Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Editörden // "Ekolojik kıyamet" uyarısı




Toplam oy: 11

“Eğer arılar yeryüzünden kaybolursa, insanlığın yalnızca 4 yıl ömrü kalmış demektir.” Çoğunlukla Einstein’a atfedilen bu sözün, gerçekten de Einstein’a ait olup olmadığı tartışmalı. Hatta birçok Einstein uzmanı araştırmacıya göre, muhtemelen bu sözü söylemedi Einstein. Peki cümlenin iddiası tartışmalı mı? Einstein tarafından diye getirilmemiş olması, onu daha mı az önemli hale getiriyor?

 

20 Ekim’de Hürriyet’te, DHA kaynaklı şöyle bir haber yayımlandı: “Yapılan bir araştırmanın kanatlı böceklerin sayısının son 25 yılda yüzde 75 azaldığını göstermesi üzerine, bilim insanları ‘ekolojik kıyamet’ uyarısı yaptı. Böcekler bitkiler için polen taşıyıcı ve hayvanlar için av olması sebebiyle insanlık için hayati önem taşıyor. Bilim insanları şimdiye kadar sadece arılar ve kelebeklerin sayısının düştüğünü kanıtlamıştı fakat Almanya’nın tabiat koruma alanlarında görülen kanatlı böceklerin sayısındaki düşüş bilim insanlarını çok şaşırttı. Bu keskin düşüşün tam nedeni bilinmemekle birlikte, bilim insanları tarım alanlarının yok olmasının ve böcek ilaçlarının yaygın kullanımının en önemli nedenler olduğu düşünülüyor. Araştırma sonuçları, iklim değişikliğini de potansiyel nedenlerden biri olarak gösteriyor. Sussex Üniversitesi Yaşam Bilimleri Profesörü ve araştırmanın ortak yazarlarından Dave Goulson, ‘Böcekler yeryüzündeki  yaşamın üçte ikisini oluşturuyor fakat sayılarında korkunç bir düşüş gözlemliyoruz’ dedi ve ekledi:‘Yeryüzünde çok fazla araziyi birçok yaşam formu için yaşanamaz hale getiriyoruz ve ekolojik bir kıyamete doğru gidiyoruz. Eğer böcekleri kaybedersek her şey çöker.’” Einstein ya da Sussex Üniversitesi’nden bir profesör ya da İsviçreli bilimadamları…

 

Önlemler almak, gidişatı tersine çevirmek üzere topyekün bir hareketlenme olmadığına göre; pozitif bilimlere mensup isimlere pek de inanmıyoruz demektir. Peki durum böyleyse, “kurgu” eserlere ne kadar inanılabilir ki zaten! Sezgin Toska ise, farklı düşünenlerden: “Çevre krizlerinin insan eylemlerini şekillendiren kültürel ideolojilerle doğrudan bağlantısının kabul edilmesi doğal olarak bu krizlerin çözümünde sosyal bilimlerin en az fen bilimleri kadar, hatta kimi zaman daha da önemli olduğunun ileri sürülmesine yol açmaktadır. Bu gerçekten hareketle insanların kültürel mücadelelerini, ihtiyaçlarını, arzularını vb istek, düşünce ve durumlarını deneyimleyebildikleri en etkin alanın sanat ve daha dar anlamıyla edebiyat olduğu söylenebilir. (…) Edebiyat aracılığıyla insanların dikkati bir kez daha doğanın, çevrenin ve diğer varlıkların üzerine çekilebilir.”

 

SabitFikir’in bu ayki dosya konusunu kaleme alan Sezgin Toska, “ekolojik sorunların çözüm yolu olarak” edebiyatın nasıl önemli bir rol oynayabileceği ve özellikle de “ekokurgu” kavramı üzerinde duruyor; 21. yüzyılda yazılan Amerikan ekokurgu eserlerden örnekler eşliğinde… (Kendisinin, bu konuda yakın bir zaman önce, doktora tezinin yeniden düzenlenmiş halini içeren bir kitabının yayımlandığını da hatırlatalım – Ekokurgu, Yeni İnsan Yayınevi, Haziran 2017.)


Üzücü olansa, “piyasanın,” diğer alanlarda olduğu gibi bu konuda da “organik” kavramının içini boşaltmaya çalışmasına rastlamak...

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Diyabet son yıllarda görülme sıklığı hızla artan bir sorun. Halk arasında şeker hastalığı olarak da anılan bu zorlu hastalık, çocuklardan yaşlılara ve hatta hamilelere kadar pek çok insanı etkiliyor. Üstelik sadece ilaç kullanmak yeterli değil, sağlıklı bir hayat sürmek istiyorsanız, yaşam biçiminizde köklü değişiklikler yapmanızı da gerektiriyor.

 

Sovyet Rusya'nın en ünlü ve önemli yazarlarından biri Mihail Afanasyeviç Bulgakov ve onun en ünlü eserlerinden biri de Usta ile Margarita.

Arkadaşlarınızı sizin çok sevdiğiniz bir diziyi seyretmeye ikna etmeniz bazen epey güç oluyor. Bırakın ikna etmeyi, söz konusu diziyi tarif etmek bile başlı başına bir problem halini alabiliyor. Geçenlerde başıma geldi. Kalanlar'ın (The Leftovers) sonlarına yaklaşmıştım ve hayatımda seyrettiğim en güzel dizilerden birisi olduğunu düşünüyordum.

Kitabevi raflarında karşımıza çıkan kitaplara bir müddet sonra sinema salonlarında da rastlamaya alıştık. Gerek Hollywood, gerekse bağımsız sinema endüstrisi edebiyattan sıklıkla besleniyor artık. Peki 2018'de hangi romanların uyarlamalarını izleme fırsatı bulacağız? İşte 2018'de beyazperdede göreceğimiz 10 roman:

 

 

Nobel Edebiyat Ödülü’nün biz okurlar için en güzel yanlarından biri –mekanizmasını çok anlamasak da– her yıl dünyanın bir ülkesinden, toplumundan, kültüründen, dilinden bir kişiyi “işaret etmesi”; öncesinde ve sonrasında sosyal medyada ve diğer yayınlarda koparılan gürültü ne olursa olsun, İsveç’teki komite, o yıl kimi layık gördüyse ödüle –sadece kendisi değil, kategorisindeki benzerleri de– g

Söyleşi

Serhat Tolga Yıkıcı ve Ayşegül Kirpiksiz ile söyleşi:


 “Wattpad genç okuru daha iyi anlamamıza imkan veriyor.”


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.