Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Yazıyor Mu, Yazdırılıyor Mu?




Toplam oy: 70
Yazı sanatının ne anlattığınla değil, nasıl anlattığınla belirlendiğini unutmuş genç hikâyeciler, romancılar, ilk kitaplar doldurdu ortalığı...

Chuck Palahniuk anlatıcı zekâsına ve “bakış”ına değer verdiğim bir yazar. Peki, Palahniuk’un kendisi yazarlığına değer veriyor mu, artık bundan emin değilim.

 

Yeni romanları, yeni hikayeleri art arda geliyor ama okurda yeni bir roman, yeni bir hikâye okuduğu hissi uyandıramıyor. Bir garip tat kalıyor geride. Kimselere itiraf edemediğiniz bir his.

 

Bir tür yavanlık.

 

Evet, diyorsunuz, bu sevdiğim Palahniuk’u andırıyor ama sanki başka biri onu taklit ediyormuş gibi.

 

Soluk almaksızın yazıyor Palahniuk. O yüzden de bir “tıkanma” yaşadığı açık.

 

Yoksa yazmıyor da, yazdırılıyor mu?

 

Hatta daha net sorayım; yazmaya mecbur mu bırakılıyor?

 

Anglosakson yayın dünyasında bilinen bir şey bu. Yayınevi yöneticileri tutan ve para kazandıran yazarlarını takvime bağlıyor, zorluyor, hatta “uygun konular” sipariş ediyor.

 

Sanırım, Dövüş Kulübü’nün başarısının üzerinden yıllar geçtikten sonra Palahniuk’un başına da aynı şey geldi.

 

Aşagıya Palahniuk’un romanlarının ilk yayın tarihlerini sıralayayım, gerisine siz karar verin. (Not: Türkçeye çevrilmemiş olanları özgün adlarıyla koydum.)

 

Dövüş Kulübü (1996)
Gösteri Peygamberi (1999)
Görünmez Canavarlar (1999)
Tıkanma (2001)
Ninni (2002)
Günce ( 2003)
Tekinsiz (2005)
Çarpışma Partisi (2007)
Ölüm Pornosu (2008)
Pigme (2009)
Anlat Bakalım (2010)
Lanetli (2011)
Invisible Monsters Remix (2012)
Doomed (2013)
Bir Haz Markası (2014)
Beautiful You (2014)
Make Something Up (2015)

 

Burada kestim ama devam ediyor. Üstelik bunlara bir de Palahniuk’un bitmeyen senaryo çalışmalarını ve hikâye kitaplarını eklemelisiniz. “Noooluyoruz!!” diye geçirdiniz içinizden, değil mi? Bu normal bir yazarlık işi olamaz. Burada resmen edebiyatın canına okuyan bir üretim zinciri var.

 

 

DÖVÜŞ KULÜBÜ
CHUCK PALAHNIUK
ÇEV: ELİF ÖZSAYAR
AYRINTI YAYINLARI

 


 

ARTIK YETİŞKİNLİK ZAMANI

 

Afili Filintalar başlangıçta iyi bir çıkıştı; çalımı, rüzgârı yerindeydi, kendini diğer edebiyat ortaklıklarından ayırabilmişti. Hala öyleler mi, hala eski tarz hava varlığını sürdürüyor mu, emin değilim.

 

Fakat şundan eminim: Hangi kesimden olursa olsun, bütün genç yazarlara olumsuz bir etkisi oldu.

 

Çocukluğunu anlatan “edebiyat” yaptığını; hele hele yeni yetmelik döneminin haylazlıklarını ve hayal kırıklıklarını dile getiren “iyi edebiyat” yaptığını düşünmeye basladı. Ortalık çocukluk, delikanlılık, mahalle hikâyeleriyle doldu ama nasıl?

 

İşte o “nasıl?” önemli.

 

Yazı sanatının ne anlattığınla değil, nasıl anlattığınla belirlendiğini unutmuş genç hikâyeciler, romancılar, ilk kitaplar doldurdu ortalığı…

 

Haklarını verelim, Afili Filintalar’ın ilk kusagı bu konuda çok etkileyiciydi. Nasıl anlatacaklarını da biliyorlardı. Hatta birbirlerine benzer bir coskuyla, hiperaktif bir anlatma arzusuyla yazıyorlardı. Okur da bunu sevmisti.

