Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Mağdur neden özür bekler, devlet niçin özür diler?




Toplam oy: 1300
"Geçmişle yüzleşme, Türkiye'nin 'başına açılmış bir bela' değil dünyanın gündemindeki bir mesele, evrensel bir dava."

Türkiye'de özür dilemenin, politik ve insani manasına ilişkin analizlerden çok, konuyu kapatma çabasıyla ortaya atılan önyargılı yorumlar duyuyoruz. Bu algıyı değiştirmek üzere İstanbul Tophane'de yer alan Depo'da "Bir Daha Asla! Geçmişle Yüzleşme ve Özür" adıyla açılan sergi ile eşzamanlı olarak aynı adla yayımlanan kitap, geçmişle yüzleşmenin kapsam ve önemini, neden ve sonuçlarını dünyadaki örneklerini göstererek anlatıyor. Böylelikle yüzleşmeyi "başa açılmış bela" diyerek kestirip atmanın, mağdurun topluma adaptasyonunu zorlaştırdığını vurguluyor.

 

Suçu zihinlere kazımak

 

Mehmet Sinan Birdal ve Derviş Aydın Akkoç'un vaka incelemeleriyle şekillenen kitabın girişinde, kitabı yayına hazırlayan isimlerden Asena Günal özürlerin politik manasını şöyle açıklıyor: "Geçmişteki kırım, sürgün ve soykırımlarla hesaplaşmak, bunların bir daha olmaması gerektiğini, her birinin ahlaki ve hukuki açıdan suç olduğunu zihinlere kazımak ve bununla ilgili bir duyarlılık oluşturmak lazım. Benzer suçların tekrarlanacağına dair alametler belirdiğinde ciddi bir engel oluşturmak da... Özürler de öncelikle bu 'Bir daha asla' bilinci için dileniyor, törensel özür konuşmalarında farklı dillerde hep aynı şey ifade ediliyor: 'Never Again!', 'Nunca Mas!'"

 

Sergide yer alan bir tanıklıksa, özür dilemenin psikolojik boyutuna ayna tutarak, Günal'ın eksik bıraktığı kısmı tamamlıyor: "Benim için kişisel olarak o 'Özür dilerim' dediği anda her şey uzaklaşmaya başladı. Şimdi sadece - o iyileşme hemen başladı. Özre kadar karanlık bir odada uyuyamazdım. Gecenin bir yarısı kalkıp kapının çarpıldığını ve kilitte anahtarın döndüğünü duyardım. Bunların hepsi gitti. Çünkü bir adam 'Özür dilerim' dedi."

 

Bu ifadelerin sahibi 1938, Victoria doğumlu Murray Harrison, 1948'de evinden alınmış, Çalınmış Kuşak'tan bir Aborjin.

 

Bir Daha Asla!

 

İletişim Yayınları tarafından yayımlanan kitap, Açık Toplum Vakfı ve Anadolu Kültür'ün ortak bir projesinin ürünü. Elazar Barkan'ın akademik danışmanlığını yaptığı proje kapsamında açılan ve küratörlüğünü Önder Özengi'nin yaptığı sergi de dünyadan yüzleşme deneyimlerini daha yakından incelemek için 15 Aralık'a kadar gezilebilir.

 

Peki, neden gezmeli/neden okumalı? Özür dilemeyi tabu olmaktan çıkarmak, hiç değilse üzerinde düşünmek için... Çünkü geçmiş deneyimler, doğru şekilde dilenen bir özrün, toplumu bölmediğini, birleştirdiğini gösteriyor. Bu noktada, Willy Brandt'ın Polonya'ya yaptığı ziyareti ve bu ziyarette çekilen ünlü fotoğrafı hatırlayabiliriz. İshak Alaton'un anlatımıyla:

 

 

"40 yıl kadar önce Willy Brandt, Alman şansölyesi olarak Polonya'yı resmen ziyaret etti. Bu ziyarette kimsenin beklemediği bir şey yaptı. Aniden kurbanların anısına dikilmiş anıtın önünde diz çöktü ve bir dakika boyunca başı eğik, dizleri üzerinde, Alman devleti adına günah çıkardı. Dünya insanlarından özür diledi. Bütün dünya televizyonları bu anı gösterdi. Willy Brandt Alman halkı adına özür diledi. Almanya'yı yüceltti. Alman halkına saygınlık kazandırdı."

