Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

“Halk önünde yakılmalı”



Toplam oy: 24
Ivan Sergeyeviç Turgenyev // Çev. Hasan Ali Ediz
Yordam Edebiyat
"Dostoyevski'nin benim karikatürümü çizdiğini söylediler. Pekala bırakalım kendini eğlendirsin.

Babalar ve Oğullar romanına yönelik ağır eleştiriler, Turgenyev’in edebi verimini çok düşürmüş, hatta bitirme noktasına getirmişti. Eleştirilerden derin bir şekilde etkilenen Turgenyev, şunları yazmıştı: “Artık kalemimi çiviye astım… Rusya benim için yabancı bir ülke oldu, ona dair ne söyleyeceğimi bilmiyorum. Bu gibi durumlarda en doğru davranış, sükût altındır sözlerine uymaktır.”


Turgenyev gibi büyük yazarlar hiçbir zaman yazmaktan tamamen kopmazlar elbette ve o da öyle yaptı. Babalar ve Oğullar’dan beş yıl sonra, yani 1867’de kendisini eleştirenlere yanıt verircesine Duman romanını çıkardı. Rus karakterinin kararsızlığını ve bir sonuca varamayışını anlattığı Duman, hemen tüm çevrelerce acımasızca eleştirildi. Hatta bu eleştiri korosunun içinde Dostoyevski de vardı.


İlk etapta romanın konusu, bir adamın iki kadınla yaşadığı kararsız bir ilişkinin onda bıraktığı etki gibi görülse de, asıl mesele bambaşkadır. Turgenyev Duman’da, Rusya’ya Avrupa’dan bakarak hem aristokrat çevreyi hem de aydınları eleştirir. Uzun süre tartışılan bu kitap, Turgenyev ile Dostoyevski arasındaki çatışmanın yansımalarından biri olma özelliği de taşır. Dostoyevski belki de, kitabın ilk sayfalarında tarif edilen Bambayev’in kendisi olduğunu düşünmüştür: “Hep beş parasızdı. Hep bir şeyden heyecanlanmış bir hali vardı. Amaçsız, ereksiz, ama geçtiği yerde gürültülü iz bırakarak boyuna dolaşan tiplerden biriydi.” Kumar tutkusu ve şansızlığı yüzünden hep beş parasız olduğu düşünülürse, bahsedilen kişinin kendisi olma ihtimalini düşünmekte pek de haksız sayılmazmış Dostoyevski.

Dostoyevski, 1872’de (Duman kitabından beş yıl sonra) Ecinniler’de, Karmazinov karakterinde Turgenyev’in adeta karikatürünü çiziyordu. Romanda Karmazinov’un yaptığı bir konuşma, Turgenyev’in Babalar ve Oğullar’dan sonra gelen eleştiriler üzerine, “Artık kalemimi çiviye astım…” demesiyle benzerlik taşır: “Elveda okur! Dostça ayrılalım diye ısrar etmeyeceğim sana: Gerçekten de niye tedirgin edeyim ki seni? Bu sana haz verecekse sövüp sayabilirsin de bana. Ama sanırım en iyisi birbirimizi sonsuza dek unutmak. Hatta siz okurlar önümde diz çöküp gözyaşları içinde yalvarsanız, ‘Ah ne olur yaz Karmazinov, ne olur: Vatan için, gelecek kuşaklar için, defne dalından taçlar için yaz,’ deseniz bile sizlere elbette incelikle teşekkür ettikten sonra, ‘Hayır, değerli yurttaşlarım,’ derdim, ‘yeterince birlikte olduk, merci! Artık herkes kendi yoluna! Merci, merci, merci.’’

 

Ecinniler’de geçen bu bölümden anlaşılacağı üzere Turgenyev epey kızmıştı. Bir arkadaşına şöyle yazıyor: “Dostoyevski’nin benim karikatürümü çizdiğini söylediler. Pekala bırakalım kendini eğlendirsin. Beş yıl önce Baden’de bana gelmişti, borç aldığı parayı ödemeye değil, Duman için bana açıkça sövmeye gelmişti. Ona göre Duman, halkın önünde yakılmalıydı. Bütün bu suçlamaları sessizce dinledim. Şimdi ise ne görüyorum? Bütün canice düşünceleri söylemişim… Eğer Dostoyevski çılgın değilse, -ki çılgın olduğundan en ufak bir şüphem yok- bu sadece bir iftiradır. Herhalde bütün bunları düşünde gördü.”


Turgenyev’in gerek Rus aydınları gerekse aristokrasi çevrelerince rahatlıkla eleştirilmesindeki sebep romanlarındaki eleştirel tutum değildi sadece. Turgenyev’in Avrupa düşüncesine ve kültürüne olan hayranlığı bilinen bir şeydi. Onun bu yönü de en büyük eleştiri konusuydu. Duman romanında da Avrupa düşünce yapısı ve kültürü uzun konuşmalarda verilir. Sonuç olarak Duman’ı Turgenyev’in diğer kitaplarından ayıran en önemli etken, beraberinde getirdiği tartışmalardır. Duman sadece bir roman olarak değil, aynı zamanda Rus aydın çevrelerinin panoramasını sunan bir kitap olarak da okunabilir.

 

 


 

 

 

Görsel: Muhammed Ali Üzen

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

John Le Carré –Türkçeye ilk kez çevrilen– Cinayetin Parıltısı romanını şu sözlerle tanımlıyor: "Acımasız ve aynı zamanda gülünç bir sosyal yaklaşımın gölgesinde kalmış, kusurlu bir polisiye roman." Bu açıklama, ilk basım yılı 1962 olan romanın arka sayfalarına 1989’da eklenen sonsözden. Bir romanın bitiminde bir “sonsöz”e rastlamak şaşırtıcı.

Eleştirmenlerce Borges, Bioy Casares ve Cortazar’ın öncülük ettiği edebi geleneği sürdürdüğü kabul edilen Arjantinli yazar Mariana Enriquez’in on iki öyküden oluşan kitabı Yangında Kaybettiklerimiz, geçtiğimiz günlerde Türkçede de yayımlandı.

Akıl hastanesi, hapishane, “kamp”, bakımevi, huzurevi, düşkünlerevi, belki bazen insanın kendi evi… İnsanın toplu olarak koğuşlara, yatakhanelere ya da tek başına, tamamen tecrit edilerek hücreye kapatılmasının türlü nedenleri ve kapatıldığı bu yerlerin farklı isim ve işlevleri olabiliyor.

Yazar ve Cenneti kitabında bahsedilen 30 kütüphaneci yazarın hikayesi, bir cennet tasviri gibi gerçekten. Zaman zaman bir hapishane duygusu verse de, yazarların çoğu için bir özgürlük sığınağına dönüşüyor kütüphaneler.

Mustafa Çevikdoğan'ın ismini, yayına hazırladığı ve editörlüğünü yaptığı onlarca kitabın künyesinde görmeye alışık olsak da, müelliflerin adının yazıldığı ön kapakta görme saadetine de eriştik. Temiz Kâğıdı ismini verdiği kitabındaki on üç öykü, güncel Türkçe edebiyat rafımızdaki yerini aldı.

Söyleşi

Jean-Paul Didierlaurent ile söyleşi:


“Okunmayan kitap, ölü kitaptır. Bu yüzden ortadan kalkması mı gerekir?”

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.