Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Şiirin Muhit'lerinde




Toplam oy: 11
İbrahim Tenekeci’nin Muhit dergisindeki çıkış duyurusu, Muhit Kitap’ın temel ilkesinin ne olacağı hakkında sahih bir duruş sergiliyor: “Muhit Kitap, meziyet ve şahsiyeti bir bütün olarak görenlerin, dikkatin yanına rikkati ekleyenlerin, emeğe hürmet edenlerin, kabiliyetine vefa gösterenlerin, işini en güzel şekilde yapıp kenara çekilenlerin sesi olacaktır.” Yayın hayatına şiir ağırlıklı bir tercihle başlayan Muhit Kitap tarafından geçtiğimiz ay yayınlanan kitaplara yakından bakalım istedim.

1. İbrahim Tenekeci’den seçme şiirler: Sözü Yormadan

 

İbrahim Tenekeci şiiri için ilk elde yapılan yorumlar onun sözü yormayan bir şair olduğu üzerinedir. Tenekeci şiirinde yalın dil, kelime ekonomisi ve rafine söyleyiş başat unsurlardır. Sözü Yormadan’daki şiirler şairin bugüne değin yayımladığı yedi şiir kitabından seçilmiş şiirlerden oluşuyor. Kitaba adını veren Sözü Yormadan, geniş çevrelerce de bilinen ve çok sevilen bir şiir. Sanırım bunda Tenekeci şiirinin ayırt edici vasfı olan doğallığın ve samimiyetin büyük bir payı var. Kelime seçimleri ve söyleyiş özellikleri bağlamında karakteristik bir İbrahim Tenekeci şiiridir Sözü Yormadan: “Efendime vermek için / Yirmi yedimden gün aldım / Yirmi yetimden gül.” (s.20) Doğallığı Tenekeci şiiri söz konusu olduğunda bütün cepheleriyle irdelemek gerektiği kanısındayım.

2. Başkaldırı, isyan, tarih: Puslar İçinde

Puslar İçinde, Arif Ay’ın dokuz şiir kitabından yapılmış bir seçki. Edebiyat dergisiyle başlayan şiir serüveninde Arif Ay, baştan sona hep aynı kaygıların merkezinde şiirini kurdu: İnsan ve durduğu yer. Aşkı da tarihi de başkaldırıyı da bu ana mesele özelinde görür Ay şiiri. Başkaldırı, isyan, tarih, halk ve aşk… Arif Ay şiiri için bir sözlükçe hazırlansa ilk elde sayacağımız kelimeler şüphesiz bunlar olurdu. Bu kelimelerde aynı zamanda, Mehmet Narlı hocanın Arif Ay şiiri için yazdığı metinde sözünü ettiği derdi ve ahlâkı görürüz. Bir mesuliyet duygusunun tarih ve insan özelinde açılımını görürüz onda: “yüzünde zulmün coğrafyasını okudum / yaşamın forsası dostum” (s.24) Ana mesele kimlik ve aidiyet kavramları merkezinde dışlaşır. Bunu hamasî bir söylev veya kuru bir öğreticiliğe sapmadan şiirin kendine mahsus imkânları içerisinde ustalıkla mezceder Ay.
3. Modernizme karşı tavır: Perondaki Melek
Perondaki Melek, Hüseyin Atlansoy’un sekiz şiir kitabından alınmış seçme şiirlerden oluşuyor. Atlansoy şiirinde modernizme karşı tavır ve eleştirel bir ironik yaklaşım görürüz. İmgeci söyleyişle gündelik dil arasında kurduğu söyleyiş ustalığı, bu eleştirel tem ve ironi ögeleriyle birlikte bize Atlansoy şiirinin ayırt edici vasfını gösterir. Perondaki Melek, Elveda Şehir şiiriyle başlıyor: “elveda şehir; ne gülüm / ne goncam var yamaçlarında” (s.11) Hemen arkasından gelen Metropol İnsanları şiiri de kentleşmenin bir sonraki uzantısı ve azmanı olan metropol imgesi özelinde bir eleştirel damara yaslanır: “Yağmuru farketmezsiniz vursa da köpüğü iskeleye” (s.14)

