Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Siyonizm'in Karşısında Bir Entellektürl: Roger Garaudy (1913-2012)




Toplam oy: 5
Garaudy, yaklaşık on altı yılını Parlamento’da geçirir. 2. Dünya Savaşı’nda Fransız Direnişi saflarında bilfiil yer alarak hizmetlerinden ötürü şükran madalyası almış olmakla birlikte Fransa’nın Hitler ile yaptığı anlaşmaya karşı bildiriler hazırlaması nedeniyle Cezayir’in Celfe (Djalfa) şehrindeki bir kampa sürgüne gönderilir. Üç yıl kadar süren sürgünü esnasında, kamptan sorumlu komutana itirazı nedeniyle kurşuna dizilmesine ramak kalmıştır.

İki dünya savaşı arasında geçen yıllar, buhranların yanı sıra kültürel hareketliliklere de sahne olmuştur. Savaş meydanları ve ideoloji arenalarında cereyan eden mücadeleler, suretleri değişse de sonraki dönemlerde yansıma bulurlar. Bu hareketlerin yoğun bir biçimde gözlemlendiği Fransa’da siyasi ve ideolojik tutumlarıyla öne çıkan şahsiyetlerden birisi de Roger Garaudy’dir.

 

Roger Garaudy 17 Haziran 1913’te Marsilya’da dünyaya gelir. Her ne kadar Katolik inancına eğilimli bir aileye mensup olsa da henüz on dört yaşındayken Protestan düşünceye yönelir. Öğrenciliği sırasında komünizme ilgi duyması, Garaudy’nin neredeyse kırk yıl Komünist Parti saflarında çeşitli kademelerde yer almasını beraberinde getirmiştir. 1933 yılında ilkin gençlik kollarında çalışmaya başlayan Garaudy’nin ideolojik söylemi ve kaleme aldığı yazıları, Komünist Parti içinde hızla yükselmesini kolaylaştırır. Böylece 1945’te Parti yönetimine dahil olur. Siyasette milletvekilliği, senatörlük ve meclis başkan yardımcılığı gibi görevlerde bulunan Garaudy, yaklaşık on altı yılını Parlamento’da geçirir. 2. Dünya Savaşı’nda Fransız Direnişi saflarında bilfiil yer alarak hizmetlerinden ötürü şükran madalyası almış olmakla birlikte Fransa’nın Hitler ile yaptığı anlaşmaya karşı bildiriler hazırlaması nedeniyle Cezayir’in Celfe (Djalfa) şehrindeki bir kampa sürgüne gönderilir. Üç yıl kadar süren sürgünü esnasında, kamptan sorumlu komutana itirazı nedeniyle kurşuna dizilmesine ramak kalmıştır.