 

Dünyadan yüzleşme deneyimleri

 

* Cezayir'in sömürgecilik ve Cezayir Savaşı'ndaki suçları için Fransa'dan beklediği özür
* Şili Başkanı Patricio Aylwin'in Pinochet Dönemi hak ihlalleri için Şili halkından özrü
* Federal Almanya Şansöylesi Willy Brandt'ın Varşova Gettosu Anıtı önünde diz çökerek Holokost için Yahudilerden özrü
* ABD Başkanlarının İkinci Dünya Savaşı'nda toplama kamplarında tutuldukları için Japon Amerikalılardan dilediği özürler
* İngiltere Başkanı David Cameron'ın "Kanlı Pazar" için Kuzey İrlanda halkından özrü
* Bulgaristan Parlamentosu'nun "Yeniden Doğuş Süreci" için Türklerden özrü
* Avustralya Başbakanı Kevin Rudd'un "Çalınmış Kuşaklar" için Aborjinler ve Torres Boğazı Adalılarından özrü
* Sırbistan Parlamentosu'nun Srebrenitsa Katliamı için Bosnalı Müslümanlardan özrü

 

Türkiye'den yüzleşme deneyimleri

 

* Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 2011'de TBMM çatısı altında Dersim isyanıyla ilgili açıkladığı belgeler ve devlet adına dilediği özür
* Hrant Dink'in cenazesinde dilenen kitlesel özür
* İsrail Başbakanı Netanyahu'nun, Başbakan Erdoğan'ı arayarak Gazze'ye giden Mavi Marmara gemisine yönelik olarak İsrail donanması tarafından düzenlenen baskın nedeniyle dilediği özür
* 2008'de girişilen "Ermenilerden özür diliyorum" imza kampanyası

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

“Kendi yarattığı problemleri çözmekten aciz olduğunu ispat etmiş bir medeniyet, çökmüş bir medeniyettir. En hayati sorunlarına göz yummayı seçmiş bir medeniyet hasta bir medeniyettir. Kendi ilkelerini düzenbazlık ve yalancılık uğruna harcayan bir medeniyet, ölüm döşeğindeki bir medeniyettir.”

 

Aime Césaire

 


Hayatta hepimizin başına hiç ummadığımız bir zamanda olmadık sıkıntılar gelebilir. Çok sevdiğimiz bir yakınımızı kaybedebiliriz sözgelimi, bir kaza olur sakat kalırız ya da işimizle ilgili bir sorun yaşayıp işimizi kaybedebiliriz. Bu tür durumlarda girdiğimiz ağır depresyondan çıkabilmek kolay olmayabilir.

Güneyin, ufku bulanıklaştıran bitmek bilmez sıcak öğlelerinde, dev meşe ağaçlarının gölgelediği Yunan Uyanışı stili evinde yazı masasına kurulmuş, mısır koçanı piposunu çok sevdiği Dunhill My Mixture 965 tütünle doldurmuş, daktilosunun tuşlarına basan bir adam vardı; William Faulkner.

Belleğimizin, bir başka deyişle yeryüzü tecrübemizi zihnimizde hikâye etme biçimimizin aslında “kim” olduğumuzla güçlü ilişkisini inkâr edemeyiz. Kuşkusuz hem bilincin kuşattığı alan hem de bilinçdışımızın sisli derinliklerinde saklananlar, dünyanın geri kalanı ile kurduğumuz kendilik ilişkilerinin zihnimize nasıl kazındığı ile şekilleniyor.

Ayfer Tunç’un yeni romanı Osman, bireysel ve toplumsal olmak üzere iki ana boyuttan oluşmaktadır. Romanın bireysel boyutunu, Osman’ın günlükleri; toplumsal boyutunu ise, Osman’la ilgili yazarın yaptığı söyleşiler oluşturur. Yazar, Osman’ın günlüklerini bir sahaftan alır.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.