Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

La Casa de Papel hayranları için okuma önerileri




Toplam oy: 142

Soygun anlatılarının okuyucuyu/izleyiciyi hemen avcuna alabilen bir yapısı var. Kulaktan kulağa yayılarak hatırı sayılır bir seyirci kitlesi edinen, Netflix tarafından yayınlanınca bir fenomene dönüşen İspanyol dizisi La Casa de Papel de izleyeni bir merak duygusuyla sarmalıyor, karakterlerin duygusal salınımlarının ortasına atıveriyor. Diziyi benzer kalabalık kadrolu soygun anlatılarından ayıran şey, gerektiği zaman işleri yavaştan alan hali, karakter kurulumuna verdiği önem, tahmin edilebilir olmaktan her daim kurtulan olay örgüsü ve elbette, zekice kurgulanmış büyük soygun planı...

İspanyol Kraliyet Darphanesi’ni soymayı planlayan “Profesör” önderliğindeki ekip aslında “halkın cebinden” çalmadıklarını, çağın Robin Hood’u olduklarını düşünüyor. Onların duygusal gelgitlerinin peşine takılıp yeri geldiğinde “suçlu”yla özdeşleşerek, yeri geldiğinde suçu ve adaleti temsil eden taraflar arasındaki çizginin bulanıklaşmasına tanık olarak, bir sonraki bölümü izlemek için tuşa basmaktan kendimizi alamıyoruz. Dizi bitince, kendi lakabımızın hangi şehirle eşleşebileceğini, bizim karakterimizi en iyi hangi şehrin anlatabileceğini düşünmeye başlayıp, Salvador Dali maskesi siparişi için interneti yokluyoruz.

 

 

La Casa de Papel'i izlemeye başlayacak olanlar ya da çoktan izleyip sindirmiş olanlar için, farklı coğrafyalardan, nevi şahsına münhasır “nitelikli” hırsızları, “suç dehalarını” sahneye çıkaran kitaplardan bir seçki hazırladık. Paranın geçirdiği dönüşümlere toplumsal bir perspektiften ışık tutan kitapları da ihmal etmedik.

 

 

 

1) Kargalar Meclisi

 

 

 

2) Locke Lamora'nın Yalanları

 

 

 

3) İsveç Çetesi

 

 

 

4) Cingöz Recai serisi

 

 

 

5) Arsen Lüpen serisi

 

 

 

6) Artemis Fowl

 

 

 

7) Hırsızlar Sosyetesi

 

 

 

8) Kültürel Sermaye

Kibar Hırsız ve Şehir

 

 

 

9) Yüzyılın İkinci Yarısında

Darphane-i Amire

 

 

 

10) Paranın Felsefesi 




 

 

SabitFikir arşivinden ek okuma:

Altered Carbon hayranları için okuma önerileri

Annihilation hayranları için okuma önerileri 

 


Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Yıl 1662. 29 Eylül, Pazartesi günü, İngiliz günlük yazarı Samuel Pepys Londra’da Shakespeare’in A Midsummer Night’s Dream’ini seyretmeye gidiyor ve tiyatrodan seyrettiklerinden zerre etkilenmemiş olarak çıkıyor. Günlüğüne bakılırsa: “... A Midsummer’s Night’s Dream performansından çıktık, daha önce izlememiştim, bir daha da izleyecek değilim çünkü hayatımda gördüğüm en saçma sapan oyundu bu.

Sherwood Anderson özellikle kendisinden sonra gelen Ernest Hemingway, William Faulkner, John Steinbeck, Scott Fitzgerald gibi yazarları derin bir şekilde etkilemesine rağmen her nasılsa takipçileri kadar öne çıkan, çok bilinen bir yazar olmadı. Anderson, daha çok “yazarların yazarı” olarak bilindi ve Amerikan öykücüleri için önemli bir yol açıcı görevi gördü.

Tarihi roman sevenlere gün doğdu. Mısır piramitlerinin sırlarına doymuş, Roma lejyonlarının geçit alaylarından yeterince keyif almış, ortaçağın karanlık atmosferiyle birlikte Kilise’ye, cüzzama ve saltanat oyunlarına kandıysanız, bir de gözlerinizi Amerika’ya, devrim öncesine çevirmenin tam zamanı olabilir.

 

Yırtık, rengi atmış bir örme yün takke yaşlı bir köylünün kafasında nasıl durursa evimizin yıkık, yana kaykılmış kiremit çatısı da öyle. Ailemizin, hikâyemizin üstünde. Uzaktan bakardım evimize bazen. O yamuk acımıza. Ahşap ve kiremit çatısı eğilmiş. Bütün yoksulluğun küçük, utangaç bir açıklaması elbette bu. Kilometrelerce yamaç. Okula bu yamaçlardan uçarak iniyorum sabahları.

Vazgeçebileceğimizi değil de tercih edebileceğimizi düşünmek ne kadar aldatıcı? Her şeyden umudunu yitirmiş birini görüyorsanız belki hırslarına belki beklentilerine küsmüştür ama en çok da bir tercih yapabileceğine inanmıştır. İnsan en çok tercih edemeyince anlamını yitiriyor olmalı vazgeçince değil. O yüzden vazgeçebileceğimiz şeylerin ne kadar fazla olduğunu görünce dehşete kapılıyoruz.

Kulis

Yunus Emre Tozal: Chicago’nun kütüphaneleri

ŞahaneBirKitap

Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu’nun Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan 3. baskısıyla okurlarla buluştu. Bu baskıyı öncekilerinden ayıran en önemli fark, bu kez eserin iki cilt halinde ve genişletilmiş şekliyle yayınlanması. Uzun süre alanındaki tek kaynak olan bu kitap tartışmasız biçimde hâlâ alanındaki en önemli eser olma özelliğini koruyor.

 

Editörden

Yirminci yüzyıl ne çağıydı? Soğuk Savaş’ın mı çağıydı, aşırılıkların mı? Keşiflerin mi çağıydı; casusların, ajanların, bilmecelerin mi… 18. yüzyılın doğa bilimlerinin, 19. yüzyılın ise biyolojinin çağı olduğunu söyleyenler çoğunlukta. Albert Camus, 20. yüzyılı korku çağı olarak nitelendiriyor. Doğrusu çok da haklı. Yirminci yüzyıldan miras kalan korkuyla her birimiz yüzleştik.