Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Editörden // "Ekolojik kıyamet" uyarısı



Zayıf
Toplam oy: 307

“Eğer arılar yeryüzünden kaybolursa, insanlığın yalnızca 4 yıl ömrü kalmış demektir.” Çoğunlukla Einstein’a atfedilen bu sözün, gerçekten de Einstein’a ait olup olmadığı tartışmalı. Hatta birçok Einstein uzmanı araştırmacıya göre, muhtemelen bu sözü söylemedi Einstein. Peki cümlenin iddiası tartışmalı mı? Einstein tarafından diye getirilmemiş olması, onu daha mı az önemli hale getiriyor?

 

20 Ekim’de Hürriyet’te, DHA kaynaklı şöyle bir haber yayımlandı: “Yapılan bir araştırmanın kanatlı böceklerin sayısının son 25 yılda yüzde 75 azaldığını göstermesi üzerine, bilim insanları ‘ekolojik kıyamet’ uyarısı yaptı. Böcekler bitkiler için polen taşıyıcı ve hayvanlar için av olması sebebiyle insanlık için hayati önem taşıyor. Bilim insanları şimdiye kadar sadece arılar ve kelebeklerin sayısının düştüğünü kanıtlamıştı fakat Almanya’nın tabiat koruma alanlarında görülen kanatlı böceklerin sayısındaki düşüş bilim insanlarını çok şaşırttı. Bu keskin düşüşün tam nedeni bilinmemekle birlikte, bilim insanları tarım alanlarının yok olmasının ve böcek ilaçlarının yaygın kullanımının en önemli nedenler olduğu düşünülüyor. Araştırma sonuçları, iklim değişikliğini de potansiyel nedenlerden biri olarak gösteriyor. Sussex Üniversitesi Yaşam Bilimleri Profesörü ve araştırmanın ortak yazarlarından Dave Goulson, ‘Böcekler yeryüzündeki  yaşamın üçte ikisini oluşturuyor fakat sayılarında korkunç bir düşüş gözlemliyoruz’ dedi ve ekledi:‘Yeryüzünde çok fazla araziyi birçok yaşam formu için yaşanamaz hale getiriyoruz ve ekolojik bir kıyamete doğru gidiyoruz. Eğer böcekleri kaybedersek her şey çöker.’” Einstein ya da Sussex Üniversitesi’nden bir profesör ya da İsviçreli bilimadamları…

 

Önlemler almak, gidişatı tersine çevirmek üzere topyekün bir hareketlenme olmadığına göre; pozitif bilimlere mensup isimlere pek de inanmıyoruz demektir. Peki durum böyleyse, “kurgu” eserlere ne kadar inanılabilir ki zaten! Sezgin Toska ise, farklı düşünenlerden: “Çevre krizlerinin insan eylemlerini şekillendiren kültürel ideolojilerle doğrudan bağlantısının kabul edilmesi doğal olarak bu krizlerin çözümünde sosyal bilimlerin en az fen bilimleri kadar, hatta kimi zaman daha da önemli olduğunun ileri sürülmesine yol açmaktadır. Bu gerçekten hareketle insanların kültürel mücadelelerini, ihtiyaçlarını, arzularını vb istek, düşünce ve durumlarını deneyimleyebildikleri en etkin alanın sanat ve daha dar anlamıyla edebiyat olduğu söylenebilir. (…) Edebiyat aracılığıyla insanların dikkati bir kez daha doğanın, çevrenin ve diğer varlıkların üzerine çekilebilir.”

 

SabitFikir’in bu ayki dosya konusunu kaleme alan Sezgin Toska, “ekolojik sorunların çözüm yolu olarak” edebiyatın nasıl önemli bir rol oynayabileceği ve özellikle de “ekokurgu” kavramı üzerinde duruyor; 21. yüzyılda yazılan Amerikan ekokurgu eserlerden örnekler eşliğinde… (Kendisinin, bu konuda yakın bir zaman önce, doktora tezinin yeniden düzenlenmiş halini içeren bir kitabının yayımlandığını da hatırlatalım – Ekokurgu, Yeni İnsan Yayınevi, Haziran 2017.)


Üzücü olansa, “piyasanın,” diğer alanlarda olduğu gibi bu konuda da “organik” kavramının içini boşaltmaya çalışmasına rastlamak...

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Her öyküde farklı bir arayışın, oyunun peşinde Doğukan İşler. Her öyküde dilinde, üslubunda bir farklılık getirmeye çalışıyor. Bu gayret onun öykü sayısında bir sınırlama getiriyor ister istemez. Ancak şunu net bir şekilde söylemem gerek. Onun hiçbir öyküsü, okurda “bunu daha önce okumuştum” duygusu uyandırmıyor.

Kral, eşi ve üç kızı bir adada yaşamaktadır: İlk bakışta Shakespeare’in Kral Lear ve Fırtına’sını birleştiren tuhaf bir senaryo gibi duruyor. Kral, yani baba, tehlikeli dış dünyayla ilişkilenebilen, adada ihtiyaç duydukları araç gereçleri almak için dışarıya çıkabilen tek kişidir. Kızların adada yaşayanlar dışında birileriyle iletişimiyse mümkün değildir.

Antik Yunan’dan beri kentli olmak kentle hemhal olmak anlamına geliyor. Kentler sokaklarında yürüdüğümüz, meydanlarında buluştuğumuz, dükkânlarından alışveriş yaptığımız kamusal alanlar. Demokratik yönetimleri gereği karar alma süreçlerine dahil olarak yaşadığımız kenti daha çok sahipleniyoruz. Kentlerin kimliğimiz üzerinde de belirleyici bir etkisi var.

Söyleşi

100. sayımızdan itibaren başladığımız Yayınevi Hikâyeleri’nde bu ay İz Yayınları editörü Hamdi Akyol var. Akyol, yayıncılık tarihimizin kilometre taşlarından olan İz Yayınları’nın kuruluşunu, daha çok hangi kitapları bastıklarını ve günümüz yayıncılık ortamının durumunu değerlendirdi.

 

ŞahaneBirKitap

“Tıp gerçek bir kütüphanedir, ama doğru biçimde okunması gerekir” cümlesinden yola çıkan Kütüphanedeki Beden, Charles Dickens’tan Franz Kafka’ya, Virginia Woolf’tan Susan Sontag’a, John Berger’dan Oliver Sacks’e uzanan bir yelpazeyle zenginleşen, tıbbın toplumsal tarihini edebiyat aracılığıyla aydınlatan bir antoloji.

Editörden

 

Günümüz İngiliz romancılarından Ian McEwan’ın Soğuk Savaş döneminin “edebiyat cephesi”ni anlattığı ilginç bir romanı var; Bir Parmak Bal. Ülkemizde de yayınlanan roman bir anlamda birbirine benzemeyen üç ilgi çekici konuyu garip bir kurgu etrafında bir araya getiriyor: Gizli servis, edebiyat ve aşk.