4. Gür ve gürbüz bir şiir: Güzel Bir Gün Gördümse
Muhit Kitap’ın seçme şiirler dizisinden çıkan bir diğer kitap Ali Emre’den: Güzel Bir Gün Gördümse. Kıyamet Mevsimleri’nden bugüne yayımlanmış altı şiir kitabından seçilen şiirler Ali Emre’nin şiir serüveninde belli başlı durakları göstermesi açısından oldukça kıymetli bir toplam. Gür ve gürbüz bir şiiri var Ali Emre’nin. Duygu, fikir, tarih, aşk, özlem ve halk, Ali Emre şiirinin dolaştığı ana damarlar. Bir söyleyiş özelliği olarak tek bir sese değil de farklı farklı seslere, duyarlıklara evrilen bir yapısı var. Şunu demeye çalışıyorum, bir duygu, bir aşk, bir kahramanlık, bir eleştiri yani içerik ne olursa olsun Ali Emre şiiri bir şekilde kendine has bir söyleyiş ritmi ve güzelliğiyle derdini anlatmaya çalışıyor: “Secdeyi uzun tut biraz, çöksün içimizdeki kibir iskelesi” (s.64)

5. Özlem, arayış ve çocukluk: Öylece Yeryüzünde
Öylece Yeryüzünde, Türk Edebiyatı alanında yaptığı kıymetli çalışmalarla yakından tanıdığımız Mehmet Narlı’nın beşinci şiir kitabı. Kitap, iki bölüme ayrılmış. Karşılıklı Yanyana ve Biyografik Fragmanlar. Bölüm başlıklarından mülhem dıştan içe doğru süregiden bir yaşamak macerasının izlerini görüyoruz Narlı’da. Özlem, arayış, sorgu ve çocukluk imgeleri çerçevesinde insanın derinden akan kadim gündemini kurcalıyor şair: “annedir ilk yuvası son uçuşu varlığın /ve katıksız imkânı tanrıyı anlamanın” (s.9) Narlı şiiri, dilin doğal akışı içinde berrak ve yalın bir söyleyişi önceliyor.
6. İçle ilgili bir şiir: Bir Kuş Penceremize
Bir Kuş Penceremize, çalışkan ve münbit şairimiz Mehmet Aycı’nın yeni şiir kitabı. Kitap, İçimli, Biçimli ve Geçimli başlıklarıyla üç bölüme ayrılmış. İşlek ve akışkan bir şiir diline yaslanıyor Aycı. Sürekli yeni söyleyiş alanlarını yoklaması da onun şiirdeki çalışkanlığıyla ilgili daha çok. Onun şiirindeki her daim “genç” söyleyişin, diriliğini ve tazeliğini bu yoklamalara borçlu olduğunu söyleyebiliriz. Kitaptaki şiirlerde ana merkezde aşk ve insan var. Aycı bölüm başlıklarını da sanki bu kelimelerdeki çağrışım değerlerini gözeterek belirlemiş: “Aşktan daha başka bir şey gözlerindeki” (s.9) Aynı bölümden bir başka dize: “Ellerim ısınmazdı sen olmasan”

7. Gerçeklik karşısında tavır: Mutlak Müzik
Mutlak Müzik, Murat Güzel’in Uzak Koku’dan sonra yayımlanan ikinci şiir kitabı. Uzak Koku, felsefeden düşünceye, gerçeklerden ideallere, insanın bir varlık olarak bu dünyadaki “yer”ini kurcalayan bir şiirler toplamıydı daha çok: “Bu zehir filozofların içtiği değil şairlerinki” (Uzak Koku, s.34)
Şiire, şairlere, farklı alanlardan özel isimlere, olaylara atıflar yapmayı seven bir şair Güzel. Mutlak Müzik, Güzel’in sözü bıraktığı yerden sürdüren bir şiirler toplamı. Gerçeklik karşısında insanın aldığı tavır ve eleştiri, Güzel’in ana meselesi olarak dışlaşıyor bu şiirlerde. “Yazık ki anlayan yok yüzümdeki meseli” dizesiyle açılıyor kitap. Mutlak Müzik, şairin vurguladığı bu “mesel”in izinde bir konuşma arzusunu ve sorguyu dillendiriyor bir bakıma.

