Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Siz Nasıl Okuyorsunuz?




Toplam oy: 16
Okuma kültürü içinde farklı alışkanlıkları barındırıyor; nerede okuduğun, nereden okuduğun, ne zaman okuduğun da bu ritüele dâhil. Bu sayımızda sevdiğimiz iki yazara okuma ritüellerini sorduk.

 

Güray Süngü / Yazar

“TOLSTOY OKUMADAN NABOKOV OKUMAK ANLAMLI DEĞİL”


Nasıl bir okursunuz? 

Keyfine düşkün okurlardanım. Her şeyi bilmek zorunda ve her şeyi öğrenmek durumunda olmadığımı biliyorum. Öğrenmekten keyif aldığım şeylerin peşine düşüyorum desem yanlış olmaz. Öte yandan okumalarımın büyük kısmını zaten edebiyat oluşturuyor. Edebiyatı ise keyifle okuyorum ama keyif için okumuyorum. Ne için yazıyorsam, çok benzer bir şey için okuyorum. Okumak en büyük keyfim, haricen işim, bana anlamlı gelen az şeyden biri, ama bu kadar önemliyken okuma eylemini iyi kötü, az çok diye niteleyebilmek kolay değil. Bazen derinlemesine okuyabilecek kafaya sahibim, bazen okundu hanesine bir çarpı daha atmaktan öte gidemiyorum. Ama yazan her insan gibi, kendi halinde bir okur olmakla yetinemiyorsun. Sevmeyeceğim türleri, keyif vermeyen metinleri de okumak zorundayım. Aslında “iyi okurluk” da bu belki. O halde ben kötü bir “iyi okur”um. 

Klasiklere mi düşkünsünüz yoksa yenilikçi misiniz? 

Klasiklerden kasıt eskiler ise böyle bir ayrım yok. Okunmayan yenidir. Klasiklerden kasıt klasik edebiyat ise, ben modernist edebiyatı daha çok severim. Ama Tolstoy okumadan Nabokov okumak da pek anlamlı değil. 

Okurken bir şeyler dinlemeyi tercih eder misiniz? 

Daha gençken okumak bazen korkunç bir açlığı hiçbir sofra adabına uymadan gidermek için yemek gibiydi, dinleyerek okuyorum ama sadece okuduğum metinle olmayı daha çok yeğliyorum. 

Her gün okur musunuz? Bu konuda kendinize koyduğunuz kurallar var mı? (her gün en az 1 saat oku­mak gibi) 

Her gün işim gereği zaten okuyorum. Ama geceleri yatmadan önce okumak gibi bir alışkanlık var. On beş yılı geçmiştir. Bir hafta içinde yatmadan önce okumadığım gün sayısı en fazla ikidir. Bu alışkanlığı başka işler yapıp okumaya hiç vakit bulamadığım zamanlar kazanmıştım. Bir yerden sonra okumadan uykumun gelmemesi gibi bir arızaya yol açtı. Öte yandan okumak bende disiplinle alakalı değil. Seviyorum diye okuyorum. Mesela çok işim var, uğraşım çok, gün bitivermiş. Okumayıveririm, sıkıntı değil. Okumama günü üst üste üçü dördü bulursa sıkıntı. Yoksa dert değil. 

Vapurda, trende, otobüste bir şeyler okur musunuz? Yoksa sessiz, insansız bir alan mı gerekir?

Vapurda denize bakmayı tercih ederim, trende de şehirlerarası ise dışarı bakmayı. Banliyö trenlerinde çok okudum. Metroda da okuyabiliyorum, dışarıda bir şey yok. Her gün işe gitmek için otobüsle yolculuk yaptığım zamanlarım oldu. On yıl kadar. Hep okudum. Ama vapur başka. Vapurda okumam.

Keyif için bir şeyler okuyacaksanız neler tercih edersiniz?

Edebiyat. Bazen öykü bazen şiir. Genellikle roman. Bazen okuduğum kitaplardan pasajlar, sayfalar okumayı da keyifli buluyorum.

E-kitap ile aranız nasıl?

Son dört yıldır okuduğum kitapların onda sekizi e-kitaptır muhtemelen. Çok işlevsel, taşıması kolay, altını çizmesi, çizilenin arşivlenmesi, aktarılması mümkün. Basılı kitaptan uzaklaştırdı beni. Ama kitap kokusu başka canım diyenlerden değilim. Selüloz kokusu o zaten.

 

 


 

 

Hakan Bıçakcı/Yazar 

“ESER ÇOK HAYAT KISA” 


Nasıl bir okursunuz?


Sürekli okumakta olduğum bir şeyler var ve her zaman sırada okunacak kitap tepecikleri beni bekliyor. Lise yıllarından beri manzara bu. Bazı dönemler son derece dağınık bir mantıkla ilerliyorum. Bazen daha kategorik okumalar yapıyorum. Bir yazarın, bir akımın, bir alt türün, bir dönemin kitaplarını üst üste okumak gibi. 


Klasiklere mi düşkünsünüz yoksa yenilikçi misiniz?


