Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

‘Küre’nin akışkan zamanları



Toplam oy: 984
George Ritzer
Ayrıntı Yayınları

George Ritzer’ın üniversite öğrencilerine hazırlanmış ders kitabı niteliğindeki çalışması ‘Küresel Dünya’, dipnot ve alıntıların içinde kaybolmadan, ‘küreselleşmenin temel niteliklerini’ gözden kaçırmadan, güncel veri ve gözlemleri es geçmeden ‘toptan’ bir inceleme sunuyor. 



90’larda bizde de hız kazanan ‘küreselleşme’ tartışmalarının kavramsal boyutuna dair bir soruşturmada, şimdi kim olduğunu hatırlamıyorum, “Dünyamız küreselleşiyor” ‘klişesiyle’ dalga geçerek “Dünyanın biçimi zaten küreseldir, bu ifade çok manasız” içeriğinde bir yanıt vardı. ‘Klişelerin’ sırf klişe oldukları için (Ayrıca sözcüğün kökeni itibarıyla ‘klişe’ olmasaydı matbuat nasıl gelişirdi?) küçümsenmesi bir tarafa, pekâlâ da ‘globe’ (top, küre) sözcüğünden türetilmiş ‘globalization’a bir karşılık olarak ‘küreselleşmenin’ ‘bütünselliğe’, ‘genelliğe’ vurgu yaptığı anlaşılıyordu.

 

Malum, Türkçede ‘toptan’, ‘topluca’, ‘toplum’… gibi pek çok sözcüğün kökeni ‘top’tur (küre yani).

 

 

 

Kavram olarak ‘küreselleşme’ üzerine artık tartışılmıyor, bu konuda konsesüs var. Ama pek çok başka durumda olduğu gibi (‘farkındalık’a duyulan teveccüh-nefret mesela), dillere pelesenk olunca ‘küreselleşme’ de dinlendirilmeye muhtaç kavramlar deposuna gönderilmeye meyilli, oysa olgunun kendisi taş gibi duruyor yerinde. Daha doğru bir ifadeyle söylemek gerekirse ‘su gibi akıyor’.

 

 

 

 

 

 

George Ritzer’ın ‘Küresel Dünya’ adlı üniversite öğrencilerine hazırlanmış ders kitabı niteliğindeki çalışması (kitabın iç tasarımı da bu ders kitabı mantığına uygun hazırlanmış) zamanımızı belirleyen bu temel olguyu inceliyor. Öncelikle ders kitabı niteliğinde olması okumayı kolaylaştırıyor. Ritzer dipnot ve alıntıların içinde kaybolmadan, ısrarla vurgulanan ‘küreselleşmenin temel niteliklerini’ gözden kaçırmadan ve güncel veri ve gözlemleri es geçmeden ‘toptan’ bir inceleme sunuyor. Geniş kapsamlı bir ‘giriş’ kitabı da denebilir bu yönüyle.

 

 

 

 

Zamanımızın bir olgusu olarak küreselleşmeyi tarihin farklı dönemlerinden (‘Küresel Roma İmparatorluğu, 1919 İspanyol gribi salgını, 2. Dünya savaşı…) ayıran, onu kavramsallaştıran ayırt edici nitelikleri nelerdir? Ritzer temel kuramsal yönelimini ‘akışkanlık’ (liquidity) üzerinden oluşturuyor:

 

“Akışkan olgular ne zamanı ne mekânı sabitleyebilir. Akışkan (sıvı) olan şey, tanımı gereği, ister mekânsal ister zamansal olsun her türlü sabitliğe karşı koyar. Bu da, küreselleşmenin mekânsal ya da zamansal görünümlerinin sürekli akış halinde olması demektir. Akışkan olan bir şey, geçici olarak hangi şekli (mekânı) alırsa alsın her zaman için değişmeye hazırdır.

 

 

 

Akışkan dünyasındaki zaman (ne denli kısa olursa olsun) mekândan daha önemlidir. Belki de buna en iyi örnek, küresel finanstır, ki burada pek az şey (dolar, altın) gerçekte kendi mekânını (en azından çabucak) değiştirebilir; işin esasını zaman oluşturur.”

 

 

‘Akışkanlığın’ temel olduğunu söylerken ‘katı’ yapıların hepten ortadan kalktığını iddia etmiyor Ritzer. İntifada sırasında Batı Şeria’dan İsrail’e yönelik saldırıları ‘akışkan’, İsrail’in Batı Şeria ile arasına ördüğü duvarı ise ‘yeni katı biçimler’ olarak tanımlıyor. Tabii ısrarla ivmenin küresel akışkanlığın çoğalması ve hızla gelişmesi yönünde olduğunu belirterek.

 

 

 

Küreselleşme diye bir şey varsa bu durdurulamaz mı?

