Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Yasaklı Kitaplar: 1984




Toplam oy: 1156
George Orwell (Eric Blair)
Can Yayınları

Yıl 1949, aylardan haziran. Secker and Warburg yayınevi tarafından basılan romanın adı 1984. Basıldıktan 32 yıl sonra komünizm propogandası, anti semitizm ve cinsel referansları dolayısıyla yasaklanan kitabın yazarı ise George Orwell’den başkası değil.   

 

Winston Smith, Big BrotherGerçek Bakanlığı, Emmanuel Goldstein,  O'Brien ve Sevgi Bakanlığı’nı yaratarak nasıl bir kafayla (!) yazmıştı Orwell bilmiyoruz. Özellikle Nazi Almanyası ve Stalin Rusyası’nda yaşanan sözde sosyalist gerçekte süren totaliter rejimler Orwell’in romanı oluşturması için hayal gücünü fazlasıyla zorlamasına gerek bırakmamış olmalı...

 

Her ne olmuş olursa olsun, 1984, zaman içinde, 20.yüzyılın İngilizcedeki en iyi 100 romanı arasında kendine  üst sıralarda yer buldu; pek çoklarınca en iyi distopya kitabı olarak gösterildi; basıldığı andan itibaren büyük bir yankı uyandırdı ve hala edebiyat tarihindeki en etkileyici romanlarından biri olarak gösteriliyor. Yasaklara boyun eğmeden...

 

Orwell öldükten 31 yıl sonra yasaklanır

 

İngiltere ve ABD’de de komünizm, anti semitizm ve cinsellik temalı yasaklara maruz kalan kitap, bugün dünyanın en önemli romanlarından biri. Kitaba getirilen yasakların, kitap mevhumuna herhangi bir zeval veremeyeceğinin iyi kanıtlarından biri olarak karşımızda duruyor işte bu gerçek.

 

Roman gerçek dünyanın bir mikrokosmosunu vermesi bakımından önem taşımasının yanında, mevcut kurumların gerçek yüzlerini yansıtması nedeniyle de sarsıcı bir etki bırakmakta. Big Brother kavramı doğrudan Hitler ve Stalin’i hedef alırken, Thought Police (Düşünce Polisi) ise Alman Gestapo’yu işaret ediyor. 

 

Kitapta Joycamps (Eğlence Kampı) olarak geçen kamplar ise Almanların toplama kampları ve Rusların Gulag adını verdikleri ve rejim karşıtlarına akıl almaz işkencelerin yapıldığı kampları anlatır. Youth League (Gençlik Derneği) ise Hitler Youth (Hitler Gençliği) ya da Rusların Octobrist (Ekimciler) ve Pioneers (Yurtseverler) oluşumlarını imler. 

 

Yani, kitap yazıldığı dönemin dünyasının katoik ve klostrofobik yapısını tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir ve biliyorsunuz böyle kitaplar her zaman tehlikelidir!

 

Engelleyememişti

 

Her ne kadar Orwell her fırsatta asla bir komünist olmadığını, kitabında Rusya’da uygulanan komünizmin insanlığı nereye götüreceği konusunda yazdığını ve kitabın bir eleştirel metin olduğunu söylese de ölümünden 31 yıl sonra kitabın yasaklanmasına engel olamamıştı. 

 

Hatta yazar, henüz yasak söz konusu değilken aldığı tepkileri, şu sözlerle karşılamıştı:  “Kitabım hiç bir zaman sosyalizmin ya da İngiliz İşçi Partisi’nin politikalarının karşısında olmadı. Ben sadece komünizm ve faşizmin içinde daha önce fark ettiğim sapkınlıkları göstermeye çalıştım. Kitabın Britanya’da geçmesi ve İngilizce konuşan bir halkın, içinde bulunduğu durumu vurgulamak istemem ise totaliter rejimlerin karşı çıkılmadıklarında herhangi bir ülkede, hiç tahmin etmeyeceğiniz yerlerde ortaya çıkabileceğini düşünmemdendir.

