Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Mağdur neden özür bekler, devlet niçin özür diler?




Toplam oy: 1424
"Geçmişle yüzleşme, Türkiye'nin 'başına açılmış bir bela' değil dünyanın gündemindeki bir mesele, evrensel bir dava."

Türkiye'de özür dilemenin, politik ve insani manasına ilişkin analizlerden çok, konuyu kapatma çabasıyla ortaya atılan önyargılı yorumlar duyuyoruz. Bu algıyı değiştirmek üzere İstanbul Tophane'de yer alan Depo'da "Bir Daha Asla! Geçmişle Yüzleşme ve Özür" adıyla açılan sergi ile eşzamanlı olarak aynı adla yayımlanan kitap, geçmişle yüzleşmenin kapsam ve önemini, neden ve sonuçlarını dünyadaki örneklerini göstererek anlatıyor. Böylelikle yüzleşmeyi "başa açılmış bela" diyerek kestirip atmanın, mağdurun topluma adaptasyonunu zorlaştırdığını vurguluyor.

 

Suçu zihinlere kazımak

 

Mehmet Sinan Birdal ve Derviş Aydın Akkoç'un vaka incelemeleriyle şekillenen kitabın girişinde, kitabı yayına hazırlayan isimlerden Asena Günal özürlerin politik manasını şöyle açıklıyor: "Geçmişteki kırım, sürgün ve soykırımlarla hesaplaşmak, bunların bir daha olmaması gerektiğini, her birinin ahlaki ve hukuki açıdan suç olduğunu zihinlere kazımak ve bununla ilgili bir duyarlılık oluşturmak lazım. Benzer suçların tekrarlanacağına dair alametler belirdiğinde ciddi bir engel oluşturmak da... Özürler de öncelikle bu 'Bir daha asla' bilinci için dileniyor, törensel özür konuşmalarında farklı dillerde hep aynı şey ifade ediliyor: 'Never Again!', 'Nunca Mas!'"

 

Sergide yer alan bir tanıklıksa, özür dilemenin psikolojik boyutuna ayna tutarak, Günal'ın eksik bıraktığı kısmı tamamlıyor: "Benim için kişisel olarak o 'Özür dilerim' dediği anda her şey uzaklaşmaya başladı. Şimdi sadece - o iyileşme hemen başladı. Özre kadar karanlık bir odada uyuyamazdım. Gecenin bir yarısı kalkıp kapının çarpıldığını ve kilitte anahtarın döndüğünü duyardım. Bunların hepsi gitti. Çünkü bir adam 'Özür dilerim' dedi."

 

Bu ifadelerin sahibi 1938, Victoria doğumlu Murray Harrison, 1948'de evinden alınmış, Çalınmış Kuşak'tan bir Aborjin.

 

Bir Daha Asla!

 

İletişim Yayınları tarafından yayımlanan kitap, Açık Toplum Vakfı ve Anadolu Kültür'ün ortak bir projesinin ürünü. Elazar Barkan'ın akademik danışmanlığını yaptığı proje kapsamında açılan ve küratörlüğünü Önder Özengi'nin yaptığı sergi de dünyadan yüzleşme deneyimlerini daha yakından incelemek için 15 Aralık'a kadar gezilebilir.

 

Peki, neden gezmeli/neden okumalı? Özür dilemeyi tabu olmaktan çıkarmak, hiç değilse üzerinde düşünmek için... Çünkü geçmiş deneyimler, doğru şekilde dilenen bir özrün, toplumu bölmediğini, birleştirdiğini gösteriyor. Bu noktada, Willy Brandt'ın Polonya'ya yaptığı ziyareti ve bu ziyarette çekilen ünlü fotoğrafı hatırlayabiliriz. İshak Alaton'un anlatımıyla:

 

 

"40 yıl kadar önce Willy Brandt, Alman şansölyesi olarak Polonya'yı resmen ziyaret etti. Bu ziyarette kimsenin beklemediği bir şey yaptı. Aniden kurbanların anısına dikilmiş anıtın önünde diz çöktü ve bir dakika boyunca başı eğik, dizleri üzerinde, Alman devleti adına günah çıkardı. Dünya insanlarından özür diledi. Bütün dünya televizyonları bu anı gösterdi. Willy Brandt Alman halkı adına özür diledi. Almanya'yı yüceltti. Alman halkına saygınlık kazandırdı."

