Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Yazıyor Mu, Yazdırılıyor Mu?




Toplam oy: 18
Yazı sanatının ne anlattığınla değil, nasıl anlattığınla belirlendiğini unutmuş genç hikâyeciler, romancılar, ilk kitaplar doldurdu ortalığı...

Chuck Palahniuk anlatıcı zekâsına ve “bakış”ına değer verdiğim bir yazar. Peki, Palahniuk’un kendisi yazarlığına değer veriyor mu, artık bundan emin değilim.

 

Yeni romanları, yeni hikayeleri art arda geliyor ama okurda yeni bir roman, yeni bir hikâye okuduğu hissi uyandıramıyor. Bir garip tat kalıyor geride. Kimselere itiraf edemediğiniz bir his.

 

Bir tür yavanlık.

 

Evet, diyorsunuz, bu sevdiğim Palahniuk’u andırıyor ama sanki başka biri onu taklit ediyormuş gibi.

 

Soluk almaksızın yazıyor Palahniuk. O yüzden de bir “tıkanma” yaşadığı açık.

 

Yoksa yazmıyor da, yazdırılıyor mu?

 

Hatta daha net sorayım; yazmaya mecbur mu bırakılıyor?

 

Anglosakson yayın dünyasında bilinen bir şey bu. Yayınevi yöneticileri tutan ve para kazandıran yazarlarını takvime bağlıyor, zorluyor, hatta “uygun konular” sipariş ediyor.

 

Sanırım, Dövüş Kulübü’nün başarısının üzerinden yıllar geçtikten sonra Palahniuk’un başına da aynı şey geldi.

 

Aşagıya Palahniuk’un romanlarının ilk yayın tarihlerini sıralayayım, gerisine siz karar verin. (Not: Türkçeye çevrilmemiş olanları özgün adlarıyla koydum.)

 

Dövüş Kulübü (1996)
Gösteri Peygamberi (1999)
Görünmez Canavarlar (1999)
Tıkanma (2001)
Ninni (2002)
Günce ( 2003)
Tekinsiz (2005)
Çarpışma Partisi (2007)
Ölüm Pornosu (2008)
Pigme (2009)
Anlat Bakalım (2010)
Lanetli (2011)
Invisible Monsters Remix (2012)
Doomed (2013)
Bir Haz Markası (2014)
Beautiful You (2014)
Make Something Up (2015)

 

Burada kestim ama devam ediyor. Üstelik bunlara bir de Palahniuk’un bitmeyen senaryo çalışmalarını ve hikâye kitaplarını eklemelisiniz. “Noooluyoruz!!” diye geçirdiniz içinizden, değil mi? Bu normal bir yazarlık işi olamaz. Burada resmen edebiyatın canına okuyan bir üretim zinciri var.

 

 

DÖVÜŞ KULÜBÜ
CHUCK PALAHNIUK
ÇEV: ELİF ÖZSAYAR
AYRINTI YAYINLARI

 


 

ARTIK YETİŞKİNLİK ZAMANI

 

Afili Filintalar başlangıçta iyi bir çıkıştı; çalımı, rüzgârı yerindeydi, kendini diğer edebiyat ortaklıklarından ayırabilmişti. Hala öyleler mi, hala eski tarz hava varlığını sürdürüyor mu, emin değilim.

 

Fakat şundan eminim: Hangi kesimden olursa olsun, bütün genç yazarlara olumsuz bir etkisi oldu.

 

Çocukluğunu anlatan “edebiyat” yaptığını; hele hele yeni yetmelik döneminin haylazlıklarını ve hayal kırıklıklarını dile getiren “iyi edebiyat” yaptığını düşünmeye basladı. Ortalık çocukluk, delikanlılık, mahalle hikâyeleriyle doldu ama nasıl?

 

İşte o “nasıl?” önemli.

 

Yazı sanatının ne anlattığınla değil, nasıl anlattığınla belirlendiğini unutmuş genç hikâyeciler, romancılar, ilk kitaplar doldurdu ortalığı…

 

Haklarını verelim, Afili Filintalar’ın ilk kusagı bu konuda çok etkileyiciydi. Nasıl anlatacaklarını da biliyorlardı. Hatta birbirlerine benzer bir coskuyla, hiperaktif bir anlatma arzusuyla yazıyorlardı. Okur da bunu sevmisti.

