Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


Yazarlar


Doğacan Dilcun Doğan

1987 yılında İstanbul'da doğdu ama maceraperest ailesi sayesinde Bodrum'da büyüdü. Liseyi İzmir Amerikan Lisesi'nde okuduktan sonra, İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde Hukuk eğitimi gördü.

Tüm Yazıları

Bakanlar Kurulu'nun Resmi Gazete'nin geçen hafta yayınlanan sayısında yer alan “Mal ve Hizmetlere Uygulanacak Katma Değer Vergisi Oranlarının Tespitine İlişkin Kararda Değşiklik Yapılmasına Dair Karar” ile Kur'an-ı Kerim, Tevrat, Zebur ve İncil kitaplarına uygulanan KDV oranı yüzde 8'den yüzde 1'e düşürüldü. Tam olarak karar şöyle:

 

 

 

Edebiyat eleştirisi nedir? Yapıt, okur, yazar, eleştirmen etkileşimi nasıldır? Neden eleştiri yapamıyoruz? Kritik mi, eleştiri mi? Eleştiriye küsen ya da eleştiriye aç yazarlar var mıdır? Tüm bu soruların  yanıtlarını merak ettiğim için PEN Türkiye'nin, Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müzesi'nde 13 Ekim Cumartesi günü gerçekleştirdiği Edebiyat Eleştirisi konulu söyleşisine katıldım.

Kadir Has Üniversitesi Amerikan Kültür ve Edebiyatı Bölümü ve Türk Dili Ders Koordinatörlüğü’nün ortaklaşa düzenliği Yusuf Atılgan Sempozyumu geçtiğimiz hafta 18-19 Ekim tarihlerinde Kadir Has Üniversitesi Cibali Kampüsü’nde gerçekleşti.

"Kime göre geç?"

 

 

İlk edebi eserlerini 40 yaşından sonra yayımlayan yazarların tanıtıldığı, eleştirilerin ve söyleşilerin yapıldığı bir site olan Bloom, bunu soruyor bize.

 

 

Baharın gelişi, İstanbullu pek çok sinemasever için ayrı bir anlam taşır. Nisan geldi mi, güzel havalar kadar güzel bir şey daha gelecektir nitekim şehre: İstanbul Film Festivali. Üçüncü cemrenin toprağa düştüğü bu günde, bizim de sizlere güzel bir haberimiz var: 32. İstanbul Film Festivali 30 Mart'ta başlıyor ve bu kez sinemaseverler kadar edebiyatseverleri de mutlu edeceğe benziyor! 

"Heathcliff, benim, Cathy! Eve dön!"

 

 

 

 

Selam yabancı, yoksa sen de yalan söylemek istemiyor veya bu oyunun bir parçası olmaktan hoşlanmıyor musun? O halde, The Cure'ün 1980 tarihli "Boys Don't Cry" albümünün çıkış parçası olan Killing An Arab'ı dinlemeye çağırıyorum seni.

 

 

 

 

Lisedeyim. Güzel okulumda İngilizce dersindeyiz ve öğretmenimiz bu dönem okuyacağımız romanın Bülbülü Öldürmek olacağını söylüyor. Hepimiz kitabı alıyoruz, okuyoruz, altını çiziyoruz defalarca, quiz'ler sınavlar oluyoruz.

Gitmek istesek de gidemiyoruz, çünkü Godot'yu bekliyoruz. Hep bir şeyler yapmak istiyoruz, niyet ediyor, arkadaşlarımıza bu isteğimizden bahsediyoruz ama yapmıyoruz, çünkü Godot'yu bekliyoruz. Onun kim olduğu önemli değil, Vladimir ve Estragon için de belli değildi. Hep bir bekleyiş içerisinde değil miyiz? Ulaşmak istediğimiz her şeyi bekliyoruz.

 

Kulis

“Öldürme Üzerine Kısa Bir Film Bana İlham Veren Başlıca Yapıt”

ŞahaneBirKitap

Son yıllarda, sürekli dile gelen bir soru var edebiyat çevrelerinde: Öykü yükseliyor mu? Şiirin ulaşılmaz yeri ve romanın tükenmeyen gücünün yanında öykü türü hep bir muammanın kucağında dolaşıyor hâlbuki. Düne, bugüne, hatta yarına baktığımızda öykünün, özellikle Türk edebiyatında, hep arada kalmış bir konumda olduğunu görüyoruz.

Editörden

Edebiyatın kendine özgü mekânları vardır. Muhitler burada bir araya gelir. Mahfil olurlar. Okumak ve yazmak yalnızlık ister. Ama okuduğunu ve yazdığını paylaşmakla görevlidir her tutkulu okur ve yazar. Okumak soylu bir eylemdir. Yazmak ise o eylemi bambaşka kişilerle paylaşma işlemidir. Goethe, “Seni anlayacak bir kişi bile bulduysan ciltler dolusu yaz” der.