 

Düşünce suçu ölüm ile cezalandırılmaz, düşünce suçu ölümdür

 

Kitap, yasaklardan dolayı yok olmaz, etkisini kaybetmez ya da gözden düşmez; aksine Orwell’ın yarattığı bu dünyada kullanılan bazı siyasi kavramlar 20 ve 21. yüzyılın siyasal hayatını açıklamak konusunda sıklıkla kullanılır bir hâl almaya başlar. Big Brother (Büyük Ağabey) toplumun nasıl şekillenmesi gerektiğine karar veren mekanizmadır örneğin. Doublethink (kavramları karşıtlarıyla birlikte doğru kabul etmek) ve “Savaş barıştır, özgürlük köleliktir, cehalet kuvvettir” sloganları bu kavram üzerinden hayat bulur. Thoughtcrime (düşünce suçu) romanın ana karakteri Winston Smith ise düşünce suçu için şöyle der ve beyinlerimize kazınır; “Düşünce suçu ölüm ile cezalandırılmaz, düşünce suçu ölümdür”.

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Yazarların okunmadığından, okurların da yeterince yazılmadığından dert yandığı eleştiri, deneme ve edebiyat incelemeleri üzerinden bir dünya kurmak mümkün mü; ya Türkçe edebiyatın bugününü bilmek ve geleceğini kestirmek? Edebiyatı anlamak elbette öncelikle okumaktan geçiyor. Ama iyi bir edebiyat okuru işi asla şansa bırakmaz, sadece kendi bakış açısına ve kişisel beğenisine saplanıp kalmaz!

2000’li yıllardan sonra Türkçe edebiyatın kendisine yeni bir yol çizmeye başladığı bir gerçek. Bunun neden böyle olduğu ve eleştirisi belki ayrı bir yazı konusu; benim buradaki amacım ise, 2000’li yılların Türkçe edebiyatı hakkında -hikaye ve roman türlerini göz önünde bulundurarak- bir durum tespiti yapmak, ki böyle bir durum tespiti bile mutlaka eksikleri barındıracaktır.

Bundan tam 61 yıl önce, 21 Nisan'da doğdu Murathan Mungan. Tam da bugün için, İpekli Mendil öykü sözlüğünün yazarlarından Betül Tekeli, Mungan'ın eserlerinden yola çıkarak mini bir sözlük hazırladı. Bu vesileyle, biz de Murathan Mungan'ın doğum gününü kutluyoruz!

 

Son dönemde müzisyen biyografileri sayısında bir artış var ya da bana öyle geliyor. Türkçeye çevrilenler arasında ise en tazesi, Christopher Andersen’ın Vahşi Yaşamın Ortasında Bir Çılgın Dâhi: Mick Jagger’ı. Alan Light’ın Nina Simone biyografisi What Happened, Miss Simone? ise henüz Türkçede yok ama umarız en kısa zamanda olur.

Karanlık günlerde kitapları derinlemesine okuyamaz hale geldiğimi fark ettim bir süre önce. Kendi hayat meselelerim bir yana, dünyadaki çatışma hallerinden toplumca etkilendiğimiz zamanlarda, dikkatimin boyu epey kısalıyor. Daha gençken bu kadar içe kapanmazdım, yine afallardım ama bir süre sonra kallavi bir kitaba, diğer her şeyi dışarıda bırakarak yoğunlaşabilirdim.

Söyleşi

Okan Okumuş ile söyleşi: Sınırların olmadığı bir dünya düşlemek

 

Mehmet ERKURT

 

ŞahaneBirKitap

Belki de tamamı adında gizli, belki de daha okumadan bütün sırrını “Öyle miymiş?” diye sorarak veriyor. Öyle miymiş, denince bir başkasının anlatıp söyleyip kabul ettiği bir şeyi, ondan duyduklarınla, duyduğun kadarıyla kabullenme, anlaşılıyor. Diğer yandan bu söyleyişte bir inanmazlık, bir istihza da yok mu? Var. Şüphesiz var.

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.