Sabitfikir
idefix
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

ERMENİ TABUSU ÜZERİNE DİYALOG



Toplam oy: 14
Ahmet İnsel, Michel Marian
İletişim Yayınevi

Siz hiç diaspora Ermenisi gördünüz mü? Adını duyduğumuzda pek çoğumuzun zihninde bir  düşman imgesi  şekilleniyor.   Batı devletlerinde kapılanmış, sabah ve akşam hiç durmadan Türkiye’nin kötülüğünü isteyen ve bütün mesaisini ülkemize iftiralar atmak için harcayan bir çıbanbaşı. Ermeni tehciri üzerinden yüz yıla yakın, ASALA eylemleri ile alevlenen soykırım tartışmalarının üzerinden ise otuz yıldan fazla zaman geçmesine rağmen çoğumuz onun yüzünü bile görmedik. Bir kavganın içindeyiz ama her yer karanlık. Ne garip ki kime yumruk savurduğumuzu bile göremiyoruz.

Düşman kavramını kavganın tarafları için böyle soyut bir hale getirerek, onu adeta yeryüzünden kopartıp başka bir düzleme çekmek, kavganın sürmesinden yana olanlar için bulunmaz bir nimettir. Çünkü zihinlerde, içi boşalmış ancak kendisi var olan bir kavramın içerisine yazılabileceklerin sonu yoktur.  Somut bir düşmanın başını, sonunu, fikrini, zikrini anlamak mümkünken  muğlak bir düşman kendisine atfedilecek tüm fenalıkları içine alacak kadar genişleyebilir. O yüzden dünyada,bitmeden sürüp giden tüm  kronik kavgaların içinde tarafların birbirleri için artık tamamen tanınmaz olduğu bu korkunç sis bulutunu fark edersiniz.  Başına gelen tüm belaların müsebbibi olmanın yükünü kolaylıkla yükleyebildiği yarı hayali düşmanları ile hiç durmadan çatışan insanlar, asıl meseleleri göremedikleri bir yanılsamanın içinde didişir dururlar. İçlerinde bu durumu fark edenler kavganın bir yerlerinde durup geriye doğru bakacak olsalar, karşılarına kocaman bir duvar çıkar.  Bu duvar asıl meselenin ardına gizlendiği tabularla örülmüştür. Çünkü soyutlanmış düşmanlar ile arap saçına dönen her sorun mutlaka kendisini tabular ile emniyete alır.    

O halde sorunları çözmek için atılacak ilk adım düşman kavramını somut hale getirmek olacaktır. Tabuların duvarlarına tırmanıp ardındaki ile yüz yüze gelmeden hiçbir sorun çözülemez.  Bunun en temel yolu ise diyalogdur. Yüz yüze gelmek ve karşındakinin meramını anlamaya gayret etmek ile sorunun çözüleceği garanti olmasa da en azından çözüm için denenecek ilk yol bu olmalıdır. Çünkü ithilafta iki taraf arasında heveslerin, taleplerin ve hakkın tanımını yapmak ancak meseleleri yerli yerine oturtmakla mümkündür.

Tabuların yakıcılığına rağmen bir diyalog girişimi olarak düşünebileceğimiz bu kitap, taraflarının artık başını sonunu kaybettiği, at izinin it izine karıştığı bir kadim sorun üzerine bu kabilden bir adımı atmak gayreti ile oluşturulmuş.   Kitapta 1915 olaylarını soykırım olarak niteleyen ve dahası bunun tüm dünyada kabul görmesi için uğraş veren bir diaspora Ermenisi olan Michel Marian ile, yaşanan büyük acının hakkını teslim eden ancak buna soykırım demeyi doğru bulmayan bir Türk aydını olan Ahmet İnsel bu çetrefilli sorunu karşılıklı konuşmaktalar. Bir masanın etrafında oturttuğu iki aydının bu konu üzerine zaman zaman taban tabana zıt fikirlerini derleyip toparlayarak kitap haline getiren ise gazeteci Ariane Bonzon.  Kitap hem Fransızca hem de Türkçe olarak yayınlanmış.