 

 

 


Ritzer’ın kışkırtıcı sorularından biri bu. Sosyal bilimler açısından ‘kaçınılmazlık’, ‘durdurulamazlık’ gibi tezlerin sorunlu olduğunu, ivmenin tam tersi yönde olduğunda dahi bunun (küreselleşmenin kaçınılmaz olmadığının) olanaklı olduğunu söylüyor. Artan göç hareketlerine karşı ABD ve Avrupa’nın gösterdiği tepkinin (göç hareketlerinin hızını kesmese de) böyle değerlendirilebileceğini ifade ediyor. Ama asıl mühim olan ‘tepeden küreselleşme’ ve ‘aşağıdan küreselleşme’ ayrımını koyması: Tepeden küreselleşme özellikle Kuzey’le bağlantılı olan Güney’e çok uluslu şirketler ve devletler tarafından dayatılan ve yaygınlaştırılan bir süreç.

 

 

Oysa aşağıdan küreselleşme bu dayatmaya bir tepki. Bu tepkinin örgütlü biçimleri ise (temel aktör Dünya Sosyal Forumu’nun yanında kendiliğinden örgütlülüklerle oluşmuş Yavaş Yemek Hareketi gibi ‘küresel’ direniş hareketleri) küreselleşme karşıtı olmak bir yana (pek çoğu küresel düzeyde örgütlü), küreselleşmenin getirdiği olanakları eşitlikçi ve özgürlükçü bir temelde kullanmayı talep eden, ‘dayatılmış küreselleşmeye’ karşı çıkan hareketler.

 

 

 

 

Ritzer deyim yerindeyse küreselleşmenin hiçbir veçhesini (AIDS’ten Çin’in oyuncak sektörüne, haşarelerin küresel yayılımından dünyanın Mc Donald’s’laşmasına, küresel politik yapılardan değişen turizme ve aylaklığa…) es geçmeden değerlendirirken direniş ve geleceğe ilişkin de saptamalarda bulunuyor.

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

İngiliz dilinde “spy-fiction” olarak adlandırılan casusluk romanları, dünya edebiyatında kurgu romanlarının gerilim türü içerisinde, siyasi gerilim alt türünün bir çeşidi olarak kategorize edilir.

1970-80 kuşağı çocuklarının hemen hepsi Hay’ı bilir. Televizyonda çizgi film oranının nispeten daha sınırlı olduğu dönemlerde, ıssız bir adada geyiklerle hayat süren, anne geyiğin şefkatiyle bir mağarada çocukluğunu geçiren ve daha sonra hayatı sorgulayan Hay hepimizin yakın arkadaşıydı.

Kendi cümlesiyle, “Oynayacak yaşta düşünen, okuyacak yaşta yazan bir çocuk”tu Faruk Nafiz, çağından geçmişe yaptığı yolculukta büyüdü. On dört yaşında ilk mısralarıyla şiirin farkına vardı, on sekiz yaşında farkına varıldı “Şarkın Sultanları”yla.

Bazen kitap tanıtma yazılarında iyi durduğu için “metafor” kelimesinin kullanıldığına şahit oluyorum. Şık bir sesi var elbette bu kelimenin. Sırf bu yüzden sembol, alegori, mecaz, istiare, eğretileme yahut benzetme yerine kullanılıp çığırından çıkarıldığı da oluyor.

Teknoloji hayatımıza sirayet ettikçe, ondan kaçış yollarına dair anlatılara, bilimin kötü yönlerine odaklanan hikâyelere daha sık rastlar olduk; hem filmlerde hem kitaplarda. Bu ay, Netflix tarafından yayınlanan The Social Dilemma adlı belgesel hayli konuşuldu.

Kulis

İbrahim Tenekeci: ''Amacımız İyiyi İstikrarlı Hale Getirmek''

ŞahaneBirKitap

Denizden, denizcilikten, deniz kahramanlarından söz eden tarihî romanımız sanıldığından daha az. Diğer dönemler bir tarafa, peş peşe büyük kahramanların çıktığı 16’ncı yüzyıl hakkında yazılanlar bile bir elin parmak sayısı kadar henüz. 1487’de doğduğu tahmin edilen ve Kanuni’den bir yıl önce, 1565’te vefat eden Turgut Reis de söz konusu yüzyıla damgasını vuran deniz kurtlarından.

Editörden

Edebiyatın en güzel tarafı, insanı içinde bulunduğu halden uzaklaştırabilme kudreti sanırım. Çünkü edebiyatın büyük ve özel malzemesi insandır. “Bir küllüğün bile öyküsünü yazabilirim” diyen Çehov bile şunu çok iyi biliyordu, aslında anlattığımız küllükten çok, insanın küllükle olan irtibatıdır. Her yazar, okuruyla bir irtibat kurar.