8. Konuşma dilinin doğallığı: Yanına Gittiğimizde
Yanına Gittiğimizde, Ömer Yalçınova’nın Ömer’in Çatılan Kaşları’ndan sonra yayımlanan ikinci şiir kitabı. Kitap üç bölüme ayrılmış: Buzdan Kaleler, Kerpiç ve Ahşap, Olmayacak Dua. Ömer Yalçınova, başından beri şiirini konuşma dilinin doğallığı içinde kurmaya çalışan bir şair. Gündelik dilin imkânlarını da elbette bu bağlamda şiirine taşımaktan çekinmiyor Yalçınova. Şiirdeki rafine duruş, şiirine taşıdığı meselelerde de olabildiğince kendini gösteriyor: “Olan oluyor, kalıyor olmayacaklar da / Beni olmayacak duaya âmin diyenlerle haşreyleyin” (s.16) Gerçekliğin tehlikeli sadeliği. Yalçınova’nın şiirlerini okurken bu tehlikeli sadeliği düşünmeden edemiyoruz.
9. Bir mevsimin macerası: Bahar Bûselik
Bahar Bûselik, Nurullah Genç’in yeni şiir kitabı. Kitap bahar mevsimi merkezinde yazılmış toplam elli bir şiirden oluşuyor. Kitabın tek bir tematik izleği takip etmesi, okur açısından bir handikap oluştursa da Genç, bahar imgesini aşk, hayat, ömür, doğa, insan özelinde farklı veçheleriyle görünür kılmaya çalışmış: “Çoğu kez / Ateşe dokunmadan yakarız kendimizi / Ve düşmeden suya / Boğulur düşlerimiz” (s.98)
10. Diriliş beşiği: Sabah Gibi Uyandıran
Sabah Gibi Uyandıran, Mustafa Ruhi Şirin’in bütün şiirlerini bir araya getiren bir toplam. Kitap üç bölüme ayrılmış: Rüya Saati, Dünya Bir Lunapark ve Elsiz Eldiven. Çocuk edebiyatı söz konusu olduğunda ismi anılmadan geçilmeyecek birkaç kişiden biri de Şirin’dir. Yazdığı şiirlerde de bu hassasiyetin izlerini görüyoruz. Çocuk muhayyilesi, çocuk sevgisi ve genel anlamda farklı ve derinlikli yönleriyle çocukluk imgesi, Şirin’in yazdığı şiirlerin ana karakteristik özelliği. Bu bağlamda çocuklar için yazan şairlere de atıflar görüyoruz kitap boyunca. Şirin, bir “diriliş beşiği” olarak görüyor çocuğu.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Geniş kütüphanelere sahip olan insanlar, “kütüphane sahibi” olmanın gerçekten ne anlama geldiğini en iyi bilenlerdir. Bilhassa bir şehirden başka bir şehre taşınmak söz konusuysa kütüphane sahibi için olmasa da kütüphanenin nakli onu taşıyanlar için bir işkenceye dönüşebilir.

Latin Amerika edebiyatının önemli isimlerinden Julio Cortazar’ın, 1980 yılında Kaliforniya Berkeley Üniversitesi’nde edebiyata ve edebiyatçılık serüvenine dair verdiği konferansları Edebiyat Dersleri’nde toplandı. Süleyman Doğru’nun çevirisiyle okurlarla buluşan kitapta, Cortazar’ın öğrencilere verdiği sekiz derslik konuşma ve ek bölüm, okuyanları uzun bir yolculuğa çıkarıyor.

Tarihî bir dönemi olağanüstü bir hikâye ile buluşturmak elbette macera seven her çocuğun ilgisini çeker. Hele bu tarih tam olarak 1899 yani 1900 yılının hemen öncesinde olursa daha da ilgi çekici bir hâle gelebilir.

İnsanlık, insanlarca şekilleniyorsa; metin de metinlerce şekillenmez mi? 1960’larda Roland Barthes, Julia Kristeva gibi Post-Yapısalcılar tarafından ortaya konulan metinlerarasılık kavramı tam da bu soruya cevap veriyor.

Gustave Flaubert’in olgunluk döneminde yazdığı Üç Öykü adlı kitabı pek çok eleştirmence onun en önemli eserlerinden biri olarak görülmüştür. Tarihsel dönemlerden seçilen bu üç öykü tematik olarak birbirine bağlıdır. Üç öyküde de aşkınlık, ermişlik olayı hikâye edilir. Seçilen çağların gereği olarak öykülerde din, inanç merkezdedir ve insanları biçimlendiren bir olgudur.

Kulis

Mİm Kemâl Öke: ''Engelin Hakikati ‘İçimiz’dekidir. Nefsimiz!''

ŞahaneBirKitap

Reenkarnasyon, tarih boyunca birçok coğrafyada bazı farklılaşmalarla olsa da kendisine yer buldu. Dilimize de ruh göçü adıyla aktarılan bu kavram, ruhun bir bedenden diğerine geçerek varlığını sürdürdüğüne dair bir inanç.

Editörden

“Ev ki ayrıntıdır. Susmalar, küçük sevinçler, küçük acılar, küçük konuşmalar, küçük yalnızlıklar...Hepsi hepsi.” Tüm dünyayı eve sığdırmaya çalıştığımız şu günlerde İlhan Berk’in evle ilgili metnine bile küçük şeyleri konu etmesi o kadar güzel ki. Siz nasıl düşünürsünüz bilmem ama bana göre de evle ilgili olan her şey “küçük”tür.