Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Haruki Murakami hakkında az bilinen 15 detay




Toplam oy: 578

Haruki Murakami’nin dünya çapında tanınan ve sevilen bir yazar olduğu tartışma götürmez. Aynı zamanda çağının en üretken yazarlarından biri olan Haruki Murakami şu günlerde ülkemizde “yetişkinler için masal” olarak nitelenebilecek olan Tuhaf Kütüphane kitabıyla gündemde. Öte yandan yazarın gündelik hayatına dair pek fazla şey bilmiyoruz. Türkçede Koşmasaydım Yazamazdım adıyla yayımlanan otobiyografik denemeleri ve çeşitli gazetelere verdiği röportajlar dışında pek fazla veri de bulunmuyor elimizde. Hal böyleyken yazarın hayatını merak eden okurları için Haruki Murakami hakkında az bilinen 15 detayı bir araya getirdik:

1.    Bir roman yazmaya beyzbol maçı izlerken karar vermişti. İnanması güç gelse de Murakami’nin yazarlık kariyeri bir nisan günü, beyzbol maçı izlerken başlamış aslında. “Bir anda benim de bir roman yazabileceğim hissine kapıldım,” diyor Murakami verdiği bir röportajda. “Nedendir bilmem ama bir aydınlanma anı gibiydi.” Maçtan sonra eve gidip masanın başına oturmuş ve ilk romanını yazmaya koyulmuş.


2.    Haruki Murakami ödüllü bir yazar olmadan önce, tam 7 yıl boyunca bir caz bar işletmişti. Koşmasaydım Yazamazdım’da o günlerde insanlarla içli dışlı oluşunun ve biriktirdiği hikayelerin sonrasında öykülerine nasıl yansıdığını da anlatıyor yazar. Barın adı neydi diye merak edenler için: Yazar Guardian’a verdiği 2011 tarihli bir söyleşide barın adının Peter Cat olduğunu söylüyor.


3.    Murakami ilk romanını İngilizce olarak yazmaya başlamıştı, fakat sonra Japonca ile devam etti. Yazar ilk romanını yazarken “sadece kulağa nasıl geldiğini duymak için” ilk sayfaları İngilizce yazmayı denemiş. Fakat sonra İngilizceye Japonca kadar hâkim olmadığı için Japoncayla devam etmiş. Yazar bu denemesini şimdilerde iyi bir yazı egzersizi olarak gördüğünü söylüyor. “Basit ve kısa cümleler yazıyordum,” diyor yazar Lit Hub’a verdiği söyleşide. “Ortaya çıkan sonuç pürüzlü, yontulmamış ve sıkıcıydı. Ama kendimi bu yöntemle ifade etmeye çalışmak yavaş yavaş kendine özgü bir ritim meydana getirdi.”


4.    Yazarların ilk eserleri ister istemez acemiliklerini de yansıtır. Bu durum Murakami açısından da pek farklı değilmiş belli ki. Zira yazar ilk iki romanının İngilizceye çevrilmesini hiç istememiş. “İlk iki kitabım Japonya dışında yayımlanmadılar, ben yayımlanmalarını istemedim,” diyor Murakami Paris Review’a verdiği 2004 tarihli röportajda. “Olgunlaşmamış işlerdi, oldukça kısaydılar. Onlar için entipüften desek yalan olmaz!”

5.    İşin aslı Haruki Murakami’nin kendisi de bir çevirmen. Fakat kendi romanlarından hiçbirini İngilizceye çevirmemiş. Yazar Guardian’a verdiği röportajda yıllar boyunca İngilizceden Japoncaya birçok kitap çevirdiğini fakat Japoncadan İngilizceye hiç çeviri yapmadığını söylüyor. Yine de eserlerinin çevirisinde düzenli olarak çalıştığı çevirmenler mevcut.


6.    Yazarın uzun vadeli hedeflerinden biri de Muhteşem Gatsby’yi çevirmek. Yazar bu hedefi kendisine 30’lu yaşlarında koymuş ve 60’lı yaşlarına kadar bu çeviriyi yapmayı hedefliyormuş. Bu hedefin altında elbette ekonomik bir kaygı bulunmuyor, yazar bunu tümüyle kendi için yapacakmış.


7.    Murakami romanlarının orijinal hallerini, özel bi gerekçesi olmadıkça, tekrar okumuyormuş. Fakat İngilizce çevirilerini zaman zaman açıp tekrar gözden geçiriyormuş. “Bunu, orijinal metinle arasındaki mesafe sebebiyle, oldukça eğlenceli buluyorum ve çoğu zaman keyifle okumuşumdur,” diyor yazar yine verdiği bir röportajda.

 


8.    Kimi yazarlar henüz masanın başına oturmadan evvel yazacakları romanı en ince ayrıntısına kadar planlamayı severler. Fakat Murakami onlardan biri değil. 2011 yılında Guardian’a verdiği bir röportaja bakılacak olursa yazar tümüyle plansız ve kendi deyişiyle “sezgisel” bir biçimde yazıyor.


