Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

“Halk önünde yakılmalı”



Toplam oy: 176
Ivan Sergeyeviç Turgenyev // Çev. Hasan Ali Ediz
Yordam Edebiyat
"Dostoyevski'nin benim karikatürümü çizdiğini söylediler. Pekala bırakalım kendini eğlendirsin.

Babalar ve Oğullar romanına yönelik ağır eleştiriler, Turgenyev’in edebi verimini çok düşürmüş, hatta bitirme noktasına getirmişti. Eleştirilerden derin bir şekilde etkilenen Turgenyev, şunları yazmıştı: “Artık kalemimi çiviye astım… Rusya benim için yabancı bir ülke oldu, ona dair ne söyleyeceğimi bilmiyorum. Bu gibi durumlarda en doğru davranış, sükût altındır sözlerine uymaktır.”


Turgenyev gibi büyük yazarlar hiçbir zaman yazmaktan tamamen kopmazlar elbette ve o da öyle yaptı. Babalar ve Oğullar’dan beş yıl sonra, yani 1867’de kendisini eleştirenlere yanıt verircesine Duman romanını çıkardı. Rus karakterinin kararsızlığını ve bir sonuca varamayışını anlattığı Duman, hemen tüm çevrelerce acımasızca eleştirildi. Hatta bu eleştiri korosunun içinde Dostoyevski de vardı.


İlk etapta romanın konusu, bir adamın iki kadınla yaşadığı kararsız bir ilişkinin onda bıraktığı etki gibi görülse de, asıl mesele bambaşkadır. Turgenyev Duman’da, Rusya’ya Avrupa’dan bakarak hem aristokrat çevreyi hem de aydınları eleştirir. Uzun süre tartışılan bu kitap, Turgenyev ile Dostoyevski arasındaki çatışmanın yansımalarından biri olma özelliği de taşır. Dostoyevski belki de, kitabın ilk sayfalarında tarif edilen Bambayev’in kendisi olduğunu düşünmüştür: “Hep beş parasızdı. Hep bir şeyden heyecanlanmış bir hali vardı. Amaçsız, ereksiz, ama geçtiği yerde gürültülü iz bırakarak boyuna dolaşan tiplerden biriydi.” Kumar tutkusu ve şansızlığı yüzünden hep beş parasız olduğu düşünülürse, bahsedilen kişinin kendisi olma ihtimalini düşünmekte pek de haksız sayılmazmış Dostoyevski.

Dostoyevski, 1872’de (Duman kitabından beş yıl sonra) Ecinniler’de, Karmazinov karakterinde Turgenyev’in adeta karikatürünü çiziyordu. Romanda Karmazinov’un yaptığı bir konuşma, Turgenyev’in Babalar ve Oğullar’dan sonra gelen eleştiriler üzerine, “Artık kalemimi çiviye astım…” demesiyle benzerlik taşır: “Elveda okur! Dostça ayrılalım diye ısrar etmeyeceğim sana: Gerçekten de niye tedirgin edeyim ki seni? Bu sana haz verecekse sövüp sayabilirsin de bana. Ama sanırım en iyisi birbirimizi sonsuza dek unutmak. Hatta siz okurlar önümde diz çöküp gözyaşları içinde yalvarsanız, ‘Ah ne olur yaz Karmazinov, ne olur: Vatan için, gelecek kuşaklar için, defne dalından taçlar için yaz,’ deseniz bile sizlere elbette incelikle teşekkür ettikten sonra, ‘Hayır, değerli yurttaşlarım,’ derdim, ‘yeterince birlikte olduk, merci! Artık herkes kendi yoluna! Merci, merci, merci.’’

 

Ecinniler’de geçen bu bölümden anlaşılacağı üzere Turgenyev epey kızmıştı. Bir arkadaşına şöyle yazıyor: “Dostoyevski’nin benim karikatürümü çizdiğini söylediler. Pekala bırakalım kendini eğlendirsin. Beş yıl önce Baden’de bana gelmişti, borç aldığı parayı ödemeye değil, Duman için bana açıkça sövmeye gelmişti. Ona göre Duman, halkın önünde yakılmalıydı. Bütün bu suçlamaları sessizce dinledim. Şimdi ise ne görüyorum? Bütün canice düşünceleri söylemişim… Eğer Dostoyevski çılgın değilse, -ki çılgın olduğundan en ufak bir şüphem yok- bu sadece bir iftiradır. Herhalde bütün bunları düşünde gördü.”