İkisini de karışık bir şekilde okuyorum. Aslında birçok türü de bir arada okuyorum. Roman, öykü, inceleme/sosyoloji, sinema kitabı. Hepsi eş zamanlı olarak gidiyor bir şekilde. 


Okurken bir şeyler dinlemeyi tercih eder misiniz?


Duruma, ruh haline göre değişen bir şey bu benim için. Genellikle sessiz bir ortamda okumayı tercih ediyorum. Müzik açacaksam da biraz klasik olacak ama klasik müzik açıyorum. Diğer türlü kitabı bırakıp kendimi şarkıya eşlik ederken bulabilirim çünkü. 


Her gün okur musunuz? Bu konuda kendinize koyduğunuz kurallar var mı? (her gün en az 1 saat okumak gibi)


Evet, bazen sadece birkaç sayfa bile olsa her gün okurum. Bu konuda herhangi bir kuralım yok. Kuraldan çok alışkanlık sanırım söz konusu olan. 


Vapurda, trende, otobüste bir şeyler okur musunuz? Yoksa sessiz, insansız bir alan mı gerekir?


Her yerde okurum. Okumaya başlayınca bir şekilde soyutlanıyorum bulunduğum ortamdan. Uzun yolculuklarda okumak ise ayrı bir zevk. Hele tren yolculuğuysa. Böyle zamanlar için özenip ne okuyacağımı önceden hazırladığım ve o yolculuk için beklettiğim bile oluyor. 


Keyif için bir şeyler okuyacaksanız neler tercih edersiniz?


Eskiden lise, üniversite yıllarında “Eser çok, hayat kısa” düşüncesiyle sadece yüksek edebiyat eserlerini, yalnızca büyük yazarları okumalıyım gibi bir saplantım vardı. Sonra bu durum değişti. Şimdi “Daha çok eser ve daha az vakit,” olmasına rağmen çok daha esnek bir okuma alışkanlığım var. Daha önce uzak durduğum görece yüzeysel ve eğlencelik kurgulardan da zevk alabilmeyi öğrendim. Ancak keyif için diye bir ayrım yok kafamda. 


E-kitapla aranız nasıl?


Teoride açık olduğum bir konu. Hep şunu savunmuşumdur, nereden nasıl okuduğun değil, ne okuduğun ve tabii okuduğundan ne aldığın önemli. Yani kâğıt kokusu, kitaba dokunmak gibi mecburiyetlerim yok. Ancak pratikte bir türlü alışamadım bu yeni mecraya. Bir heves bir cihaz alıp birkaç kitap yükledim ama hiçbirini okuyamadım. Belki de sırada basılı olarak okunmayı bekleyen çok şey olduğu için.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Şöyle diyor Tolstoy: “Her edebi eser, iki türden birine aittir; ya bir kahraman yola çıkar ya da şehre bir yabancı gelir.” Hikâyeleri bambaşka saiklerle türlere ayıran birçok edebi otorite olmasına rağmen (Booker, Thomas, vb.) Tolstoy’un söylediğine pek az kişi karşı çıkabilir. Herman Melville’in Redburn kitabı da bir yola çıkış hikâyesi.

Tüm edebi eserlerin kısa olması gerektiğine inanan ve bunu ‘şiirselliğe’ saygı olarak nitelendiren Edgar, 1838’de kaleme aldığı Nantucket’li Arthur Gordon Pym’in Öyküsü adlı kitabının başına gelenleri bilse ne yapardı peki acaba?

“At” dendiğinde benim aklıma tarihin görkemli sayfaları, cenk meydanları, rüzgâr gibi akıp giden süvarilerle birlikte Yahya Kemal’in; “Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik/Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik” dizeleri gelir.

 

Doğunun son birkaç yüzyıldır tarih sahnesinden çekilip deyim yerindeyse tatile çıktığını söyleyen Daryush Shayegan’a göre; Rönesans’ın başlattığı süreç beraberinde getirdikleriyle -bir çeşit “Asyalılık” kimliğiyle tanımladığı- Doğuluları “yaralı bilinç”lere dönüştürmüştür.

Sanırım anne babaların günümüzde en çok dertlendiği ve sıkıntı çektiği konuların başında çocuklarının teknoloji ile bağımlılık derecesindeki ilişkisi geliyor. Çocuklarının önündeki ekrandan başını kaldırarak doğal bir şeylerle uğraşmasını arzulamak her büyüğün en masum isteklerinden birisi olmaya başladı.

Kulis

Yunus Emre Tozal: Chicago’nun kütüphaneleri

ŞahaneBirKitap

Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu’nun Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan 3. baskısıyla okurlarla buluştu. Bu baskıyı öncekilerinden ayıran en önemli fark, bu kez eserin iki cilt halinde ve genişletilmiş şekliyle yayınlanması. Uzun süre alanındaki tek kaynak olan bu kitap tartışmasız biçimde hâlâ alanındaki en önemli eser olma özelliğini koruyor.

 

Editörden

Nobel en prestijli ödüllerden biri olarak biliniyor. Özellikle “Edebiyat” ödülleri her zaman yeni tartışmalara gebe. Nobel’i alan yazarlar kadar, aday gösterilip alamayan yazarlar da bu tartışmanın konusu. Hakkında bir borsa bile var biliyorsunuz.