Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

KomşudaPişen// Aralık 2012




Toplam oy: 1033

Komşuda pişen, bizlere de düşüyor elbet. Yeni başlayan bu köşede, piyasaya çıkan edebiyat dergilerine ve fanzinlere bakacağız. Bu ilk yazıda iki adet fanzin, bir adet yayına yeni başlayan dergi başta olmak üzere bir kaç farklı yayın olacak ve emin olabilirsiniz ki devamı da çok yakında geliyor!

 

 

 

 


 

 

 

 

 

Seyyar Sesler

 

 

 

 

 

 

4. sayısını çıkartan fanzin Seyyar Sesler en çok kapak ve dergi içindeki başarılı grafik tasarımlarıyla dikkat çekiyor. Mesut Uğurlu'nun 'Bir acı sodamızı iç' başlığı taşıyan editoryal yazısı "Bencillik bir kendin olma biçimidir ve kendisi olabilen herkes başkalarını anlayabilme yetisine sahip olabilir," diyerek bencillik ve vicdan kavramlarına farklı bir açıdan bakmayı deniyor.

 

 

 

Fanzinin bu sayısından seçtiğimiz metin ise Umut Sayar'a ait olan Öğlen Uykusu. Bozulduğunda hepimizin kalbinde derin bir iz bırakan tatlı Savcı Hanım - Behzat - Şule üçlüsünü o da bizim kadar çok seviyor, yüreklerinden sevgiyi kovan insanlarla çay içiyor, sohbet ediyor ve üzülüyor. Umut Sayar'ın Öğlen Uykusu hepimizin içinde uykudan kalınca sızlayan o bir şeyleri kaçırmışlık duygusunu tetikliyor.

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

Natama

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kültürlerin birbirine dokunmadan bir arada yaşaması için değil, birbirine dokunarak bir arada yaşaması için varolan hayat memat dergisi Natama'nın ilk sayısı için SabirFikir Genel Yayın Yönetmeni Elif Bereketli'nin ekiple yaptığı röportaja buradan ulaşabilirsiniz.

 

 

 

Çağnam Erkmen'in öyküsü Yollar Hep Birbirine Benzer okuyucusuna yaranmaya hiç çalışmadan gözünü kapatıp üzerini örtmeye çalıştığı tüm marifetlerini bir bir önüne diziyor. Kadınların psikolojik teslimiyetle başlayıp fiziksel şiddete giden taşlı yolda nasıl hızla ilerlediğini vuruyor yüzümüze, hiç gözümüzün yaşına bakmadan. Her kadın annesini mi örnek alır yoksa annesi gibi olmaya mahkûm mudur? 'Seven adam kıskanır' iken seven kadın neden teslim olur?

 

 

 

 

 


 

 

 

 

Galapera Öykü

 

 

 

 

 

 

 

 

Aralık 2012 sayısını Yusuf Atılgan anısına çıkartan fanzin Galapera'dan bu ay gözüme çarpan (belki de beni en çok çarpan demek daha doğru olur) uzunca bir manzume olarak adlandırmanın yanlış olmayacağı, Hulki Aktunç'a ait Kanatlar Arafta Çırpınıyor Şimdi oldu. Tarif ya da inceleme gibi altından kalkamayacağım hamlelere girişmek yerine bir alıntı yapmak isterim:

 

 

Seni yaralamayacağım. Olmuyor, yapamıyorum. Yine
vurduğunla kalacaksın bu maskeler toplantısında. Hüzne
benzettiğin, duyarlığa benzettiğin, hatta gözyaşıyla
anımsadığın acımasız bir korunağın içinden sürekli ateş
edeceksin. Bunun yükü insanı delirtmez mi?

 

 

 
Bu yükle delirmemek için edebiyata sığınanların kaçırmaması tavsiye olunur.

 

 

 

 

 


 

 

 

 

Edebiyat Ortamı

 

 

 

 

 

 

Bu itirafı burada yapmak belki çok yersiz olacak ama benim kendimi en yetersiz, en dışlanmış hissettiğim meselelerden birisi şiirdir. Şiirden, okumaktan, yorumlamaktan, hislerime tercüman olacağına inanmaktan çekinirim. Saygısızlık yapmaktan çekinirim en başta da. Tüm bu sebeplerden Kasım - Aralık sayısı Şiir ve Bilgelik kapak konusuyla çıkan Edebiyat Ortamı dergisinden alıp da defterime yazacağım bir şiir bulabildiğim için kendimle çok gurur duyuyorum. Yunus Melih Özdağ'ın Aramızdaki Sessiz Harfler şiirinin size hissettirdikleri gece uykunuzun arasında içtiğiniz sıcak süt gibi. Çok eski, çok uzun süredir ortalıkta yok ama bilindik hali hiç azalmıyor.

