Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Turgut Uyar'ın ELELE dergisindeki okuma güncesi




Toplam oy: 25
Turgut Uyar
Yapı Kredi Yayınları

Turgut Uyar’ın 1978-1984 yılları arasında Elele dergisinde yayımlanan yazıları, geçtiğimiz günlerde Yapı Kredi Yayınları etiketiyle yayımlandı. Kitapta bir araya getirilen metinler, İkinci Yeni'nin büyük şairinin o dönemde okuduklarına dair görüşlerini dolambaçsız bir şekilde paylaştığı bir okuma güncesi olarak da görülebilir.

Aynı zamanda, ki belki de yazıları daha mühim kılan bu, Turgut Uyar’ın düzyazıya yer yer yaklaşan şiirlerindeki gibi içini açtığı, satır aralarında, dünyaya dair hassasiyetlerini kendine ait kelimelerle yansıttığı metinler bunlar. O yüzden de, yeni bir Turgut Uyar şiiri bulmuş kadar mutlu oluyor insan bu metinleri okuyunca.





İçinde hangi yazarların bahsi geçmiyor ki; Gabriel García Márquez, José Mauro de Vasconcelos, Elias Canetti, Sevgi Soysal, Oktay Rifat, Adalet Ağaoğlu, Melih Cevdet Anday, Yaşar Kemal, Cemal Süreya, Edip Cansever, Sevim Burak, Nazlı Eray, Orhan Pamuk...

Karşımızdaki şair değil de eleştirmen Turgut Uyar mı? Bunu öne sürmek biraz fazla iddialı olur. Uyar'a soracak olursanız, bu yazılar, bir eleştirmenin dikkatli bakışından ziyade okurda "tat" bırakma amacını taşıyor.

 

Her şekilde, Elele dergisindeki “Okuyalım” adlı köşede çıkmış bu yazıların arasında dolanmak, Uyar’ın güzel kelimeleriyle karşılaşmaya yetiyor.

 

Kitaptan, Nobel Ödüllü Yugoslav yazar İvo Andriç'in Ver Elini Çocukluk adlı yapıtına dair bir bölüm:


"Bir yazarın, daha doğrusu sadece bir yazarın değil bir insanın yaşlılık döneminde çocukluğuna dönmesi, onu anlatmaya çalışması nasıl açıklanır bilemiyorum. Çünkü bunlar çoğu zaman anı olmaktan ötede, çocukluk çevresinin -yaşlı kişi bili ve bilinciyle- yargılanması haline dönüşür. Çok uzakta kalmış sevgiler abartılıyor, korkuluyor, kinler farkına varmadan büyütülüyor, çocuğun çocuk yaşta algıladığı duygular yaşlı ağzı ve kafası ile belki de saptırılıyor. Yaşlı bir insan nasıl yeniden duyabilir, hatta düşünebilir çocukluğunu, duygularını nasıl yeniden yaşayabilir? Artık onun yazdığı çocukluk hele kötü geçmişse, ilendiği, yakındığı, daha doğrusu yeniden yarattığı bir çocukluktur. Çoğu kendisinin çocukluğu değildir. Yazarak kurtulmak istediği bir yaşam dilimidir sanki."

 

 

AB

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Bir ateşin başına toplanıp hikâyeler dinlemeye başladığımızdan bu yana doğaüstü kahramanlar ve onların mucizevi maceraları hayallerimizi süslüyor. Arkaik insan için hikâyelerdeki mucizeleri yaşadığı dünyaya dâhil etmek son derece olağanken modern insanın tarih ve bilim ile kurduğu ilişkinin, büyülü zamanlarla olan bağını kopardığına inanılır.

Yu Hua! Onu, bir romanının isminden mülhem modern Çin edebiyatının Kanını Satan Adam’ı olarak isimlendirebiliriz. Zira memleketinden uzaklarda, sürgün hayatı yaşayıp damarlarındaki hınzır hikâyeleri damıtarak yaşaması zor bir iş olsa gerek. Ne de olsa insanlar için kan neyse yazarlar için hayal odur.

 

Kadim zamanlardan beri “yalan” her din, her inanış ve her dünya görüşünce lanetlenmiştir. Tarihte yalanı hoş gören bir kavme denk gelmek mümkün değildir. Yine de insanın olduğu her yerde ve zamanda yalan “kullanılan” bir araçtır. Kimi zaman gerekmese bile yalan söyler insanlar. Yalanın yüzü insana daha sıcak, daha parlak görünür çoğu zaman.

 

Mad Max (2015), kıyamet-sonrası (post-apokaliptik) dünyanın kendi başına bir savaşçısı olan mücadeleci Max’ın muhtelif maceralarından oluşan macera-aksiyon türünde bir video oyunu. Kum altında kalmış havaalanlarından (Underdune), metro istasyonlarına; dağ, vadi diplerinden çok tuhaf yaylalara çeşit çeşit kamplarda efsane arabamız Magnum Opusla geziyoruz.

Çocukluğumun üç senesi Sivas’ın Gürün ilçesinin Çelikhan/Yazyurdu kasabasında geçti. Sekiz ile on yaşlarımdı bunlar. 1982-1985. Bunun öncesinde veya sonrasında köy, kasaba gibi yerlerde yaşamamıştım. Dolayısıyla hayatımın bu üç senesi, bana her zaman olağanüstü gelmiştir. İnanılmaz. Uzak. Yaşanmamış gibi. Ürkütücü. Masalımsı. Büyülü. Zorlu.

Söyleşi

Selim İleri ile edebiyat ve hayat hakkında

ŞahaneBirKitap

Kardeşlik köprüydü, herkes yerinde durdukça yıkılmayacak bir köprü, ayakları ayaklarımız olan. İki yakamız bir arada olacaktı sabit oldukça kademlerimiz. Kardeşlik perdeydi, ayrı düşsek de yırtmayacağımız bir perde, sinema perdesi değildi fakat başkalarının üzerinde kendi filmlerini oynatacağı.

 

Editör'den

Edebi türler arasındaki tartışmaları her zaman büyük bir keyifle izlemişimdir. Bu tartışmalar arasında kuşkusuz, hangi türün daha eski olduğuna dair tartışma, yazarları, şairleri ikiye böler. Şairler, şiirin en eski edebi tür olduğu iddiasındadırlar. Hikâyeciler ise insanın “tahkiye” etme ihtiyacından dolayı hikâye türünü ilk insana kadar dayandırırlar.