Eylem ve fikir bir arada
Eylemci kişiliği ile birlikte akademik çalışmaları ile de dikkat çeken Garaudy, 1953’te “Materyalist Bilgi Teorisi” başlıklı teziyle Sorbonne’da ve 1954’te ise “Marksizm Işığında Özgürlük ve Zorunluluk Problemi” teziyle de Rus Bilim Akademisinde felsefe ve bilim alanlarında iki doktora yapar. 1962 yılında Clemont-Ferrand Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde ders vermeye başlar, ancak Foucault ile anlaşmazlık yaşadığı için 1965’te bu görevinden ayrılır. 1969-1972 arasında ise Poitiers’de ders vermiştir. 1970’te Sovyetlerin Prag’ı işgali ve öğrenci hareketleriyle alakalı olarak Parti’nin tutumunu eleştirdiği için uzaklaştırılır. Bu dönemde Katoliklik ve Marksizm’in arasını telif etmeye çalıştığı dile getirilir.
Ömrünün sonraki kısmı telifat, yolculuklar ve konferanslarla geçen Garaudy, çeşitli dinleri ve toplumları inceleme fırsatı elde eder. Filistinli bir hanımla evli olan Garaudy, İslam ve İslam medeniyetinin muazzamlığıyla büyülenmiş bir halde 2 Temmuz 1982 yılında Müslüman olur ve umreye gider.
21. Yüzyılda İslam’ın Dirilişi, İslam’ın Aynası Camiler, Batı Terörizmi, Endülüs’te İslam, İslam ve İnsanlığın Geleceği gibi büyük bir bölümü Türkçeye de çevrilmiş elli civarında eser kaleme alan Garaudy, İslam dünyasında oldukça tanınan bir müellif olarak karşımıza çıkar. Eserlerinde Müslümanların tevarüs ettiği devasa mirasa sıkça değinilerde bulunmaktadır.
Garaudy’nin üzerinde durduğu kavramlardan birisi “entegrizm”dir. Ona göre tüm entegrizmlerin üzerinde ittifak ettikleri husus, bir siyaset ya da inancı önceki bir devirde üstlenmiş olduğu yapıya tekrar döndürmektir ki böylesi bir dogmatikliğin neticesi de engizisyondur. Zira kişinin mutlak bir hakikate sahip olduğuna yönelik inancı, ister istemez kendi hilafına olan düşüncelerin reddini de mahkûm etmeyi tazammun eder. Böylesi bir anlayış bireysel seviyeden toplumsal seviyeye geçtiğinde, diğer toplumlar arasında gelişmişlik ya da az gelişmişlik gibi sınıflandırmalara, içinde bulunulan durumu temel alarak karşıdakine kulak vermemeye ve mezhep ayrımları gibi ötekileştirmelere sebebiyet verir.
Entegrizm ve Siyonizm eleştirileri
Garaudy, dünya genelinde iktisadi ve siyasi yönlendirmelerinden ötürü Siyonizm’e yönelik şiddetli eleştirilerde bulunmuştur. İsrail, Mitler ve Terör isimli bir kitapta topladığı eleştirileri, esasen anti-semitist bir zaviyeden yapılmış tespitlerden oluşmamaktadır. Daha ziyade Amerika’da Kızılderililere, Avrupa’da Romanlara ve Slavlara yapılan soykırımlara rağmen tüm bunların gözden kaçırılarak Siyonist bir devletin meşrulaştırıldığı ve kutsal metinlerin Filistinlilere karşı zulümlerde bir mesnet oluşturacak denli mitlere dönüştürülerek yorumlandığını dile getirmektedirler. Büyük tepki toplayan bu düşünceleri nedeniyle Garaudy yargılanmış ve sonrasında yayınevleri dahil birçok kesimden büyük tepki almıştır. Garaudy’nin ifade etmeye çalıştığı şey, lobiler ve siyaset belirleyici kimi kurumların vadedilmiş değil fethedilmiş topraklarda devrin hâkim gücü olarak Filistinlilere yönelik siyasetlerini çeşitli mitler ihdas etmek suretiyle gerçekleştirdikleridir. Bu mitlerden hareketle çeşitli ülkelerde barınma desteği sağlanan lobiler, beş savaşa sebebiyet vermişler ve halihazırda dünya barışını gölgeleyecek mahiyette kararların alınmasını sağlamışlardır. Garaudy’nin bu eleştirileri Fransa gibi ülkelerde hoş karşılanmasa da Orta Doğu’da kendisine yönelik belli bir teveccüh hep var olmuştur.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Ülkesini savaş nedeniyle terk edenlerin acısını, hüznünü çocuklara anlatmak zor iştir. Suriye’deki savaş nedeniyle ülkemize gelen milyonlarca göçmenin yaşadıklarından elbette yüzlerce kitap, onlarca film çıkar. Ve onların yaşadıklarını buradaki çocuklara samimi ve içten bir dille anlatmak, empati kurmalarını sağlamak da kolay iş değildir.

“Belki de hepimiz arada sırada biraz deliriyoruzdur.”

 

Ölümün soğuk nefesi üzerimizde esip durdukça ürpermeye bile vakit bulamadan bir bakmışız ki hayat denen süre sona ermiş ve apar topar sonsuz yolculuğa doğru gitmeye başlamışız bile. Ölüm vardır sözü özellikle bu günlerde derin soluk alış verişlerde hepimizin üzerinde dönüp duruyor. Ölüm vardır ama biz kendimize hiç yakıştıramayız bunu.

Bazı kitaplar vardır, ilk sayfasından itibaren okuyucuyu sıkı sıkıya tutar, son cümlesine kadar bırakmaz. Okurun bir sayfayı bitirmeden diğerine geçmek için sabırsızlandığı, böylesine sürükleyici kitaplarla özdeşleşen bir yazar; Harlan Coben. 1962 doğumlu Amerikalı yazar Harlan Coben, polisiye, suç, gizem ve korku türünde yazdığı kitaplarla tüm dünyada tanınan bir isim.

Şiir ve roman gibi edebî eserlerin yanında çok sayıda deneme ve incelemeye de imza atan Ümit Aktaş’ın ilk romanı Âdem. İlk insan ve ilk peygamber Hz. Âdem’i tarihin sıfır noktasına inerek sancılı bir başkaldırının, ilk büyük kaçışın, en uzun sürgünün yongalarını hayata ve tabiata serpiştirerek ele alıyor.

Kulis

Her Şey Çölde Koşan Bir Atla Başladı

ŞahaneBirKitap

Mehmet Akif’in seciyesini en çok şu üç şey inşa etti der Mithat Cemal Kuntay: Kur’anlı ev, pehlivanlı mahalle, müspet ilimli mektep. Bu üç dayanağı anlamak, Türkiye’nin ve şiirin zeminine dair iyi bir fikir verecektir. Akif’te tarih kültürel bir miras değil. O bunu çok erken zamanda anlıyor ve Namık Kemal’in korktuğu varoluş krizinin ortasında kendisini buluyor.

Editörden

Doğu Batı sorunu yalnızca bizim edebiyatımıza özgü bir sorunlar yumağı değildir aslında, Rus edebiyatında da benzer bir tartışma söz konusudur. Bütün bir 19. yüzyıl romanı daha sonra şiddetlenecek bu tartışmanın ilk alevinin yakıldığı metinlerle doludur.