 

 

 

Dostlarım var anne yalnızca birkaç kelime uzakta
Birlikte öfkeleniyoruz birlikte yürüyoruz
Oturup çay içiyoruz
Bir parantez açıyoruz dünyadan dünyaya
Birlikte olunca her şey bir başka anne

 

 

 

 


 

 

 

 

 

Kitap-lık

 

 

 

 

 

 

 

 
T. Mehreliyev'in Pantolone isimli kısa öyküsünün son zamanlarda okuduğum en komik metin olduğuna hemen hemen eminim. Son derece muzur ve maço bir üsluba sahip yazarın ismini Google'ladığımda herhangi bir bilgiye ulaşamadığımdan mütevellit kendisinin takma isim kullandığına kanaat getirdim. "Genç kızların tatlı belası, ünlü yazar T." bir söyleşiden dönmektedir ve bir anda pantolonundan oluverir.

 

 

 

Otobüsün içinde, benim yerime akbil basacak birileri var mı diye bakınırken, kendime özgü bir tarzım varmış gibi bir hava takınıyordum. Siyah mont altına beyaz don giyen ilk adam benmişim gibi bir tavrı vardı herkesin.

 

 

 

Öykünün otobiyografik bir yanı var mı bilinmez ama bir yaz günü vapura binerken ayakkabısının tekini denize düşüren yazarınız hikâyedeki adamla içten bir yakınlık kurduğunu itiraf etmeden geçemeyecek.

 

 

 

 


 

 

 

 

Sözcükler

 

 

 

 

 

 

 

 

Sözcükler'in Kasım - Aralık sayısında Romana İmza Atmak yazısıyla Göksel Korat yazdıkları romanların içinde görünen Türk romancılarını irdeliyor. Özellikle Masumiyet Müzesi'ni gerçek bir proje haline getirerek roman dünyasıyla gerçek dünya arasındaki sınırları iyice bulanıklaştıran Orhan Pamuk başta olmak üzere yazdıkları romanların içine kendilerini de katan yazarların kurmacalığa zarar getirip getirmediklerini sorguluyor. Sanatçıların yapıtlarına imza koymalarının ayıp sayıldığı günlerden bugünlere nasıl gelindiğini merak ediyorsanız çok faydalı bir değerlendirme.

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

Çıkan her edebiyat dergisine ulaşacağımı iddia etmek gerçek dışı olacağından eğer sizler de bir edebiyat dergisi çıkarıyorsanız ve bu köşede yer almak istiyorsanız bize editor@sabirfikir.com adresinden ulaşmaktan çekinmeyiniz.

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Nekro Porta/Ölüler Kapısı bir ilk roman olmasına rağmen sağlam kurgusu ve bütünlüğüyle dikkat çekmektedir. Bütün karakter ve olaylar, tek bir olayın çevresine toplanmakta, birbirinin neden veya sonucu olmaktadır. Bu yönüyle Nekro Porta bir ilk roman için ilk ve en zor sınavdan başarıyla geçmektedir. İlk romanlar için diğer bir handikap, romanda kullanılan dil ve üsluptur.

Çocuklar muzip ama bir o kadar da kalplerine dokunan metinlere bayılırlar. Bir çocuğun edebiyattan ve kitaptan beklediği şey de budur aslında. Gökhan Özcan ismini bilenler bilir. Ve kalemindeki sadeliğin yanında derinliği de fark edenler onun metinlerinin müptelâsı olurlar.

Necati Mert’in ustalığı

 

Şehir yazılarının tarihi çok eskilere dayanır. Gezmek, görmek ve seyahatten geriye kalan izlenimlerini paylaşmak insanın doğasında olan bir özelliği gibi aslında. Gezmek, ruha şifa olduğu kadar kelimelere de bir canlılık katıyor.

Hayatımı değiştiren kitapları listeleyebilmem çok zor. Benim bugüne gelebilmemin arkasında çok çeşitli etkenler, unsurlar var çünkü. Bu sebeple “bu kitabı okudum, şöyle değiştim” demek diğerlerine haksızlık olur. Faulkner “bu kitapta ne anlatmak istedin?” diye soranlara çok kızarmış.

Kulis

Ekrem Demirli: ''Kuşeyri, ilahi kitaba 'Sevgilinin Mektubu' gibi bakıyordu''

ŞahaneBirKitap

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Editörden

Deniz denildiğinde aklıma hep Küçük Kara Balık geliyor. Üstelik, Samed Behrengi’nin bu hüzünlü küçük öyküsü, yosunlarla kaplı bir kayadan göllere dökülen, oradan da nehir nehir denize açılan bir öyküdür. Elbette denizden daha fazlasını anlatır. Yine de büyük denizi özleyen küçük bir balık imgesi, insanın dünyadaki yolculuğunu anlatmada bana hep eşsiz bir metafor olarak görünmüştür.