Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Gölgede Kalanlar // Karşınızda Cyrano de Bergerac




Toplam oy: 1023
Savinien Cyrano De Bergerac
Yapı Kredi Yayınları
Cyrano de Bergerac ismini bu sefer Öteki Dünya kitabının yazarı olarak görmek, “Burnunu bu işe de mi sokmuş?” diye düşünmeye sebep olabilir.

Şiirin liri; kılıcın piri, fizik alimi, müzik bilgini, hele o garip kılık kıyafetleri; işte karşınızda Cyrano de Bergerac: “Neyse ki ahlaken zarifim ben!/ Böyle bir züppe gibi giyinip süslenmem,/ Pek cici olmasam da süsüm tamam;/ Özellikle şunu hiç aklımdan çıkarmam:/ Hafif hakaretler, zoraki vicdan,/ Gözleri çapaklanmış uykudan,/ Paçavralaşmış bir onur, yitirilmiş bir hedef./ Yürürken hiç parıldamaz üstüm,/ Özgürlüğüm, gururumdur tek süsüm./ Boydan yana fakir olsam da,/ Taşıdığım ruh giysi olur bana;/ Bel bağlamam bir yığın kurdeleye,/ Bıyık gibi kaldırır aklımı,/ Her yerde şakırdata şakırdata./ Gerçekleri çeviririm mahmuza.” Tavırlarını küstahça bulan, onu eldiveni bile olmayan bir köy soylusu olarak nitelendiren, sırmasız, püskülsüz, kaytansızın teki olmakla suçlayan Vikont’a böyle karşılık verir Cyrano. (Rostand, Cyrano de Bergerac, çev. Nuriye Yiğitler, Remzi Kitabevi, s. 56)

 

 

 

 

Fransız oyun yazarı Edmond Rostand tarafından kaleme alınan Cyrano de Bergerac, kısa bir süre içerisinde yazarının en ünlü eseri haline gelir. İlk kez 28 Aralık 1897’de Paris’te sahnelenen oyunla ortaya çıkan Cyrano de Bergerac karakteri de, sonrasında Don Kişot ve Hamlet düzeyinde, dünya çapında örnek bir karakter olarak nitelendirilecektir. En belirgin yönü güçlü kişilerle mücadele cesareti, ahlaki kaygıları ve hitabet gücü olarak gösterilse de; hiç kuşkusuz ilk akla gelen özelliği “muhteşem” burnudur...

 

 

 

 

 

 

 

Burnunu bu işe de mi sokmuş?

 

 

 

Cyrano de Bergerac oyununun, dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Türkiye’de de oldukça ilgi gördüğünü söyleyebiliriz; daha önce örneğin Müşfik Kenter ve Bülent Emin Yarar gibi isimler taşımış sahneye (hatta, çeşitli tiyatrolarda defalarca sahnelen oyun, Ankara Devlet Tiyatrosu 2012-2013 sezonunda da yeniden repertuarda yer alıyor). Elbette sinemanın da dikkatinden kaçmaz Cyrano de Bergerac. 1950 yapımı filmde Oscar kazandıran performansıyla José Ferrer canlandırır Cyrano de Bergerac’ı; 1990 yapımı filmde de Gérard Depardieu... Bu kadar ünlenmesinin sonucunda da, kaçınılmaz olarak, yazarını gölgede bırakıverir.

 

 

 

 

 

 

 

 

Geçtiğimiz günlerde yayımlanan bir kitap, bu doğrultuda başka bir unsuru daha hatırlattı. Cyrano de Bergerac ismini bu sefer Öteki Dünya kitabının yazarı olarak görmek, “Burnunu bu işe de mi sokmuş?” diye düşünmeye sebep olabilir belki ama, gerçek şu ki, Rostand aslında bu ünlü karakteri gerçek bir kişilikten yola çıkarak yaratmıştı.

 

 

 

“Gerçek” Cyrano de Bergerac’ın burnu belki oyundaki Cyrano de Bergerac’ınki gibi “heybetli” olmayabilir, bilmiyoruz, ama Cyrano de Bergerac kitabına önsöz yazan Dikmen Gürün’ün dediği gibi, “Edmond Rostand’ın Cyrano’su ile 1619-55 yılları arasında yaşamış olan Savinien Cyrano de Bergerac arasındaki benzerlikler eleştirel bakışlarında, özgürlük tutkularında, inandıkları değerlerden asla ödün vermeyişlerinde, hiciv ustası oluşlarında belirlenir ve aynı zamanda da Ay’a seyahat tutkularında...”