Turgenyev’in gerek Rus aydınları gerekse aristokrasi çevrelerince rahatlıkla eleştirilmesindeki sebep romanlarındaki eleştirel tutum değildi sadece. Turgenyev’in Avrupa düşüncesine ve kültürüne olan hayranlığı bilinen bir şeydi. Onun bu yönü de en büyük eleştiri konusuydu. Duman romanında da Avrupa düşünce yapısı ve kültürü uzun konuşmalarda verilir. Sonuç olarak Duman’ı Turgenyev’in diğer kitaplarından ayıran en önemli etken, beraberinde getirdiği tartışmalardır. Duman sadece bir roman olarak değil, aynı zamanda Rus aydın çevrelerinin panoramasını sunan bir kitap olarak da okunabilir.

 

 


 

 

 

Görsel: Muhammed Ali Üzen

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Aynur Dilber’in ilk öykü kitabı Az Hüzünlü Bir Yer (İz Yay. 2018), gerçekçi ve gerçeküstü tarzda öyküler içeriyor. Ben kendi payıma, kitaptaki gerçeküstü öyküleri daha çok beğendim. Bu beğeninin elbette öznel bir tarafı var ama gerçeküstü öyküleri neden daha çok beğendiğimi kendime sorduğumda, bunun tek sebebinin benim edebiyat zevkim olmadığını itiraf edeyim. Ne demeye çalışıyorum?

Adalet Ağaoğlu’nun eylülde Everest’ten çıkan kitabı Düşme Korkusu adını taşıyor. Bir kitabın ismi içeriğinden bağımsız olabilir, Gülün Adı buna güzel bir örnektir; bazı isimler içeriğe dair ipucu verebilir, bazıları ise tamamen o isim üzerine inşa edilebilir. Düşme Korkusu son gruptan.

I. Dünya Savaşı’nı takip eden günlerde, İrlandalı genç bir meteoroloji uzmanı, Antartika’daki kuş uçmaz kervan geçmez bir adaya bir yıllığına tayin edilir. Onu bırakacak olan gemi, bir önceki meteoroloji uzmanını alıp dönecektir ancak adada karşılaştıkları tek insan, tuhaf ve yabani deniz feneri bekçisi olur.

Birçok edebiyatçı intiharı temalaştırıp yazı ve şiirlerinde kullanmış ama bazıları onu metnin dışına taşıyarak bizzat tecrübe etmiştir. Ölümün sınır uçlarında gezinen ve kendi iplerini kendi kalemleriyle çeken bu edebiyatçılar yazdıkları metinlerle, arkalarında bıraktıkları notlar ve şiirlerle boğazda kalan bir düğüm gibi atılıyor hayatın sayfasına.

 

Edebiyat ödülleri, ister ulusal olsun ister uluslararası, daima tartışmalarla örülü bir ağın içindedir. Çünkü roman, öykü, şiir, kurmaca hatta edebiyatın ta kendisi dahi yüzde yüz objektif bir bakış açısıyla değerlendirilecek, teraziye konulup tartılacak, laboratuvara sokulup incelenecek şeyler değil.

Söyleşi

EFSANELERDEN KURGUSAL EDEBİYATA EDEBİYATIN BAŞ KÖŞESİNDE: KEDİ

 

Bern’deki Paul Klee Müzesi’nde Klee’nin hayvanları konu eden eserleri sergileniyor. Klee’nin çektiği fotoğrafların döndüğü kısımda epey zaman kalıyorum, en az sergiyi gezdiğim süre kadar - fotoğraflar içime işliyor; sevgi dolu ve sakin. Ressamın deklanşörünün karşısında ise sadece kediler var.

ŞahaneBirKitap

Kardeşlik köprüydü, herkes yerinde durdukça yıkılmayacak bir köprü, ayakları ayaklarımız olan. İki yakamız bir arada olacaktı sabit oldukça kademlerimiz. Kardeşlik perdeydi, ayrı düşsek de yırtmayacağımız bir perde, sinema perdesi değildi fakat başkalarının üzerinde kendi filmlerini oynatacağı.

 

Editörden

Edebiyat en basit anlamıyla insanı ilgilendirse de, ilk edebi eserlerden günümüze, başka canlıların da alanı olmuştur. Dönüp baktığımda, edebiyatın dünyayı ve insandan yola çıkarak hakikati anlama, anlatma becerisi başımı döndürüyor.