 

Dünyadan yüzleşme deneyimleri

 

* Cezayir'in sömürgecilik ve Cezayir Savaşı'ndaki suçları için Fransa'dan beklediği özür
* Şili Başkanı Patricio Aylwin'in Pinochet Dönemi hak ihlalleri için Şili halkından özrü
* Federal Almanya Şansöylesi Willy Brandt'ın Varşova Gettosu Anıtı önünde diz çökerek Holokost için Yahudilerden özrü
* ABD Başkanlarının İkinci Dünya Savaşı'nda toplama kamplarında tutuldukları için Japon Amerikalılardan dilediği özürler
* İngiltere Başkanı David Cameron'ın "Kanlı Pazar" için Kuzey İrlanda halkından özrü
* Bulgaristan Parlamentosu'nun "Yeniden Doğuş Süreci" için Türklerden özrü
* Avustralya Başbakanı Kevin Rudd'un "Çalınmış Kuşaklar" için Aborjinler ve Torres Boğazı Adalılarından özrü
* Sırbistan Parlamentosu'nun Srebrenitsa Katliamı için Bosnalı Müslümanlardan özrü

 

Türkiye'den yüzleşme deneyimleri

 

* Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 2011'de TBMM çatısı altında Dersim isyanıyla ilgili açıkladığı belgeler ve devlet adına dilediği özür
* Hrant Dink'in cenazesinde dilenen kitlesel özür
* İsrail Başbakanı Netanyahu'nun, Başbakan Erdoğan'ı arayarak Gazze'ye giden Mavi Marmara gemisine yönelik olarak İsrail donanması tarafından düzenlenen baskın nedeniyle dilediği özür
* 2008'de girişilen "Ermenilerden özür diliyorum" imza kampanyası

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Günlük yaşantıdaki kurallar çoğu zaman, yazılan eserler için de geçerlidir. Zorla gerçekleşen, kendine biçilen rolden fazlası istenen veya aşırıya kaçan her şey güzelliğini yitirir. Şair Eyyüp Akyüz, son kitabı Eskiden Buralar’da, adeta bu bilginin ışığında şiirlerini uzun tutmadan bitiriyor ve akılda kalan mısraları bize yadigâr kalıyor.

 

-Kimsin?

-Anneannemin torunuyum.

 

Divan Edebiyatı, sahibi meçhul bir kavram. Her halükârda 20. yüzyılın başında ortaya çıktığı konusunda bir tartışma yok. İskoçyalı oryantalist Elias John Wilkinson Gibb’in 1900 yılında yayınlanan Osmanlı Şiiri Tarihi kitabında bu kavrama hiç yer verilmez. Hepsi batılılaşma döneminde düşünülen isim alternatiflerinden biridir “Divan Edebiyatı”.

Arap coğrafyasında üretilen roman, öykü ve şiirler son yıllarda edebiyat gündeminde karşılık buluyor. Avrupa başta olmak üzere Batı’da düzenlenen büyük ve uluslararası kitap fuarlarındaki temsiliyetin güçlenmesi, en yeni eserlerin prestijli birçok ödüle değer görülmesinin bu ilgideki payı büyük elbette. Batı’nın doğuyu gördüğü “egzotik göz”le romantize edilemeyecek bir yükseliş bu.

Yirminci yüzyıl başlarında İngiltere genelinde Müslümanlara yönelik hasmane tavırlar öne çıkarken, İslam’ı seçenlerin sayısında da gözle görülür bir artış söz konusudur. İslam’la müşerref olan bu şahsiyetler, yeri geldiğinde İslam dünyasının savunucuları olarak da önemli faaliyetlerde bulunmuşlardır.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.