Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Yazıyor Mu, Yazdırılıyor Mu?




Toplam oy: 127
Yazı sanatının ne anlattığınla değil, nasıl anlattığınla belirlendiğini unutmuş genç hikâyeciler, romancılar, ilk kitaplar doldurdu ortalığı...

Chuck Palahniuk anlatıcı zekâsına ve “bakış”ına değer verdiğim bir yazar. Peki, Palahniuk’un kendisi yazarlığına değer veriyor mu, artık bundan emin değilim.

 

Yeni romanları, yeni hikayeleri art arda geliyor ama okurda yeni bir roman, yeni bir hikâye okuduğu hissi uyandıramıyor. Bir garip tat kalıyor geride. Kimselere itiraf edemediğiniz bir his.

 

Bir tür yavanlık.

 

Evet, diyorsunuz, bu sevdiğim Palahniuk’u andırıyor ama sanki başka biri onu taklit ediyormuş gibi.

 

Soluk almaksızın yazıyor Palahniuk. O yüzden de bir “tıkanma” yaşadığı açık.

 

Yoksa yazmıyor da, yazdırılıyor mu?

 

Hatta daha net sorayım; yazmaya mecbur mu bırakılıyor?

 

Anglosakson yayın dünyasında bilinen bir şey bu. Yayınevi yöneticileri tutan ve para kazandıran yazarlarını takvime bağlıyor, zorluyor, hatta “uygun konular” sipariş ediyor.

 

Sanırım, Dövüş Kulübü’nün başarısının üzerinden yıllar geçtikten sonra Palahniuk’un başına da aynı şey geldi.

 

Aşagıya Palahniuk’un romanlarının ilk yayın tarihlerini sıralayayım, gerisine siz karar verin. (Not: Türkçeye çevrilmemiş olanları özgün adlarıyla koydum.)

 

Dövüş Kulübü (1996)
Gösteri Peygamberi (1999)
Görünmez Canavarlar (1999)
Tıkanma (2001)
Ninni (2002)
Günce ( 2003)
Tekinsiz (2005)
Çarpışma Partisi (2007)
Ölüm Pornosu (2008)
Pigme (2009)
Anlat Bakalım (2010)
Lanetli (2011)
Invisible Monsters Remix (2012)
Doomed (2013)
Bir Haz Markası (2014)
Beautiful You (2014)
Make Something Up (2015)

 

Burada kestim ama devam ediyor. Üstelik bunlara bir de Palahniuk’un bitmeyen senaryo çalışmalarını ve hikâye kitaplarını eklemelisiniz. “Noooluyoruz!!” diye geçirdiniz içinizden, değil mi? Bu normal bir yazarlık işi olamaz. Burada resmen edebiyatın canına okuyan bir üretim zinciri var.

 

 

DÖVÜŞ KULÜBÜ
CHUCK PALAHNIUK
ÇEV: ELİF ÖZSAYAR
AYRINTI YAYINLARI

 


 

ARTIK YETİŞKİNLİK ZAMANI

 

Afili Filintalar başlangıçta iyi bir çıkıştı; çalımı, rüzgârı yerindeydi, kendini diğer edebiyat ortaklıklarından ayırabilmişti. Hala öyleler mi, hala eski tarz hava varlığını sürdürüyor mu, emin değilim.

 

Fakat şundan eminim: Hangi kesimden olursa olsun, bütün genç yazarlara olumsuz bir etkisi oldu.

 

Çocukluğunu anlatan “edebiyat” yaptığını; hele hele yeni yetmelik döneminin haylazlıklarını ve hayal kırıklıklarını dile getiren “iyi edebiyat” yaptığını düşünmeye basladı. Ortalık çocukluk, delikanlılık, mahalle hikâyeleriyle doldu ama nasıl?

 

İşte o “nasıl?” önemli.

