Sabitfikir
idefix
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

‘Küre’nin akışkan zamanları



Toplam oy: 8
George Ritzer
Ayrıntı Yayınları

George Ritzer’ın üniversite öğrencilerine hazırlanmış ders kitabı niteliğindeki çalışması ‘Küresel Dünya’, dipnot ve alıntıların içinde kaybolmadan, ‘küreselleşmenin temel niteliklerini’ gözden kaçırmadan, güncel veri ve gözlemleri es geçmeden ‘toptan’ bir inceleme sunuyor. 



90’larda bizde de hız kazanan ‘küreselleşme’ tartışmalarının kavramsal boyutuna dair bir soruşturmada, şimdi kim olduğunu hatırlamıyorum, “Dünyamız küreselleşiyor” ‘klişesiyle’ dalga geçerek “Dünyanın biçimi zaten küreseldir, bu ifade çok manasız” içeriğinde bir yanıt vardı. ‘Klişelerin’ sırf klişe oldukları için (Ayrıca sözcüğün kökeni itibarıyla ‘klişe’ olmasaydı matbuat nasıl gelişirdi?) küçümsenmesi bir tarafa, pekâlâ da ‘globe’ (top, küre) sözcüğünden türetilmiş ‘globalization’a bir karşılık olarak ‘küreselleşmenin’ ‘bütünselliğe’, ‘genelliğe’ vurgu yaptığı anlaşılıyordu.

 

Malum, Türkçede ‘toptan’, ‘topluca’, ‘toplum’… gibi pek çok sözcüğün kökeni ‘top’tur (küre yani).

 

 

 

Kavram olarak ‘küreselleşme’ üzerine artık tartışılmıyor, bu konuda konsesüs var. Ama pek çok başka durumda olduğu gibi (‘farkındalık’a duyulan teveccüh-nefret mesela), dillere pelesenk olunca ‘küreselleşme’ de dinlendirilmeye muhtaç kavramlar deposuna gönderilmeye meyilli, oysa olgunun kendisi taş gibi duruyor yerinde. Daha doğru bir ifadeyle söylemek gerekirse ‘su gibi akıyor’.

 

 

 

 

 

 

George Ritzer’ın ‘Küresel Dünya’ adlı üniversite öğrencilerine hazırlanmış ders kitabı niteliğindeki çalışması (kitabın iç tasarımı da bu ders kitabı mantığına uygun hazırlanmış) zamanımızı belirleyen bu temel olguyu inceliyor. Öncelikle ders kitabı niteliğinde olması okumayı kolaylaştırıyor. Ritzer dipnot ve alıntıların içinde kaybolmadan, ısrarla vurgulanan ‘küreselleşmenin temel niteliklerini’ gözden kaçırmadan ve güncel veri ve gözlemleri es geçmeden ‘toptan’ bir inceleme sunuyor. Geniş kapsamlı bir ‘giriş’ kitabı da denebilir bu yönüyle.

 

 

 

 

Zamanımızın bir olgusu olarak küreselleşmeyi tarihin farklı dönemlerinden (‘Küresel Roma İmparatorluğu, 1919 İspanyol gribi salgını, 2. Dünya savaşı…) ayıran, onu kavramsallaştıran ayırt edici nitelikleri nelerdir? Ritzer temel kuramsal yönelimini ‘akışkanlık’ (liquidity) üzerinden oluşturuyor:

 

“Akışkan olgular ne zamanı ne mekânı sabitleyebilir. Akışkan (sıvı) olan şey, tanımı gereği, ister mekânsal ister zamansal olsun her türlü sabitliğe karşı koyar. Bu da, küreselleşmenin mekânsal ya da zamansal görünümlerinin sürekli akış halinde olması demektir. Akışkan olan bir şey, geçici olarak hangi şekli (mekânı) alırsa alsın her zaman için değişmeye hazırdır.

 

 

 

Akışkan dünyasındaki zaman (ne denli kısa olursa olsun) mekândan daha önemlidir. Belki de buna en iyi örnek, küresel finanstır, ki burada pek az şey (dolar, altın) gerçekte kendi mekânını (en azından çabucak) değiştirebilir; işin esasını zaman oluşturur.”

 

 

‘Akışkanlığın’ temel olduğunu söylerken ‘katı’ yapıların hepten ortadan kalktığını iddia etmiyor Ritzer. İntifada sırasında Batı Şeria’dan İsrail’e yönelik saldırıları ‘akışkan’, İsrail’in Batı Şeria ile arasına ördüğü duvarı ise ‘yeni katı biçimler’ olarak tanımlıyor. Tabii ısrarla ivmenin küresel akışkanlığın çoğalması ve hızla gelişmesi yönünde olduğunu belirterek.

 

 

 

Küreselleşme diye bir şey varsa bu durdurulamaz mı?

