Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

İyi kitabı kötü kitaptan ayırma rehberi




Toplam oy: 1046

Bir kitabı elinize aldığınızda onun hakkında bir değerlendirmede bulunmak kolay; zor olan, bu değerlendirmenin isabetli olması... Fakat Huffington Post'a göre bunu başarmak da imkansız değil. Öyleyse soralım: Bir kitabın kıymetini bilmeyi nasıl başarırız?

 

Burada kastedilenin yemek kitabı veya kullanım kılavuzları olmadığını hatırlatarak, yardımcı olabilecek beş maddeyi sıralıyoruz:

 

1) Tarih öncesinden kalanlar: Geri gidin; epey bir geri gidin. Destanlarınızı okuyun. Hatta sizin kültürünüze temel olanlarla yetinmeyin; Yunan, Mısır, Sümer, İskandinav... Elinize hangisi geçerse okuyun. Unutmayın ki insanlığın bu en eski öyküleri, insan ırkının belleğini de barındırıyor. Geriye kalan her şey varlığını bu öykülere borçlu. Elinizdeki kitabın bu öykülerden ne kadar etkilendiğini değerlendirmek, her zaman iyi bir başlangıçtır.

 

2) Biraz bilgi...: sahibi olmak iyidir. Burada sanattan anlamanın yolunu bulmaya çalışıyoruz aslında. Halbuki sanat, dinler tarihinden veya felsefeden ayrı düşünülemez. Bu yüzdendir ki sanatın izini Kant'ın yazdıklarında da, Kabala Öğretisi'nde de sürebilirsiniz. Sözün özü, Nietzsche'nin Üstinsanı'nı ya da Budizmin Sekiz Aşamalı Yol Öğretisi'ni kabaca bile olsa bilmek faydalıdır. Elinize bir ansiklopedi alıp Sofie'nin Dünyası'nı okuyun.

 

3) Brokolinizi yiyin: William Shakespeare'in kaleme aldığı her yapıtı okuyun. Klasikleşmiş yazarların (Charles Dickens, Jane Austen, Mark Twain vd) ise en az bir kitabını okuduğunuzdan emin olun. Burada ve bir önceki paragrafta altını çizmek istediğim şey şu: Bir perspektif sahibi olmak, dünya edebiyatının hangi noktaya geldiğini anlamak, elimizdeki kitabın bu kültürün neresinde durduğunu kavramak açısından önemlidir. Üstelik sizi medyanın bilgi bombardımanından, yanıltıcı yönlendirmelerinden korur. Bu yüzden klasikleri brokoliye benzetiyorum. Brokoli sağlıktır.

 

4) İyi hikayeydi, dostum: Hedeflediğiniz noktaya geldiğinizi anlamanın yolu ise kitapların çoğunun artık sizi etkileyememesidir. Bir kitabın neyin iyi yaptığını anlamaya başladıktan sonra kalan her şey yavan gelir. Elbette güncel veya klasik olsun, her zaman keşfedilecek daha birçok iyi kitap olacak. Fakat bir süre sonra bunların arasından sıradan veya kötü olanları ayıklayabilecek ve bunu hangi kriterlere göre yaptığınızı açıklayacak bir kelime dağarcığına sahip olacaksınız ki bu dağarcık o güne kadar okuduğunuz metinlerin bir sonucu olacak.

 

5) Aşırıya kaçmayın: Yazıyı bir uyarıyla noktalayalım. Tutkunuzun kapasitenizi genişletmesine izin verin.  İhtiyacınız olsansa bu yeni yaşam tarzınıza zaman ve emek harcamak. Fakat bu tek kişilik bir uğraş ve sizi asosyalleştirebilir. Bu yüzden kendinizi eve kapatıp, elinize her geçeni okumaktansa listeler yapın, kendinize bir yol haritası hazırlayın. Favori bellediğiniz kitapları zaman zaman tekrar okuyun. Ara sıra sırf eğlenmek için kolay okunan fakat pek de derin olmayan kitapları tercih edin. Kötü olsalar bile, siz kötü olduklarını bildiğiniz sürece, onlardan bir zarar gelmez.

 

 


 

 

GG

 

Görsel: Ezgi Bıçakçı

 

Kaynak: Huffington Post

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder


Merhaba, Ankit Sethi'nin Huffington Post için yazıdığı bu yazıyı editörümüz Gökçe Gündüç, Türkçeleştirdi. İlginize teşekkürler...

54%
46%

Selamlar, Yazı çok hoş. Yazarı kimdir? Ben göremedim mi acaba? Teşekkürler

33%
67%

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Son birkaç yıldır sanata olan ilgi ülkemizde gitgide artıyor. Bu durumun farkında olan yayıncılar da daha fazla sanat kitabı yayınlıyorlar. Özellikle Batı resmi/sanatı hakkında ülkemizde genel kültür az olduğu için bu alana hitap eden kitapların sayısında ciddi bir artış var.

Edebiyat kelimesinin en büyük talihsizliği zaten biliniyor olması. İnsanların “zaten biliyorum” deyip sözlüklere müracaat etmediği talihsiz kavramlardan biri edebiyat. Hiç okumasak da, elimizden romanlar, öykü kitapları düşmese de edebiyat orada bir yerde aşikâr olarak durur zaten. Edebiyat kelimesinin ilk anlamı ile mecaz anlamı arasındaki tezat ise rahatsız edicidir.

Amin Maalouf, Türkiye’de çok az yazara nasip olabilecek bir sevgi halesiyle sarmalanmış bir yazar. Her kitabı sadece çok okunmakla kalmıyor aynı zamanda edebi çevrelerde tartışılmaya değer görülüyor. Hatta edebi çevrelerin dışına çıkıp düşünce dünyasına da ilham veriyor. Eleştiriler de ardından geliyor tabii ki.

Yeni bir yıl, yepyeni bir yıl… Başlangıçlar önemlidir ve nasıl başlarsan öyle gider. Her pazartesi başladıkların küçük bir adımdır ama ocak ayında yaptığın başlangıçlar daha büyüktür. Geçen yılı unut, kaç yaşında olduğunu da… Pırıl pırıl bir yıl var önünde… 365 gün, 12 ay, 52 hafta, 8.760 saat, 525.600 dakika… Bunları, seni sayılarla sıkmak için söylemiyorum.

Şule Yayınları’ndan çıkan son öykü kitabı Fantastik Şeyler ile okuyucu ile yeniden bir araya gelen Naime Erkovan, edebiyatın toprak sahasına adını ilk olarak Beşinci Düğme ile yazmıştı. Aynı eserinde “Her şey gezegenlerin konumu yüzünden’’ diyordu Erkovan. O sebepten mi yoksa başka nedenle mi bilmem, ama önemli bir mevzu bence de.

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.