Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Ne olacak bu burjuvazinin hali!




Toplam oy: 1304
Tutunamayanlar, burjuvazinin çiğliklerine ve yapaylıklarına katlanamadıkları için yaşama ayak uyduramayanlardır zaten.

Geçtiğimiz günlerde hatırlarsanız Orhan Pamuk’un Die Zeit gazetesine verdiği röportajda burjuvazi üzerine söylediği sözler hepimizi pek heyecanlandırmıştı ve her zamanki gibi polemiklerin tetikleyicisi olmuştu. Peki, ne demişti Orhan Pamuk o röportajında? “Burjuvazi beni çok sinirlendiriyor. Küstahlıklarından tiksiniyorum. Dar görüşlü ve bencil oldukları gibi, kendi halkından da nefret ediyorlar. … Laik Türk üst sınıfını askeri müdahaleler de Kürtlere yapılan baskı da rahatsız etmez. Türk kadınlarının birçoğuna, sadece başörtüsü taktıkları için tepeden bakarlar.”

 

Benim entelektüel kelebek bu tartışmadan uzak kalamadı ve  “Bizde burjuvazi de, roman sanatı da aynı dönemde, yani Tanzimat’ta, Batı’dan aynen taklit edilmeye çalışılmış” diye bir yumurtladıktan  hemen sonra kitaplar arası bir yolculuğa çıktı tabii.

 

 

 

“Bizde klasik anlamda bir burjuva sınıfı olmadığından daha çok Batı’ya karşı bir öykünme ve Batılı olan her şeye bayılma, buna karşın Doğulu ve Osmanlı olan her şeyi bir küçümseme var, bunu da en iyi ilk roman örneklerimiz olan Felatun Bey ile Rakım Bey’in yanı sıra Araba Sevdası’nın Bihruz tiplemelerinde görüyoruz. Bu romanlardaki Batı hayranı züppeler mizah konusu. Bütün züppeler arasında ortak tek nokta Türkleri ve Türklerle ilgili her şeyi hor görmeleri. Yani tam da Pamuk’un bugün kınadığı burjuva davranışlarının ilk örnekleri bu Batı hayranı züppeler arasında görülmüş,” dedi bizim kelebek ve “Peyami Safa ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu ise mizah yerine acı bir yergiyi kullanarak halkı sömüren bu sonradan görme zümrelere karşı nefretle bakarlar,” diyerek de ekledi.

 

“Orhan Pamuk denilince aklıma Tanpınar ve Oğuz Atay çizgisi geliyor. Onların bu konuda söyledikleri bir şey olmamış mı?” diye sorunca ben, ‘hiç olmaz mı!’ dercesine gözlerini devirdi ve Moran’ın Huzur’a dair yorumunu aktardı bana öncelikle; “Huzur, bir küçük burjuva aydınının estetizmde bulduğu kişisel mutluluğu ile topluma olan sorumluluğu arasındaki bocalayışını dile getiriyor.” Ben de tabii geride kalmadım, “Atay’ın Tutunamayanlar’ı başlıbaşına bir küçük burjuva düzeni eleştirisidir. Özellikler de küçük burjuva aydınlarını hedefe koyar,” deyince ben, kelebek de devam etti, “Evet, onun tutunamayan kahramanları burjuvazinin çiğliklerine ve yapaylıklarına katlanamadıkları için yaşama ayak uyduramayanlardır zaten,” dedi.

 

 

“Peki Pamuk neler yazmıştı bu konuda?” deyince ben, kelebek gitti, Cevdet Bey ve Oğulları’na kondu. “Toplumun yeni zengin burjuva kesimiyle, öteki olarak gördükleri işçi ve köylü sınıfı arasındaki sınıf farklılaşmalarından bahseder. Burjuvazi yüzeyselliğiyle, aydın sorumluluğu arasındaki çatışmalar bir kez daha çıkar karşımıza,” diye özetledi bana. “Sonradan görmelikten gelen bir asalet özentisi ve bir ‘yoksullaşma’ korkusundan doğuyor her şey aslında. Peki, ne olacak bu burjuvaların hali?” diye sorunca ben, “Her işin başı duyarlılık,” diyen kelebek, en sevdiği yazar Marcel Proust’u bir kez daha anmadan edemedi. Ne de olsa, Kayıp Zamanın İzinde başlıbaşına bir burjuvazi ansiklopedisi olarak da okunabilir.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Günlük hayatın koşuşturmacası içinde kitap okumaya ayırabildiğimiz zaman git gide kısalıyor. Hele ki kalınca bir romanı okumak eskisine göre çok daha fazla vaktimizi alıyor, hatta kimi zaman uzun bir hikayeyi takip etmekte zorlanıyoruz ve kitabı ne yazık ki yarıda bırakıyoruz.

Paris Rewiev kendisine ona göre 20. yüzyılın en büyük romanlarının hangileri olduğunu sorduğunda onlara şöyle yanıt vermişti Vladimir Nabokov:

 

Tarihle Yüzleşen Bir Roman: Resmigeçit

 

Raymond Chandler tümüyle işsizlikten giriştiği polisiye yazarlığında bu denli başarılı olacağını hesap edebilmiş midir? Bilemeyiz. Ama Raymond Chandler'ın polisiye edebiyatın büyük ustalarından biri olduğu bugün su götürmez bir gerçek.

Söyleşi

Emre Yavuz ve Sinan Ural ile söyleşi:


“İşin sırrı çizgi romanda ya da figürde değil, biriktirme tutkusunda.”


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.