynı kişiyleydi: Alan Campbell. Ölümünden evvel tüm varlığını Martin Luther King Jr.'a bağışlamış olan Parker, Algonquin Round Table adlı edebiyat oluşumunun kurucu üyelerindendi.

 

 

 


 

 

 

Anais Nin


 

Erotizm. Çokeşlilik. Psikanaliz. Meşhur ilişkiler. Venüs Üçgeni'nin yazarı ve ışıldayan anı anlatıcısı Anais Nin bunların hepsine sahipti. Paris ve New York'un edebiyat kalabalıkları arasında gezinirken, bir anda günlüklerinin yayımlanmasıyla üne kavuşan Nin'in bu denli popüler olmasına şaşmamak gerek: evliliği, Henry Miller', Gore Vidal ve Edmund Wilson'la  yaşadığı büyük (ve yasak) aşklar bir okur için ağız sulandırıcı olmasının yanında, yazarın dili ve keskin zekasının da yadsınamaz olduğunu belirtelim.

 

 

 


 

 

Simone de Beauvoir


 

İkinci Cins'in yazarı Beauvoir, Fransız feminizminin anası olarak da bilinir ama bu onunla ilgili ufak bilgilerden biridir. Gençlik yıllarında ona dayatılan her şeyi reddeden ve Jean-Paul Sartre'ın varoluşçular grubuna dahil olan yazar, Sartre ile birlikte döneme damgasını vurur. 1931 yılında Sartre'ın evlenme teklifini reddetmesinin ardından "arkadaş" kalan, hatta zaman zaman kız arkadaşlarını dahi paylaşan çift, ilişkileri konusunda da oldukça açıklardı.

 

 


 

 

Sylvia Plath


 

Bir şeyi açıklığa kavuşturalım: Sylvia Plath'i "kötü kız" yapan şey intiharı değildi.Depresyon veya elektroşok terapileri de. Plath için ruhsal sorunlarını ve cinselliği Sırça Fanus'ta anlatışı önemliydi, ruhunu açtığı şiirleri ve garipliğine duyduğu ilham verici bağlılığı... Ve tabi ki, kocası Ted Hughes'la ilk tanışmasında, Hughes'un yanında kız arkadaşı olmasına sinirlenip onun yanağını ısırmasını da sayabiliriz.

 

 


 

 

 

Kathy Acker


 

Radikal feminist Kathy Acker, 1984 yılında yayımladığı Lisede Kan ve Cesaret isimli romanıyla o kadar çok kesimi aynı anda rahatsız etmiştir ki, ensest, kürtaj ve eşcinsellik konularında eleştirmenler ve feministlerle arası açılmıştır.Büyüdüğünde bir korsan olmanın hayallerini kuran Acker, her ne kadar 1997 yılında göğüs kanseri sebebiyle hayatını kaybetmiş olsa da, başkaldıran gemisinin kaptanı olmayı başarmıştı diyebiliriz.

 

 

 


DDD

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Divan Edebiyatı, sahibi meçhul bir kavram. Her halükârda 20. yüzyılın başında ortaya çıktığı konusunda bir tartışma yok. İskoçyalı oryantalist Elias John Wilkinson Gibb’in 1900 yılında yayınlanan Osmanlı Şiiri Tarihi kitabında bu kavrama hiç yer verilmez. Hepsi batılılaşma döneminde düşünülen isim alternatiflerinden biridir “Divan Edebiyatı”.

Arap coğrafyasında üretilen roman, öykü ve şiirler son yıllarda edebiyat gündeminde karşılık buluyor. Avrupa başta olmak üzere Batı’da düzenlenen büyük ve uluslararası kitap fuarlarındaki temsiliyetin güçlenmesi, en yeni eserlerin prestijli birçok ödüle değer görülmesinin bu ilgideki payı büyük elbette. Batı’nın doğuyu gördüğü “egzotik göz”le romantize edilemeyecek bir yükseliş bu.

Yirminci yüzyıl başlarında İngiltere genelinde Müslümanlara yönelik hasmane tavırlar öne çıkarken, İslam’ı seçenlerin sayısında da gözle görülür bir artış söz konusudur. İslam’la müşerref olan bu şahsiyetler, yeri geldiğinde İslam dünyasının savunucuları olarak da önemli faaliyetlerde bulunmuşlardır.

Günümüz Türk şiirinin derviş kalem şairlerinden Said Yavuz’un üçüncü kitabı Üşüyen Eller Divanı Muhit Kitap’ın şiir kitaplığından okura sunuldu. Kitapta 24 şiir bulunuyor, buna dervişin bir günü diyebiliriz. Sıkıntısı olan birinin, isyan etmeden, kırmadan ve kızmadan; insan olma vasfını koruyarak ruhundaki yarayı paylaşmasına şahitlik ediyoruz.

Limon ağırlıklı olmak üzere, lavantalısından muzlusuna bin bir türü var ama benim son yıllardaki favorim zeytin çiçeği kolonyası. Harika bir kokusu vardır. Denemediysen mutlaka tavsiye ederim. Reklamlar bu kadar! Ama zeytin çiçeğinin açmaya başladığı mevsimdeyiz, böyle güzel bir ürünün reklamı yapılmaz mı? Zeytin çiçekleri nisandan hazirana kadar yavaş yavaş büyüyecekler.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Yazının başlığı da methiye cephesini epeyce açığa çıkarıyor ama en sonda ulaşmam gereken yargıyı en başa taşıyarak atayım ilk adımı: Türkçe yazılan ya da Türkçeye çevrilen kalburüstü bütün tarihî romanları okuduğunu varsayan, kendisi de az çok ilgi görmüş hacimli üç örnekle bu alana katkıda bulunan biri olarak, bugüne dek Moğol Kurdu’ndan daha iyisine rastlamadım.

Editörden

Roman türü denilince aklıma hemen Lukacs’ın ünlü sözü geliyor: “Roman, tanrının bırakıp gittiği bir dünyanın destanıdır.” İlk büyük roman diyebileceğimiz Don Kişot da aslında Tanrı’nın olmadığı bir dünyanın romanıydı. Roman 18 ve 19. yüzyıllarda siyasi politik bir etki alanına sahipti. Bana kalsa siyasi politik etki alanından hiç vazgeçmedi roman.