Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Şiddet Ve Deliliğin Buluşması: Sapık




Toplam oy: 21
Delilikle sarmalanmış ıssız Bates Motel… Robert Bloch’un kaleme aldığı 20. yüzyılın en etkili korku kitaplarından Sapık, okuyucuları ürpertmeye devam ediyor. Bu ikonik metnin gerçek yaşamda önemli bir bağlantısı var. Tüyler ürperten yaşamlar sanatla buluşabiliyor. Kitapta bizzat Bloch tarafından da yer verildiği üzere, sorunlu ana karakterimiz Norman Bates birçok benzerliğiyle Amerikalı seri katil Ed Gein’in yansımalarını taşıyor.

“Belki de hepimiz arada sırada biraz deliriyoruzdur.”

 

Basit olarak delilik dendiğinde, işin içinden zihinsel süreçlerin kusurlu işlemesi diyerek çıkabiliriz. Ancak delilik kelimesi bilimsel olmayan biçimde sık sık kullanıldığı için bu tanım oldukça yetersiz olur. Örneğin sanrı ve halüsinasyon kastediliyorsa buna bilimsel olarak ‘psikoz’ diyoruz ve neden bahsettiğimizin altını doldurmuş oluyoruz. Diğer yandan halk kullanımında delilik birçok karakter tarzını, davranışını içine alabiliyor. Hatta kullanımı kültüre göre de değişim gösteriyor, hâl böyle olunca tam olarak çizginin nerede çekileceği belli olmuyor ve iyice karışık bir noktaya geliyoruz.

Edebiyatta öteki
Peki ne kastediliyor? Bir kişinin gerçeklikle bağının kopması, başkalarına tehlike oluşturması, toplumun değerleriyle örtüşmeyen davranışları, herhangi ideolojiyi yahut fikri aşırı savunması… liste uzar gider. Kelimeyi olumlu ya da olumsuz anlamda, hatta bazen ikisini de birlikte kullanabiliriz. Özellikle edebiyatta birçok farklı kullanımını gördük. Örneğin Goethe’nin ünlü eseri Genç Werther’in Acıları’nda kendini boşlukta hisseden aşık karakter, Hermann Hesse’nin Bozkırkurdu’nda kişilik bölünmesi üzerinden kendini tanımaya giden yol… Dilimizde de çokça karşılaştık; Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna eserinde kâh Raif Efendi kâh Maria Puder’in ötekileşmiş ilginç karakterleri, Yusuf Atılgan’ın Anayurt Oteli’nde rutinden sıkılmış bekleyişteki Zebercet. Belki sonları farklı oldu fakat hepsi biraz deliydi.
1917 doğumlu Robert Bloch, korku ve bilimkurgu gibi türlerde kalem oynatmış, günümüzde hâlâ okunan önemli bir yazar. Bloch’un yazarlık yeteneği spekülatif kurgunun bir diğer önemli ismi H. P. Lovecraft tarafından fark edilmiş, hatta uzman yazar kendisine rehberlik bile etmiş. Kuşkusuz Bloch’un en ünlü eseri, 1959’da yayımlanan Sapık (Psycho).
Bunun önemli etkenlerinden birisi de yayımlandıktan 1 yıl sonra Alfred Hitchcock tarafından aslında sadık bir şekilde aynı adla sinemaya uyarlanan, banyo sahnesi başta olmak üzere birçok sekansıyla korkuların kaynağı kült film. Bloch kitabında delilik ve normallik arasındaki çizgiyi hiç kuşku duyulmayacak bir noktadan aşarak ürpertici bir hikâyeye imza atıyor. Aslında anlatının hem kederli hem de korkutucu yanı o çizginin aşılmasına giden yaşamı okumak. Deliliğe ve psikolojik sorunlara çok daha şiddetli bir yerden bakıyor diyebiliriz.
Bates Motel’e hoş geldiniz
Hitchcock zamanında filmindeki hikâyenin izleyiciler tarafından bilinmemesi ve sonunu saklamak için kitabın elinden geldiğince kopyasını satın almış. Eh, günümüzde artık birçok kişi ünlü sahneleri ve karakteri öğrendi, 20. yüzyılın en etkili anlatılarından sayılan bir eseri saklamak pek mümkün değil.
Borcu olan erkek arkadaşıyla birlikte mutlu hayat kurmak isteyen Mary, yüklü miktarda para çalıyor. Farklı şehirde yaşayan erkek arkadaşının yanına gitmek için uzun bir yolculuğa çıkıyor. Yorgun, dinlenebileceği yer yok. Fakat yanlış yola sapıyor ve kullanılmayan otoyolda tekinsiz bir tabela sallanıyor: Bates Motel.
Motelin sorumlusu Norman Bates. Orta yaşlı bekar, annesine çok bağımlı, âdeta onun tarafından hükmedilen bir yaşamı var. Dünyası tamamen annesiyle sarmalanmış, aralarında sorunlu bir ilişkisi var. Ve Bates Motel, ne yazık ki yeni müşterilerini aç bir şekilde bekliyor. Her ne kadar Bates bunu istemediğini dile getirse bile, “Bu gece ofisi açmaya neden gitmediğini de biliyorum. Unuttuğundan falan değil aslında. Sırf birinin gelmesini istemediğinden, gelmemesini ümit ettiğinden.” Gizemin kapısı ürkütücü şekilde açılıyor.
Mary de işlediği suçun pişmanlığı ve geleceğe dair umutları arasında gidip gelmekteyken motelin sorumlusu Norman Bates’le tanışıyor. Bitkin düşmüş hâlde, Bates’in birlikte yemek yeme teklifini kabul ediyor ve olaylar başlıyor.
Yaşam ile edebiyatın ilişkisi
Bu ikonik metnin gerçek yaşamda önemli bir bağlantısı var. Tüyler ürperten yaşamlar sanatla buluşabiliyor. Kitapta bizzat Bloch tarafından da yer verildiği üzere, sorunlu ana karakterimiz Norman Bates birçok benzerliğiyle Amerikalı seri katil Ed Gein’in yansımalarını taşıyor. Bu benzerlikler kesinlikle az değil ve ilginç olan şu ki aslında ortada esinlenme yok. Kitabın yazılmasından iki yıl önce, Gein iki kadını öldürmekten tutuklanmıştı ve evinde insan derisinden yapılmış giysiler bulunmuştu. Bunu yapmaktaki amacıysa ölü annesi gibi davranabilmek ve onun kostümünü giyebilmekti. Bloch, Gein olayı duyulduğunda aslında kitabı neredeyse bitirmiş. Annesiyle tecrit bir şekilde yaşaması gibi gerçekler ortaya çıktığındaysa oldukça şaşırmış. Sanatla gerçek hayatın ilişkisi gerçekten çok ilginç olabiliyor.
O zaman zamansız, başından sonuna psikotik yapısıyla dikkat çeken eserle vedalaşma ve tekrar yazıldığı için teşekkürleri sunma vakti. Tabii ki bir teşekkür de eseri dilimize kazandıran İthaki Yayınları ve temiz çevirisiyle Ömer Ezer’e. Norman Bates’in söylemiyle, “Her şey bitmişti ya da yeni başlıyordu.”

