Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Yılın sözcüğü: Gangnam Style!




Toplam oy: 1116
Teoride, bugün bir şiiri editörlere beğendirmeniz gerekmiyor. Kendiniz saniyesinde internete yükleyip viral dolaşımdan medet umabilirsiniz.

Kafka’nın, kitaplarını Max Brod'a bırakmak yerine ölmeden önce hepsini bir bloga yüklediği anakronik bir hayal kuralım. Aynı etkiyi yapabilir miydi? Çok daha önemsiz metinler yayımlamış gibi davranılmaz mıydı? Dava'nın, Şato'nun, Amerika'nın, tanınmamış bir yazarın yayımlanmamış metinleri olduğunu varsaysak... Bu durumda, blog adresinin linkini paylaşsam kaç kişi sonuna kadar okurdu bu kitapları? Peki neden? Neden uzman aracılar müdahale etmediğinde, editörler hangi kitabın iyi olduğunu bize söylemediğinde kendimize güvenemiyoruz?

 

 

 

İnternetin küresel bir aşağıdan değerleri belirleme erki, evrensel bir yataylık sağlayacağının düşünüldüğü zamanlar vardı. En iyi romanı, en iyi şarkıyı tabandan bulacaktık. Fakat tersi oldu, sadece en kötüsünü bulabileceğimize inancımız pekişti ve iyileri belirleme yetkisini tümden uzmanlara bıraktık. Gangnam Style buna en iyi örneklerden biri. Gangnam Style, artık küresel bir fenomen olmasının yanı sıra internetin yeni kullanım biçimlerini düşünmeye de bir davet. Kıyametin gelmesi beklenen 21 Aralık 2012 günü kıyamet kopmadı belki ama; başka bir şey gerçekleşti, belki de kimilerinin “Başımıza taş yağacak.” diyecekleri bir olay: Gangnam Style videosu internet tarihinin bir milyar kez izlenen ilk videosu oldu. İngilizcenin meşhur Collins sözlüğü her yıl, dilin değişen ritmine ayak uydurmak adına yılın yeni sözcüklerini seçiyor ve başlıkta da gördüğünüz gibi, geçtiğimiz senenin hit sözcüğü “Gangnam Style” olmuş.

 

 

 

 

  (Görsel çalışma: George Jimenez)

 

 

 

 

Hepimiz dans etmek, en güzel dansları bilebilmek, bulabilmek, yapabilmek istiyoruz. Ama yapamadığımız gibi, neyin iyi dans olacağını kestirebileceğimize de inanmıyoruz ve bu konuda kendimize inancımız sıfır. Gangnam Style, daha önceki Apaçi dansı modası gibi, dans edenin rezil olması ihtimalini ortadan kaldıran bayağılığıyla huzur veriyor. Gangnam Style parodisi yapmanın, ortaya atlayıp Gangnam Style dansı etmenin en eğlenceli, en cazip, en karşı konulamaz tarafı şu: Gangnam Style zaten o kadar içler acısı ve öylesine banal ki, onun parodisini yapan birinin “aptal durumuna düşme” korkusu hiç olmuyor. Başka hangi dansı yapmaya kalksak rezil olma, becerememe ihtimalimiz var ve bu ihtimalden bir milyar kere Gangnam Style'ı seyredip rahatlamaya ihtiyaç duyacak kadar korkuyoruz. Burada kültür otoriteleri tarafından dolaylı bir erksizleştirilmeye uğradığımız aşikar. İnternet bizi ütopyadaki gibi erklendiremiyor bir türlü. Her tür dökümana, bilgiye, videoya, müziğe erişimimiz olması, yeni ve beğendiğimiz üslupları yaratabileceğimiz duygusu vermiyor bize. Bunun yerine dalga geçebileceğimiz, asla bizden daha iyi, daha bilgili bir elden çıkmış izlenimini vermeyen fenomenlerde alıyoruz soluğu.

 

 

 

 

 

 

Bir eylem aracı olarak Gangnam

 

 

İnternetin yatay bir kullanım özgürlüğü, ütopik bir demokratikleşme fırsatı verdiğine dair görüşler böylece sallanıyor. Teoride, bugün bir şiiri editörlere beğendirmeniz gerekmiyor. Kendiniz saniyesinde internete yükleyip viral dolaşımdan medet umabilirsiniz. Aracılar, editörler, galericiler, küratörler, eleştirmenler, dergi yönetmenlerini, tüm bunları aşıp birbirimizin şiirlerini okuyup değerlendirebilir, birbirimizin danslarını takip edebiliriz. Bu yataylık momenti aynı zamanda bir özgüven artımına denk gelmediği için, iyi olana belki dilediğimizde erişebiliyoruz ancak neyin iyi olduğuna kendi başımıza karar verecek cesareti kendimizde bulamıyoruz.