9.    Birçoğumuz gibi Murakami de son teslim tarihlerinden hoşlanmıyor. “Bitmişse bitmiştir,” diyor yazar 2014 tarihli bir röportajında. “Ama bitmemişse de bitmemiştir!”


10.    Yine aynı röportajda ilk taslağı bir tür işkence olarak tanımlıyor Murakami. Tahmin edilebileceği gibi ilk taslağın üzerinden bir tekrar yazım işine girişiyor yazar; daha iyi, daha da iyi, daha da iyi olana dek.


11.    Haruki Murakami eşi Yoko’nun görüşlerine oldukça önem veriyor. Eşi yazarın ilk okuyucusu olmakla kalmıyor, kimi zaman tekrar yazmayı bırakması gerektiği konusunda uyarıyor da.


12.    Yazara ilk büyük çıkışını sağlayan İmkânsızın Şarkısı yazar için bir “deney” niteliğindeydi. Aynı zamanda yazarın ilk realist romanı olan İmkânsızın Şarkısı için şöyle diyor: “Kendime yüzde100 realist bir roman yazabileceğimi kanıtlamak istedim. Ve bana sorarsanız bu deney sonrası için oldukça yardımcı oldu.”


13.    Murakami’nin kitaplarında sık sık kedilere rastlamamızın aslında çok basit bir nedeni var: Murakami kedileri seviyor! “Bunun sebebi muhtemelen kedilere düşkün olmam,” diyor bir röportajında. “Küçüklüğümden bu yana etrafımda hep kediler oldu.”


14.    Görünen o ki Murakami hâlâ kendi başarısının şaşkınlığını yaşıyor. Söylediklerine bakılacak olursa elde ettiği başarı yazara oldukça gerçek dışı görünüyormuş. “Aslını isterseniz profesyonel bir romancı olmayı başarmış olmak, şimdi bile, büyük bir süpriz benim için,” diyor yazar New Yorker’a verdiği 2013 tarihli röportajda.


15.    Son 25 yıldır yazdığı hemen her şey çok satan bir yazar olarak Murakami’nin herhangi bir maddi zorluk yaşamadığı açık. Fakat görünen o ki yazarın bir yılda ne kadar kazandığına dair bir fikri de yokmuş. Zira paranın yönetimi karısına aitmiş. “Bir yılda ne kadar kazandığımı hiç bilmiyorum,” diyor yazar 2011 tarihli Guardian röportajında. “Gerçekten hiçbir fikrim yok!

 

EK

 


 

 

Kaynak: Bustle

 

Görsel:

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Nekro Porta/Ölüler Kapısı bir ilk roman olmasına rağmen sağlam kurgusu ve bütünlüğüyle dikkat çekmektedir. Bütün karakter ve olaylar, tek bir olayın çevresine toplanmakta, birbirinin neden veya sonucu olmaktadır. Bu yönüyle Nekro Porta bir ilk roman için ilk ve en zor sınavdan başarıyla geçmektedir. İlk romanlar için diğer bir handikap, romanda kullanılan dil ve üsluptur.

Çocuklar muzip ama bir o kadar da kalplerine dokunan metinlere bayılırlar. Bir çocuğun edebiyattan ve kitaptan beklediği şey de budur aslında. Gökhan Özcan ismini bilenler bilir. Ve kalemindeki sadeliğin yanında derinliği de fark edenler onun metinlerinin müptelâsı olurlar.

Necati Mert’in ustalığı

 

Şehir yazılarının tarihi çok eskilere dayanır. Gezmek, görmek ve seyahatten geriye kalan izlenimlerini paylaşmak insanın doğasında olan bir özelliği gibi aslında. Gezmek, ruha şifa olduğu kadar kelimelere de bir canlılık katıyor.

Hayatımı değiştiren kitapları listeleyebilmem çok zor. Benim bugüne gelebilmemin arkasında çok çeşitli etkenler, unsurlar var çünkü. Bu sebeple “bu kitabı okudum, şöyle değiştim” demek diğerlerine haksızlık olur. Faulkner “bu kitapta ne anlatmak istedin?” diye soranlara çok kızarmış.

Kulis

Ekrem Demirli: ''Kuşeyri, ilahi kitaba 'Sevgilinin Mektubu' gibi bakıyordu''

ŞahaneBirKitap

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Editörden

Deniz denildiğinde aklıma hep Küçük Kara Balık geliyor. Üstelik, Samed Behrengi’nin bu hüzünlü küçük öyküsü, yosunlarla kaplı bir kayadan göllere dökülen, oradan da nehir nehir denize açılan bir öyküdür. Elbette denizden daha fazlasını anlatır. Yine de büyük denizi özleyen küçük bir balık imgesi, insanın dünyadaki yolculuğunu anlatmada bana hep eşsiz bir metafor olarak görünmüştür.