Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

ERMENİ TABUSU ÜZERİNE DİYALOG



Toplam oy: 1044
Ahmet İnsel, Michel Marian
İletişim Yayınevi

Siz hiç diaspora Ermenisi gördünüz mü? Adını duyduğumuzda pek çoğumuzun zihninde bir  düşman imgesi  şekilleniyor.   Batı devletlerinde kapılanmış, sabah ve akşam hiç durmadan Türkiye’nin kötülüğünü isteyen ve bütün mesaisini ülkemize iftiralar atmak için harcayan bir çıbanbaşı. Ermeni tehciri üzerinden yüz yıla yakın, ASALA eylemleri ile alevlenen soykırım tartışmalarının üzerinden ise otuz yıldan fazla zaman geçmesine rağmen çoğumuz onun yüzünü bile görmedik. Bir kavganın içindeyiz ama her yer karanlık. Ne garip ki kime yumruk savurduğumuzu bile göremiyoruz.

Düşman kavramını kavganın tarafları için böyle soyut bir hale getirerek, onu adeta yeryüzünden kopartıp başka bir düzleme çekmek, kavganın sürmesinden yana olanlar için bulunmaz bir nimettir. Çünkü zihinlerde, içi boşalmış ancak kendisi var olan bir kavramın içerisine yazılabileceklerin sonu yoktur.  Somut bir düşmanın başını, sonunu, fikrini, zikrini anlamak mümkünken  muğlak bir düşman kendisine atfedilecek tüm fenalıkları içine alacak kadar genişleyebilir. O yüzden dünyada,bitmeden sürüp giden tüm  kronik kavgaların içinde tarafların birbirleri için artık tamamen tanınmaz olduğu bu korkunç sis bulutunu fark edersiniz.  Başına gelen tüm belaların müsebbibi olmanın yükünü kolaylıkla yükleyebildiği yarı hayali düşmanları ile hiç durmadan çatışan insanlar, asıl meseleleri göremedikleri bir yanılsamanın içinde didişir dururlar. İçlerinde bu durumu fark edenler kavganın bir yerlerinde durup geriye doğru bakacak olsalar, karşılarına kocaman bir duvar çıkar.  Bu duvar asıl meselenin ardına gizlendiği tabularla örülmüştür. Çünkü soyutlanmış düşmanlar ile arap saçına dönen her sorun mutlaka kendisini tabular ile emniyete alır.    

O halde sorunları çözmek için atılacak ilk adım düşman kavramını somut hale getirmek olacaktır. Tabuların duvarlarına tırmanıp ardındaki ile yüz yüze gelmeden hiçbir sorun çözülemez.  Bunun en temel yolu ise diyalogdur. Yüz yüze gelmek ve karşındakinin meramını anlamaya gayret etmek ile sorunun çözüleceği garanti olmasa da en azından çözüm için denenecek ilk yol bu olmalıdır. Çünkü ithilafta iki taraf arasında heveslerin, taleplerin ve hakkın tanımını yapmak ancak meseleleri yerli yerine oturtmakla mümkündür.

Tabuların yakıcılığına rağmen bir diyalog girişimi olarak düşünebileceğimiz bu kitap, taraflarının artık başını sonunu kaybettiği, at izinin it izine karıştığı bir kadim sorun üzerine bu kabilden bir adımı atmak gayreti ile oluşturulmuş.   Kitapta 1915 olaylarını soykırım olarak niteleyen ve dahası bunun tüm dünyada kabul görmesi için uğraş veren bir diaspora Ermenisi olan Michel Marian ile, yaşanan büyük acının hakkını teslim eden ancak buna soykırım demeyi doğru bulmayan bir Türk aydını olan Ahmet İnsel bu çetrefilli sorunu karşılıklı konuşmaktalar. Bir masanın etrafında oturttuğu iki aydının bu konu üzerine zaman zaman taban tabana zıt fikirlerini derleyip toparlayarak kitap haline getiren ise gazeteci Ariane Bonzon.  Kitap hem Fransızca hem de Türkçe olarak yayınlanmış.

Metnin, sorunun genişliğine nazaran çok kısa olması, yer yer katılımcıların subjektif hikayeleri üzerinde fazla durulması  gibi eksik yönlerine rağmen, bu kitap metodu ve fikri ile önemsenmeyi hak ediyor. Bu çalışmayı kimin haklı olduğunu ortaya çıkaracak bir final müsabakası olarak düşünmeden, sadece soyut bir imge halinde zihnimizde yaşattığımız ‘Ermeni’ kavramını tecessüm ettirmek için okumanızı öneriyorum.  Ben okurken Marian’a dokunmaya, onu anlamaya gayret ettim. Ne kadarını başardım bilemiyorum. Ama bu daha bir başlangıç öyle değil mi?  Umarım İletişim Yayınları bu tür diyalog kitaplarını bir seri olarak devam ettirir.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Yazarların ve sinemacıların birbirleriyle mektuplaşmalarının kitaplaşmasına aşinayız. Karantina Günlerinde Evin E-Hali de böyle bir kitap, yazışmalardan ortaya çıkmış. Ama gerekçesi fazlasıyla kendisine has. Fikir nereden ve nasıl ortaya çıktı, biraz anlatabilir misiniz?

 

Sütçü, topluluk içinde dönüp dolaşan bir dedikodunun romanı. Ortada bir gerçek yok, sadece, o gerçeğin üstüne konuşulanlar var ve bir süre sonra, toplumun tüm üyeleri, bu dedikodunun gerçek olduğu varsayımıyla hareket ediyor.

 

Polisiye tutkunları, İskandinav polisiyesinin türün içinde nasıl bir ağırlığa sahip olduğunu iyi bilirler. Özellikle son yıllarda Türkçeye kazandırılan yeni yazarlarla beraber, bu soğuk toprakların suç öykülerine olan ilgimiz gitgide artıyor. Bunlardan biri de Türkçe için kısmen yeni, fakat İskandinav polisiyesi için artık klasikleşmiş bir seri; Martin Beck.

 

Türk edebiyatının önemli kalemlerinden biri olan Nezihe Meriç’in Keklik Türküsü adlı öyküsünde çok beğendiğim iki cümlesi vardır: “İnsanın evi çok güzel olmayabilir diye düşünürdü. Ama evine giden yol, ille güzel bir yol olmalıdır.” Bu iki cümleyi, ebedi evinden çıkmış insanın yine oraya dönerken uğradığı bir ev olan dünya hayatı üzerinden bir metafor olarak düşünürüm.

İlk romanımın dosyasını yayınevine gönderdikten sonra yayıncımla görüşme günlerini iple çeker olmuştum. Çok sevdiğim kelimelerimin lezzetinin nasıl olduğunu merak ediyordum. Genel olarak beğenildi ve kıymetli Melike Günyüz ile kitabım üzerine konuşma keyfini doyasıya yaşadım.

Kulis

''Roman, Tanpınar'la kendim arasında bir med cezir''

ŞahaneBirKitap

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Editörden

Ülkelerin edebi gündemiyle siyasi gündeminin kesiştiği yerlerin az olduğu düşünülür. Uzaktan bakınca öyledir de aslında. Edebiyat, elindeki en büyük imkân olan “zamandan ve mekândan” bağımsız olma lüksünü kıyasıya kullanır. Bir kitabın yazıldığı koşullar önemlidir ama o kitap yazıldığı zaman ve mekânı da aşarak, dünya edebiyat hafızasının bir yerlerine yerleşir.