 

 

 


Ritzer’ın kışkırtıcı sorularından biri bu. Sosyal bilimler açısından ‘kaçınılmazlık’, ‘durdurulamazlık’ gibi tezlerin sorunlu olduğunu, ivmenin tam tersi yönde olduğunda dahi bunun (küreselleşmenin kaçınılmaz olmadığının) olanaklı olduğunu söylüyor. Artan göç hareketlerine karşı ABD ve Avrupa’nın gösterdiği tepkinin (göç hareketlerinin hızını kesmese de) böyle değerlendirilebileceğini ifade ediyor. Ama asıl mühim olan ‘tepeden küreselleşme’ ve ‘aşağıdan küreselleşme’ ayrımını koyması: Tepeden küreselleşme özellikle Kuzey’le bağlantılı olan Güney’e çok uluslu şirketler ve devletler tarafından dayatılan ve yaygınlaştırılan bir süreç.

 

 

Oysa aşağıdan küreselleşme bu dayatmaya bir tepki. Bu tepkinin örgütlü biçimleri ise (temel aktör Dünya Sosyal Forumu’nun yanında kendiliğinden örgütlülüklerle oluşmuş Yavaş Yemek Hareketi gibi ‘küresel’ direniş hareketleri) küreselleşme karşıtı olmak bir yana (pek çoğu küresel düzeyde örgütlü), küreselleşmenin getirdiği olanakları eşitlikçi ve özgürlükçü bir temelde kullanmayı talep eden, ‘dayatılmış küreselleşmeye’ karşı çıkan hareketler.

 

 

 

 

Ritzer deyim yerindeyse küreselleşmenin hiçbir veçhesini (AIDS’ten Çin’in oyuncak sektörüne, haşarelerin küresel yayılımından dünyanın Mc Donald’s’laşmasına, küresel politik yapılardan değişen turizme ve aylaklığa…) es geçmeden değerlendirirken direniş ve geleceğe ilişkin de saptamalarda bulunuyor.

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Brian Arthur, ekonominin temel yasalarını sorgulayan çalışmalarıyla önemli katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Mühendis kökenli bir ekonomist olarak hem meslektaş hem 1980’li yılların Viyana’sından hemşehri oluruz.

Çağdaş Latin Amerika edebiyatının en önemli temsilcileri arasında sayılan Roberto Bolano’nun –her anlamda- dev eseri 2666 şubat ayında Türkçeye çevrilmişti. Her anlamda dev eseri derken hem içeriğini hem de 1000 sayfalık fiziksel hacmini kast ediyorum. Zaten bu hacim nedeniyle roman hakkında yazmayı biraz geciktirdim.

Hayır, öyle bitmiyor. Yüzlerce sayfa süren kalp çarpıntısı, gelgit, kaçıp kovalamaca,  Mr. Darcy'nin Elizabeth'e evlenme teklifi etmesiyle son buldu ve perde kapandı, son yazısı belirdi, kitabın arka kapağına ulaştık diye hikaye bitti sanıyoruz. Çok yanılıyoruz. Aslında devamı var, görmediğimiz odalarda, okumadığımız sayfalarda bir şeyler olmaya devam ediyor.

Yıllar önce öldüm ben ve şimdi bir mezarın arkasından konuşuyorum sizinle. Kısa bir ömrüm oldu, yirmi sene bile sürmedi hayatım; buna rağmen yaşadım, hayaller kurdum, insanlarla tanıştım. Kavgalar ettim onlarla ve ölmüş olsam bile kimse yaşadıklarımı, hissettiklerimi ve öfkemi elimden alamaz artık.

Garanti Bankası'nın geçen sene, imparatorluk dönemine ait Osmanlı Bankası ana binasında açılan mekanı Salt Galata, 8 Temmuz'a kadar Tercüme Eden sergisine ev sahipliği yapacak. Daha önce Londra ve Tokyo'da düzenlenen bu serginin Türkiye ayağının küratörleri Charles Arsene-Henry, Shumon Basar ve Suna Kafadar.

Tarih geçmişte yaşananlar mıdır, yoksa tarihçilerin anlattıkları mıdır, sorusunu geçeli çok oldu. Artık bizim için tarih popüler kültür ürünlerinin kullanımına açılmış bir engin alandır.

Cumhuriyetin Osmanlı tarihini keşfi son sürat devam ediyor… Çılgın bütçeli filmler, olay yaratan diziler, yıldızlaşan Osmanlı tarihçilerinin çalışmaları, onların tarihe getirdikleri yeni yorumlar ve elbette romanlarla Osmanlı İmparatorluğu’nu keşfetmekle, cılkını çıkarma kıvamı arası bir yerlerdeyiz şimdilik.

 

Söyleşi

Behçet Çelik: Okuyucuyu hesaba katarak yazmıyorum

ŞahaneBirKitap

Consuelo, ona ailesinin verdiği isim: Meksikalı bir kadın, hizmetçilerin hizmetçisi, hiç sesi çıkmayan, durmaksızın acı çeken, katlanan ve dayanan. Connie, onun koleje gidip iki yıl burada okumayı başarmış hali, bir parça da olsa toplumun diplerinden yukarılara uzanmasını sağlayan.

Anket

Okuma kültürünün yaşı olur mu?

Ceren Çıplak sokağa çıktı ve sordu: Yeni türeyen 'gençlik edebiyatı' kategorisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce okumanın yaşı olur mu?



kitap-eleştiri bir EBİ markasıdır

kitap arkadaş evlilik itiraf paylaşım oyun