 

Sonra tadı kaçtı. Gitgide yavanlastı. Bana kalırsa, artık yapılacak en dogru is “içimizdeki çocuk” konusunu kapatıp büyümeye geçmek…

 

 


 

 

20’nci yüzyılın ikinci yarısından itibaren sınırları bulanık bir sekülerizm, Batı yayın dünyasını da hâkimiyeti altına aldı ve Katolik yazarlar kıyıya itildi. Christian Bobin de bunlardan biriydi. Hâlâ Fransa’da pek tanınmaz ama ne iyi ki son yıllarda Türkçede birçok kitabı yayınlandı.

 

Neden iyi?

 

Çünkü damıtılmış bir anlatım tadı ve eşsiz bir bakışı vardır Bobin’in…

 

Okunmalı. Özellikle Eksik Parça’sı ve Neşe-İnsan kitapları okunmalı.

 


 

DAMAKTAN DİMAĞA LEZZET

 

Pilavı yemeden, zevk ehli onu önceden tabaklarında kaşık veya çatalla biraz bastırırlardı; sonra aralarlar, hususi tabiriyle tanelerlerdi.

 

Neden acaba?

 

Sebebini bilmesek de bu ince zevkler şüphesiz bir hikmete dayanır, taklidi lazımdır. Taneleme taklidi yapmak kolay. Kim olsa yapar. Fakat tanelendikçe, yani karıştırıldıkça canlı gibi kabaran, irileşip dirileşen o pilav nerede?

 

(REFİK HALİD KARAY / Mutfak Zevkinin Son Günleri)

 


Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Kavramların ve tanımlamaların çoktan buharlaşıp yok olmaya yüz tuttuğu 21. yüzyılda, “Türkçe Edebiyat-Türk Edebiyatı-Yerli Edebiyat” isimlendirmelerinden hangisini kullanmanın doğru olduğu tartışmaları da halen sürüyor. Aslında bu tartışma, içerisinde birçok soruyu barındırıyor: Kullanılan dil midir bir eseri var kılan sadece? Edebiyatı dil ile sınırlamak ne kadar doğrudur?

Zombilik müessesesine merakım The Walking Dead’in aylaklarının ekranlara hükmetmesinden çok öncelere, Romero’nun öncü filmlerine kadar uzanır ve içinde zombi olan hemen her şeyi izlerim. Haliyle Game Of Thrones final sezonu ve Avengers: End Game’in işgal ettiği gündemde gözden kaçması muhtemel Black Summer’ı es geçemezdim.

 

Boş gevezeliklere katılmayıp köşesinde bekleyen suskunlara ne zaman baksam, şöyle bir duyguya kapılırım. Sanki içlerinde muazzam bir hikâye birikmektedir. Anlatmak için bir çılgınlık anını bekler gibidirler. O an bir türlü gelmez ve onlar da dillerini tuttukça, sessizlikleri de gitgide koyulaşır. Bir hikâye oluşturup kâğıda dökmek de çoğu zaman böyle bir dürtünün sonucu mudur, bilemiyorum.

On İki Gezici Öykü, Gabriel García Márquez’in (1927-2014) gerçekler ve düşleri iç içe anlattığı büyülü gerçekçilik yaklaşımını en iyi yansıtan, onun baş eserlerinden biridir. Kitap, Márquez’in on sekiz yıl boyunca aralıkla birkaç kez yazdığı öykülerin bir araya getirilmesiyle oluşur.

 

KANSAS EYALETİ’NE KARŞI AÇILAN EDEBİ DAVA

 

Söyleşi

Sanat eleştirmeni Samed Karagöz, gazete ve dergilerde çağdaş sanat hakkında kaleme aldığı yazılarını Kamçatka (Profil Yayınları) adlı kitabında bir araya topladı. Karagöz, sanat üzerine yazarken, eleştirirken sanata karşı gösterdiği tutkulu bağlılığı ve sevgiyi hiç kaybetmeden, okuru için özel bir yol haritası da çiziyor.

ŞahaneBirKitap

Edebiyat eleştirmeni Adam Kirsch, Küresel Roman - 21. Yüzyılda Dünyayı Yazmak kitabında bir romanı küreselleştiren şey nedir sorusunun yanıtını arıyor.

Editörden

Kitaplarla ilgili internet sitelerini, dergileri karıştırdığınızda karşınıza çıkan en ilgi çekici içerik, “Hangi kitabı okumalıyım?” sorusuna verilen cevaplardır. Bu cevaplar genelde ortalama bir anlayışın yansımasıdır. Kitap okumak seçkin bir eylemdir ve kitap okuyacak kişi de, bu özel eylemi gerçekleştirmek için en “seçkin” kitabı bulmalıdır.