 

 

 

 

 

 

 

1619 yılında Paris’te doğan “gerçek” Cyrano, yirmi iki yaşında iken yakın arkadaşı Henri Le Bret ile Muhafız Alayı silahşoru olmuş; ancak bir yıl içinde önce tüfekle, sonra da kılıçla ciddi olarak yaralanınca harp sanatı merakına son vererek, 1640 yılından itibaren kendini edebiyat ve felsefeye adamış. İki önemli eserini; Ay Devletleri ve İmparatorlukları’nı 1642-49, Güneş Devletleri ve İmparatorlukları’nı ise 1650-55 yılları arasında kaleme aldığı tahmin ediliyor. Beklenmedik ölümü sebebiyle kitapları sonradan yayımlanabilmiş; Ay Devletleri Cyrano de Bergerac’ın ölümünden iki yıl sonra arkadaşı Le Bret’nin çabalarıyla, Güneş Devletleri ise yine arkadaşı fizikçi Jacques Rohault’nun çabalarıyla 1662’de gün yüzü görebilmiş.

 

 

 

Ay Devletleri ve İmparatorlukları’nda Cyrano de Bergerac, kitabın çevirmeni Mustafa Demirkan’ın da özellikle dikkat çektiği gibi, döneminin dinsel inançlarını, toplumsal davranış biçimlerini ve görgü kurallarını eleştirir; işte bu eleştirilerini de doğrudan ifade etmek yerine Ay’da yaşayanların eriştikleri çok yüksek düşünce ve teknik düzeyden örnekleri övgüyle vererek yapar. Bir başka deyişle elimizdeki kitabını ütopya çerçevesinde değerlendirmek gerekiyor, ayrıca Ay’a seyahatin teknik ayrıntılarına bakılınca kitabın bilim kurgu özellikleri de göz ardı edilmemeli.

 

 

 

Bu ilginç kitabın önemiyle ilgili son sözü de Mustafa Demirkan’a bırakabiliriz: “Cyrano de Bergerac, ülkemizde kendi filozof kişiliği ve eserlerinden çok, bir tiyatro ve sinema kahramanı olarak tanınmaktadır. Bu çevirinin amacı hem okura geçmişin düşlerini günümüzde yeniden yaşatmak hem de araştırmacı yazar Cyrano’ya hakkını vermektir.”

 

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Muhammed Hicazi 1900 yılında Tahran’da dünyaya gelmiş. Yüksek bir memur olan babasının imkânları sayesinde müreffeh bir çocukluk geçirmiş. Erken yaşlarda Arapça ve Fransızcayı yetkin şekilde öğrendikten sonra eğitim için Fransa’ya yollanmış. Hicazi’nin Fransa yılları onun uzaktan idrak etmeye çalıştığı Batı’yı yerinde özümsemesi için bir başlangıç noktası olmuş.

Kelimeleri hikâyeleri ile birlikte düşünürüm. Birer insan gibi yaşamları ve dönüşümleri vardır kelimelerin. Onun seyrini izlerim. Anlamları dışında görünüşleri ve tipografik hareketleri ilgimi çeker.

 

İstanbul’da yaz mevsiminin ayak sesleri duyuluyordu. Üniversitedeki bahar döneminin son dersinde felsefe hocam Cemil Güzey, okuma listesi çıkardı. Uzayıp giden listede bir kitap ismi hemen gözüme çarptı; Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar. Bu üç kelimeyi yan yana okuyunca heyecanlanmıştım.

*Paul de Senneville/Mariage d'Amour (Aşk Evliliği) bu yazıya eşlik edebilir.

Taşra, edebiyattan sinemaya geçişin en kestirme yoludur. Orada zaman, mekân ve insan sinematografik anlamın bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir derinliğe sahiptir. Ancak bu derinlik çoğu zaman bir daralmayı, dışa kapalılığı, durağanlığı, kasvetli ve sonu gelmez bekleyişleri de içinde taşır. Bu yönüyle İnsanoğlunun ebedi yazgısını, ilk sürgün anını hatırlatan ihsaslarla doludur taşra.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.