 

Sonra tadı kaçtı. Gitgide yavanlastı. Bana kalırsa, artık yapılacak en dogru is “içimizdeki çocuk” konusunu kapatıp büyümeye geçmek…

 

 


 

 

20’nci yüzyılın ikinci yarısından itibaren sınırları bulanık bir sekülerizm, Batı yayın dünyasını da hâkimiyeti altına aldı ve Katolik yazarlar kıyıya itildi. Christian Bobin de bunlardan biriydi. Hâlâ Fransa’da pek tanınmaz ama ne iyi ki son yıllarda Türkçede birçok kitabı yayınlandı.

 

Neden iyi?

 

Çünkü damıtılmış bir anlatım tadı ve eşsiz bir bakışı vardır Bobin’in…

 

Okunmalı. Özellikle Eksik Parça’sı ve Neşe-İnsan kitapları okunmalı.

 


 

DAMAKTAN DİMAĞA LEZZET

 

Pilavı yemeden, zevk ehli onu önceden tabaklarında kaşık veya çatalla biraz bastırırlardı; sonra aralarlar, hususi tabiriyle tanelerlerdi.

 

Neden acaba?

 

Sebebini bilmesek de bu ince zevkler şüphesiz bir hikmete dayanır, taklidi lazımdır. Taneleme taklidi yapmak kolay. Kim olsa yapar. Fakat tanelendikçe, yani karıştırıldıkça canlı gibi kabaran, irileşip dirileşen o pilav nerede?

 

(REFİK HALİD KARAY / Mutfak Zevkinin Son Günleri)

 


Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Nekro Porta/Ölüler Kapısı bir ilk roman olmasına rağmen sağlam kurgusu ve bütünlüğüyle dikkat çekmektedir. Bütün karakter ve olaylar, tek bir olayın çevresine toplanmakta, birbirinin neden veya sonucu olmaktadır. Bu yönüyle Nekro Porta bir ilk roman için ilk ve en zor sınavdan başarıyla geçmektedir. İlk romanlar için diğer bir handikap, romanda kullanılan dil ve üsluptur.

Çocuklar muzip ama bir o kadar da kalplerine dokunan metinlere bayılırlar. Bir çocuğun edebiyattan ve kitaptan beklediği şey de budur aslında. Gökhan Özcan ismini bilenler bilir. Ve kalemindeki sadeliğin yanında derinliği de fark edenler onun metinlerinin müptelâsı olurlar.

Necati Mert’in ustalığı

 

Şehir yazılarının tarihi çok eskilere dayanır. Gezmek, görmek ve seyahatten geriye kalan izlenimlerini paylaşmak insanın doğasında olan bir özelliği gibi aslında. Gezmek, ruha şifa olduğu kadar kelimelere de bir canlılık katıyor.

Hayatımı değiştiren kitapları listeleyebilmem çok zor. Benim bugüne gelebilmemin arkasında çok çeşitli etkenler, unsurlar var çünkü. Bu sebeple “bu kitabı okudum, şöyle değiştim” demek diğerlerine haksızlık olur. Faulkner “bu kitapta ne anlatmak istedin?” diye soranlara çok kızarmış.

Kulis

Ekrem Demirli: ''Kuşeyri, ilahi kitaba 'Sevgilinin Mektubu' gibi bakıyordu''

ŞahaneBirKitap

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Editörden

Deniz denildiğinde aklıma hep Küçük Kara Balık geliyor. Üstelik, Samed Behrengi’nin bu hüzünlü küçük öyküsü, yosunlarla kaplı bir kayadan göllere dökülen, oradan da nehir nehir denize açılan bir öyküdür. Elbette denizden daha fazlasını anlatır. Yine de büyük denizi özleyen küçük bir balık imgesi, insanın dünyadaki yolculuğunu anlatmada bana hep eşsiz bir metafor olarak görünmüştür.