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Abdullah Harmancı’nın yeni öykü kitabı Baltan Taşa Değecek, Muhit Kitap tarafından yayımlandı. Yazar, gerek Kurmacanın Büyülü Sureti adlı kuramsal eseriyle gerekse öykü kitaplarıyla öyküyle olan dostluğundan ödün vermedi. Muhteris’te keşfettiğim bir şey vardı onun öyküsüne dair: Hayatın keşmekeşine kapılıp unutulmaması gereken bir bakış vardır onun öykülerinde.

Modern dönemin efsanevî tarihçilerinden biri Fernand Braudel ise, diğeri Arnold Toynbee’dir. Efsane olmalarının nedeni, sadece tarih alanında yaptıkları araştırmalar değildir. Ayrıca bu tarih üzerine düşünce üretmeleridir. Yorumcudur bu iki tarihçi. Tarih felsefesi de yaparlar. Sosyologların birinci derecede kaynakları arasındadır kitapları. Sanatı da bilirler.

Çocuklar için yazmak… Sanırım son yılların en dikkat çekici konu başlıklarından birisi bu. Çocuklar için masallar, romanlar yazmak, resimli kitaplar hazırlamak birçok insan için heyecan verici bir hedef haline geldi son yıllarda. Bu rüzgârın oluşmasında elbette sosyal medyanın etkisi büyük. Ama burada tuhaf bir durumun olduğunu göz ardı etmemek lazım.

Kelimelerin insan ruhunun aynası olduğuna inanıyorum. Kelimeler olmasa neye benzediğimizi tarif etmemiz pek mümkün olmazdı. Başka kişilerle benzerliklerimizi, tanımadığımız kişilerle aslında tanış olduğumuzu kelimeler olmasa nasıl fark ederdik bilmiyorum.

Henüz ilk kez yayımlandığı 1984 yılında kimilerince “21. yüzyılın ilk kitabı” olarak kabul edilen Hazar Sözlüğü’nün önsözünde Milorad Paviç, sanat eserlerini “evrilip çevrilebilir” ve “evrilip çevrilemez” olarak ikiye ayırdığından bahseder.

Kulis

Orhan Veli'den Geriye Şiir Kaldı

ŞahaneBirKitap

Ölmek ve gülmek kelimeleri yan yana çok da gelmez. Belki fonetik olarak ya da bir şiirin kafiyesi olduğunda yakalanan uyum kulağa hoş gelse de ölüm ne olursa olsun acı verir insana. Gülecek yanını bulmak zordur ölümün. “Sen adamı öldürürsün” diyerek kahkaha atarken bile güldürmek ve öldürmek aynı cümlede geçti diye kısa süreli bir sarsıntı geçirdiğimiz olur.

Editörden

Edebiyat en basit tanımıyla malzemesi insan olan bir sanattır. Çünkü insanı anlatmada aracısızdır edebiyat. Tarihin insanı anlattığı söylense de, bu bana hep kocaman bir yalan gibi gelmiştir. Öyle ya, insanı tarih değil, edebiyat anlatır. Tarih ise insanı anlatmada yine edebiyattan faydalanır. İnsanın kendini bulması için önce araması gerekir sanırım.