 

 

Ancak uzmanlar hakim konumlarıyla yetinmeyip çirkinin bütün gücünü elimizden alıveriyorlar. Sanat alanında üslubun, yani Gangnam da dahil bütün stillerin efendileri sanatçılar kuşkusuz. Ve sanatçılar halkın kaba formunun Gangnam Style'da yığılmasıyla dışarıda bırakılmaya tahammül edemediklerinden farklı bir tür rekuperasyon gerçekleştirerek bayağı forma da el koyuyorlar. Bunu ilk kez, dünyaca ünlü sanatçı Ai Weiwei gerçekleştirdi. Ai Weiwei, Çin hükümeti tarafından bir süre önce göz altına alınmış olmasını protesto etmek için, bir bileğinde kelepçe olduğu halde Gangnam Style parodisi yaptığı bir klibi internete yükledi. Bunu Ai Weiwei'yi desteklediklerini söyleyen başka büyük sanatçılar izledi. Hindistan doğumlu Britanyalı meşhur heykeltıraş Anish Kapoor'un organizasyonunda Gangnam Style dansı yaptıkları bir klip de onlar çektiler. Bu Gangnam partisinde Türkçeye de pek çok romanı çevrilmiş İngiliz yazar Hanif Kureishi de yer aldı.

 

 

 

Ai Weiwei, karmaşık bir imgeye kavuştu. Bir yandan muhalif sanatçı muamelesi görüyor, bir yandan mega-star. Damien Hirst'lerin, Jeff Koons'ların, Takashi Murakami'lerin liginde. Ai Weiwei 2007 yılında Kassel'da düzenlenen 12. Documenta'ya Masal adlı bir işle katılmıştı. İşi 1001 Çinlinin Kassel'a taşınmasını içeriyordu. Daha önce hayatında hiç yurtdışına çıkmamış bu Çinlilerin Kassel sokaklarında dolaşmaları Weiwei'nin işiydi. Çokları bunu rahatsız edici bulmuşlardı. Çinliler kendileri için hazırlanan dev yatakhanelerde kaldıkları süre boyunca sözde “bir masal alemi”ndeydiler. 2010'daysa Londra'daki Tate Modern'de “Ayçiçeği Çekirdekleri” adlı devasa başka bir iş sergilemişti. Tate Modern'i tam yüz milyon porselen ayçekirdeği ile kaplamıştı. Bunların hepsi küçük bir Çin şehrinde 1600 işçi tarafından elle boyanmış porselenlerdi.

 

 

 

Ai Weiwei, neyin iyi sanat olduğunu bütün bir sanat dünyasıyla birlikte belirlerken işte o 1600 işçi ile Kassel'da varlıkları ve acizlikleri sergilenen 1001 Çinli ve dünyanın diğer yerindeki 1 milyar kardeşleri; Gangnam Style seyrederek ve Gangnam Style dansları yaparak hiç değilse en kötünün ne olduğunu, neyin en dipteki sanat olduğunu belirleyebilmenin hazzıyla kendilerini avutuyorlar. Ai Weiwei ve diğer büyük sanatçılara, “Ellerinizi Gangnam'dan çekin!” mi desek?

 

 

 

 

 

(Manşette kullanılan görsel buradan alınmıştır.)

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Virginia Woolf’un (1882-1941) yaşarken basılı tek öykü kitabı olan Pazartesi ya da Salı (1921) bir öykü kitaplığında bulunması gereken önemli kitaplardan biridir. Virginia Woolf, Mrs. Dalloway, Dalgalar, Deniz Feneri romanlarıyla bilinç akışı tekniğinin başarılı örneklerini vermiş bir öncüdür. Bu akım günümüzde de etkisini yoğun bir şekilde göstermektedir.

Emily Dickinson’a geçmeden önce kendi çocukluğumu ve bahçe hikâyemi anlatacağım size... Macera olsun diye evden kaçıp gün batarken kimsenin ruhu duymadan döndüğüm çocukluk yıllarımda, bütün evlerin bahçeli olduğunu sanırdım. Neden, çünkü şanslıydım; oturduğumuz sakin mahallede bütün evler bahçeliydi, bizimki de.

 

Hepimiz etrafında toplanacağımız hikâyeler arıyoruz. Çünkü bir bakıma hikâye, hayatın zihinlerimizdeki anlamlandırılmış yansımasıdır. Dünyadaki varlığımızı konumlandırabilmek ve bir anlama ulaşabilmek için şeylerin mekân ve zamanda nelere bağlı, nelerle birlikte olduğunu bilmeye muhtacız.

Eğer hidâyet yazılmışsa bir kişinin alınyazısına, kişi ne denli farklı mecralarda dolaşırsa dolaşsın dönüp gelmesi muhakkaktır takdir olunana. Gai Eaton da Lozan’dan İngiltere’ye, Jamaika’dan Mısır’a hakikat arayışıyla gezinirken, bu yazgının izini süren son devir Müslüman entelektüellerinden birisidir.

 

A-

 

Mecnun one night

 

B-

 

Ben bu tarzı benimsedim. Elim belimde vakaların önünde bekler, sakallarımı sıvazlar, sosyolojik birtakım çıkarımlarımı dile getiririm. ‘Ne güzel bir toplum simit yiyor.’ ‘Toplum koşma oğlum beş dakika sonra tekrar gelecek tren.’ ‘Toplum şuradan geçerken az sessiz ol uykuya uzağım zaten.’

 

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.