Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Yasaklı Kitaplar: 1984




Toplam oy: 1169
George Orwell (Eric Blair)
Can Yayınları

Yıl 1949, aylardan haziran. Secker and Warburg yayınevi tarafından basılan romanın adı 1984. Basıldıktan 32 yıl sonra komünizm propogandası, anti semitizm ve cinsel referansları dolayısıyla yasaklanan kitabın yazarı ise George Orwell’den başkası değil.   

 

Winston Smith, Big BrotherGerçek Bakanlığı, Emmanuel Goldstein,  O'Brien ve Sevgi Bakanlığı’nı yaratarak nasıl bir kafayla (!) yazmıştı Orwell bilmiyoruz. Özellikle Nazi Almanyası ve Stalin Rusyası’nda yaşanan sözde sosyalist gerçekte süren totaliter rejimler Orwell’in romanı oluşturması için hayal gücünü fazlasıyla zorlamasına gerek bırakmamış olmalı...

 

Her ne olmuş olursa olsun, 1984, zaman içinde, 20.yüzyılın İngilizcedeki en iyi 100 romanı arasında kendine  üst sıralarda yer buldu; pek çoklarınca en iyi distopya kitabı olarak gösterildi; basıldığı andan itibaren büyük bir yankı uyandırdı ve hala edebiyat tarihindeki en etkileyici romanlarından biri olarak gösteriliyor. Yasaklara boyun eğmeden...

 

Orwell öldükten 31 yıl sonra yasaklanır

 

İngiltere ve ABD’de de komünizm, anti semitizm ve cinsellik temalı yasaklara maruz kalan kitap, bugün dünyanın en önemli romanlarından biri. Kitaba getirilen yasakların, kitap mevhumuna herhangi bir zeval veremeyeceğinin iyi kanıtlarından biri olarak karşımızda duruyor işte bu gerçek.

 

Roman gerçek dünyanın bir mikrokosmosunu vermesi bakımından önem taşımasının yanında, mevcut kurumların gerçek yüzlerini yansıtması nedeniyle de sarsıcı bir etki bırakmakta. Big Brother kavramı doğrudan Hitler ve Stalin’i hedef alırken, Thought Police (Düşünce Polisi) ise Alman Gestapo’yu işaret ediyor. 

 

Kitapta Joycamps (Eğlence Kampı) olarak geçen kamplar ise Almanların toplama kampları ve Rusların Gulag adını verdikleri ve rejim karşıtlarına akıl almaz işkencelerin yapıldığı kampları anlatır. Youth League (Gençlik Derneği) ise Hitler Youth (Hitler Gençliği) ya da Rusların Octobrist (Ekimciler) ve Pioneers (Yurtseverler) oluşumlarını imler. 

 

Yani, kitap yazıldığı dönemin dünyasının katoik ve klostrofobik yapısını tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir ve biliyorsunuz böyle kitaplar her zaman tehlikelidir!

 

Engelleyememişti

 

Her ne kadar Orwell her fırsatta asla bir komünist olmadığını, kitabında Rusya’da uygulanan komünizmin insanlığı nereye götüreceği konusunda yazdığını ve kitabın bir eleştirel metin olduğunu söylese de ölümünden 31 yıl sonra kitabın yasaklanmasına engel olamamıştı. 

 

Hatta yazar, henüz yasak söz konusu değilken aldığı tepkileri, şu sözlerle karşılamıştı:  “Kitabım hiç bir zaman sosyalizmin ya da İngiliz İşçi Partisi’nin politikalarının karşısında olmadı. Ben sadece komünizm ve faşizmin içinde daha önce fark ettiğim sapkınlıkları göstermeye çalıştım. Kitabın Britanya’da geçmesi ve İngilizce konuşan bir halkın, içinde bulunduğu durumu vurgulamak istemem ise totaliter rejimlerin karşı çıkılmadıklarında herhangi bir ülkede, hiç tahmin etmeyeceğiniz yerlerde ortaya çıkabileceğini düşünmemdendir.

 

Düşünce suçu ölüm ile cezalandırılmaz, düşünce suçu ölümdür

 

Kitap, yasaklardan dolayı yok olmaz, etkisini kaybetmez ya da gözden düşmez; aksine Orwell’ın yarattığı bu dünyada kullanılan bazı siyasi kavramlar 20 ve 21. yüzyılın siyasal hayatını açıklamak konusunda sıklıkla kullanılır bir hâl almaya başlar. Big Brother (Büyük Ağabey) toplumun nasıl şekillenmesi gerektiğine karar veren mekanizmadır örneğin. Doublethink (kavramları karşıtlarıyla birlikte doğru kabul etmek) ve “Savaş barıştır, özgürlük köleliktir, cehalet kuvvettir” sloganları bu kavram üzerinden hayat bulur. Thoughtcrime (düşünce suçu) romanın ana karakteri Winston Smith ise düşünce suçu için şöyle der ve beyinlerimize kazınır; “Düşünce suçu ölüm ile cezalandırılmaz, düşünce suçu ölümdür”.

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Aslı Tohumcu’yu hem yetişkinlere hem de çocuklara yönelik kitaplarıyla tanıyoruz; şu sıralar hem editörlük yapıyor hem de birçok yayında yazıları, eleştirileri yayımlanıyor... Dolayısıyla aslında çok daha “karışık” bir masayla karşılaşacağımızı düşünmüştük!

 

1. Bir robot, bir insana zarar veremez ya da eylemsizlik yoluyla ona zarar gelmesine göz yumamaz.

2. Bir robot, Birinci Yasa ile çakışmadığı sürece insanlar tarafından verilen emirlere itaat etmek zorundadır.

Bu yazıya başlamadan önce Beatles’ın Help! albümünü dinledim. Elim o albüme gitti. Doğrudan grup hakkında değil ama grubun biyografisi üzerine, kısacık bile olsa bir yazı yazabilmek için, içimden geçirmiş olmalıyım bu yardım çağrısını...

 

Bundan tam 10 yıl önce, 6 Mayıs 2006'da aramızdan ayrıldı Erdal Öz. Tam da bugün için, İpekli Mendil öykü sözlüğünün yazarlarından Mehtap Akdeniz, Öz'ün eserlerinden yola çıkarak mini bir sözlük hazırladı. Bu vesileyle, biz de Erdal Öz'ü bir kez daha anıyoruz...

 

Başrollerinde Tom Hiddleston, Jeremy Irons, Luke Evans, Sienna Miller ve Elisabeth Moss’un oynadığı, yönetmenliğini Ben Wheatley’nin yaptığı High-Rise’ı, İstanbul Film Festivali’nde izleme imkanı bulduk ilk olarak. Orijinali 1975’te yayımlanan, bizde Dost Körpe çevirisiyle 2012’de Sel Yayıncılık tarafından okurla buluşturulan J. G.

Söyleşi

Okan Okumuş ile söyleşi: Sınırların olmadığı bir dünya düşlemek

 

Mehmet ERKURT

 

ŞahaneBirKitap

Nick Hornby, küçük takıntıların, sıradan insanların sıradan hikayelerinin yazarı... Onu çağdaş dünya edebiyatı içinde erkek ruhundan anlayan ve bu ruhu en iyi kaleme alan yazarlardan biri olarak da tanıyoruz. Ancak Hornby, Türkçeleşen son kitabı Komik Kız ile bu defa kendisini tanımlayan tüm çerçevelerin dışına çıkıyor, hem de çok dışına! 

 

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.