Metnin, sorunun genişliğine nazaran çok kısa olması, yer yer katılımcıların subjektif hikayeleri üzerinde fazla durulması  gibi eksik yönlerine rağmen, bu kitap metodu ve fikri ile önemsenmeyi hak ediyor. Bu çalışmayı kimin haklı olduğunu ortaya çıkaracak bir final müsabakası olarak düşünmeden, sadece soyut bir imge halinde zihnimizde yaşattığımız ‘Ermeni’ kavramını tecessüm ettirmek için okumanızı öneriyorum.  Ben okurken Marian’a dokunmaya, onu anlamaya gayret ettim. Ne kadarını başardım bilemiyorum. Ama bu daha bir başlangıç öyle değil mi?  Umarım İletişim Yayınları bu tür diyalog kitaplarını bir seri olarak devam ettirir.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Brian Arthur, ekonominin temel yasalarını sorgulayan çalışmalarıyla önemli katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Mühendis kökenli bir ekonomist olarak hem meslektaş hem 1980’li yılların Viyana’sından hemşehri oluruz.

Çağdaş Latin Amerika edebiyatının en önemli temsilcileri arasında sayılan Roberto Bolano’nun –her anlamda- dev eseri 2666 şubat ayında Türkçeye çevrilmişti. Her anlamda dev eseri derken hem içeriğini hem de 1000 sayfalık fiziksel hacmini kast ediyorum. Zaten bu hacim nedeniyle roman hakkında yazmayı biraz geciktirdim.

Hayır, öyle bitmiyor. Yüzlerce sayfa süren kalp çarpıntısı, gelgit, kaçıp kovalamaca,  Mr. Darcy'nin Elizabeth'e evlenme teklifi etmesiyle son buldu ve perde kapandı, son yazısı belirdi, kitabın arka kapağına ulaştık diye hikaye bitti sanıyoruz. Çok yanılıyoruz. Aslında devamı var, görmediğimiz odalarda, okumadığımız sayfalarda bir şeyler olmaya devam ediyor.

Yıllar önce öldüm ben ve şimdi bir mezarın arkasından konuşuyorum sizinle. Kısa bir ömrüm oldu, yirmi sene bile sürmedi hayatım; buna rağmen yaşadım, hayaller kurdum, insanlarla tanıştım. Kavgalar ettim onlarla ve ölmüş olsam bile kimse yaşadıklarımı, hissettiklerimi ve öfkemi elimden alamaz artık.

Garanti Bankası'nın geçen sene, imparatorluk dönemine ait Osmanlı Bankası ana binasında açılan mekanı Salt Galata, 8 Temmuz'a kadar Tercüme Eden sergisine ev sahipliği yapacak. Daha önce Londra ve Tokyo'da düzenlenen bu serginin Türkiye ayağının küratörleri Charles Arsene-Henry, Shumon Basar ve Suna Kafadar.

Tarih geçmişte yaşananlar mıdır, yoksa tarihçilerin anlattıkları mıdır, sorusunu geçeli çok oldu. Artık bizim için tarih popüler kültür ürünlerinin kullanımına açılmış bir engin alandır.

Cumhuriyetin Osmanlı tarihini keşfi son sürat devam ediyor… Çılgın bütçeli filmler, olay yaratan diziler, yıldızlaşan Osmanlı tarihçilerinin çalışmaları, onların tarihe getirdikleri yeni yorumlar ve elbette romanlarla Osmanlı İmparatorluğu’nu keşfetmekle, cılkını çıkarma kıvamı arası bir yerlerdeyiz şimdilik.

 

Söyleşi

Behçet Çelik: Okuyucuyu hesaba katarak yazmıyorum
Son dönem edebiyatın en verimli ve dikkat çeken isimlerden yazar Behçet Çelik ile, son romanı Soluk Bir An' hakkında söyleşmek üzere Beşiktaş'ta denize nazır bir kahvehanede buluştuk.

ŞahaneBirKitap

Consuelo, ona ailesinin verdiği isim: Meksikalı bir kadın, hizmetçilerin hizmetçisi, hiç sesi çıkmayan, durmaksızın acı çeken, katlanan ve dayanan. Connie, onun koleje gidip iki yıl burada okumayı başarmış hali, bir parça da olsa toplumun diplerinden yukarılara uzanmasını sağlayan.

Anket

Okuma kültürünün yaşı olur mu?

Ceren Çıplak sokağa çıktı ve sordu: Yeni türeyen 'gençlik edebiyatı' kategorisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce okumanın yaşı olur mu?



kitap-eleştiri bir EBİ markasıdır

kitap arkadaş evlilik itiraf paylaşım oyun