 

Yazı sanatının ne anlattığınla değil, nasıl anlattığınla belirlendiğini unutmuş genç hikâyeciler, romancılar, ilk kitaplar doldurdu ortalığı…

 

Haklarını verelim, Afili Filintalar’ın ilk kusagı bu konuda çok etkileyiciydi. Nasıl anlatacaklarını da biliyorlardı. Hatta birbirlerine benzer bir coskuyla, hiperaktif bir anlatma arzusuyla yazıyorlardı. Okur da bunu sevmisti.

 

Sonra tadı kaçtı. Gitgide yavanlastı. Bana kalırsa, artık yapılacak en dogru is “içimizdeki çocuk” konusunu kapatıp büyümeye geçmek…

 

 


 

 

20’nci yüzyılın ikinci yarısından itibaren sınırları bulanık bir sekülerizm, Batı yayın dünyasını da hâkimiyeti altına aldı ve Katolik yazarlar kıyıya itildi. Christian Bobin de bunlardan biriydi. Hâlâ Fransa’da pek tanınmaz ama ne iyi ki son yıllarda Türkçede birçok kitabı yayınlandı.

 

Neden iyi?

 

Çünkü damıtılmış bir anlatım tadı ve eşsiz bir bakışı vardır Bobin’in…

 

Okunmalı. Özellikle Eksik Parça’sı ve Neşe-İnsan kitapları okunmalı.

 


 

DAMAKTAN DİMAĞA LEZZET

 

Pilavı yemeden, zevk ehli onu önceden tabaklarında kaşık veya çatalla biraz bastırırlardı; sonra aralarlar, hususi tabiriyle tanelerlerdi.

 

Neden acaba?

 

Sebebini bilmesek de bu ince zevkler şüphesiz bir hikmete dayanır, taklidi lazımdır. Taneleme taklidi yapmak kolay. Kim olsa yapar. Fakat tanelendikçe, yani karıştırıldıkça canlı gibi kabaran, irileşip dirileşen o pilav nerede?

 

(REFİK HALİD KARAY / Mutfak Zevkinin Son Günleri)

 


Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

-Kimsin?

-Anneannemin torunuyum.

 

Divan Edebiyatı, sahibi meçhul bir kavram. Her halükârda 20. yüzyılın başında ortaya çıktığı konusunda bir tartışma yok. İskoçyalı oryantalist Elias John Wilkinson Gibb’in 1900 yılında yayınlanan Osmanlı Şiiri Tarihi kitabında bu kavrama hiç yer verilmez. Hepsi batılılaşma döneminde düşünülen isim alternatiflerinden biridir “Divan Edebiyatı”.

Arap coğrafyasında üretilen roman, öykü ve şiirler son yıllarda edebiyat gündeminde karşılık buluyor. Avrupa başta olmak üzere Batı’da düzenlenen büyük ve uluslararası kitap fuarlarındaki temsiliyetin güçlenmesi, en yeni eserlerin prestijli birçok ödüle değer görülmesinin bu ilgideki payı büyük elbette. Batı’nın doğuyu gördüğü “egzotik göz”le romantize edilemeyecek bir yükseliş bu.

Yirminci yüzyıl başlarında İngiltere genelinde Müslümanlara yönelik hasmane tavırlar öne çıkarken, İslam’ı seçenlerin sayısında da gözle görülür bir artış söz konusudur. İslam’la müşerref olan bu şahsiyetler, yeri geldiğinde İslam dünyasının savunucuları olarak da önemli faaliyetlerde bulunmuşlardır.

Günümüz Türk şiirinin derviş kalem şairlerinden Said Yavuz’un üçüncü kitabı Üşüyen Eller Divanı Muhit Kitap’ın şiir kitaplığından okura sunuldu. Kitapta 24 şiir bulunuyor, buna dervişin bir günü diyebiliriz. Sıkıntısı olan birinin, isyan etmeden, kırmadan ve kızmadan; insan olma vasfını koruyarak ruhundaki yarayı paylaşmasına şahitlik ediyoruz.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.