Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

“Seninle bir gün karşılaşacak mıyız?”



Toplam oy: 232
Unica Zürn // Çev. Kansu Kanber
Dedalus Kitap
Zihnin fonksiyonunu yitirmesini, dış dünyayla iç dünyanın uyumsuzluğunu, iç dünyanın gitgide parçalanışını bütün detaylarıyla adım adım takip ediyoruz.

Alman edebiyatının efsaneleşmiş yazarı Unica Zürn’ün parçalı metinlerden oluşan otobiyografik romanı Yasemin Adam, yakın bir zaman önce Türkçede de yayımlandı. Takıntının, deliliğin, mutsuzluğun, uyumsuzluğun, şizofreninin, sanrıların, hayallerin öne çıktığı roman kurtulmanın, mutluluğun, iyileşmenin ve ideal aşkın imkansızlığını kapkara bir dille anlatıyor.

Unica Zürn’ün pek de kolay bir hayatı olmamış, “efsaneleşmesinin” bir parça da bu hayat hikayesine ve intiharına bağlı olduğunu söyleyebiliriz. Herkesin hayran olduğu ancak görevi sebebiyle uzakta olan bir baba, intihar eden bir anne, kendinden yaşça büyük bir adamla gerçekleştirilen evlilik, peşi sıra doğan iki çocuk ve boşanmanın ardından çocukların velayetinin babalarına verilmesi… Tam da bu sıralarda yazmaya ve çizmeye başlayan Zürn’ün yolu birkaç yıl sonra ressam Hans Bellmer ile kesişiyor; sevgilisinin yanına Paris’e taşınan yazar, burada André Breton, Marcel Duchamp, Henri Michaux gibi Fransız gerçeküstücülerle tanışıyor. O yıllarda şizofrenik belirtiler göstermeye başlayan Zürn, sonrasında ruhsal olarak çökkün bir vaziyette, tedavi gördüğü kliniklerde yazarak ve çizerek hayatına devam ediyor. Bellmer’in 1969’da kalp krizi geçirmesinin ardından Zürn’ün hastalığı da kötüleşiyor ve 1970’te hayatına son veriyor.

 

Kırılgan ruh hali


Yasemin Adam’daki bütün metinler, yazarın ilk kez, kışın bile yaseminlerin açtığı bir bahçede karşılaştığı ve sevginin resmi olarak hafızasında yer eden Yasemin Adam tutkusu ve takıntısı üzerinden ilerliyor. Henüz çocukken Yasemin Adam’la gizlice evlenen yazar, hayatı boyunca bu evliliğe sadık kalıp her erkekte Yasemin Adam’ı arıyor. Yazarın asla peşini bırakmayan bu beyazlık ve saflık imgesi, yazarı hem derin zevklere hem de depresyona sürüklüyor. Bu metinleri Henri Michaux’yla tanışmasının hemen ardından yazmaya başlayan Zürn için “Yasemin Adam”ın, ideal sevgilinin, gerçek sevginin somut karşılığı belli ki Michaux; diğer yandan da iç dünyasını yansıttığı metinlerde hayali olarak Herman Melville’i bu imgeye uygun gördüğünü okuyoruz.

Bu otobiyografik metinlerin üçüncü şahıs anlatıcıyla yazılması, duygusal içerikle aramıza belli bir mesafe koyuyor. Gerçeklikle sanrıların birbirine karıştığı bu parçalı anlatıda belki de bütünlüğü sağlayan şey, yazarın her satırda hissedilen kırılgan ruh hali. Zürn de tıpkı Antonin Artaud gibi hastalığının belirtilerinden kaçmak yerine, bütün safhalarını deneyimleyip halüsinatif bir dille metnine yansıtıyor. Zihnin fonksiyonunu yitirmesini, dış dünyayla iç dünyanın uyumsuzluğunu, iç dünyanın gitgide parçalanışını bütün detaylarıyla adım adım takip ediyoruz. Bu umutsuzluk halinde yazarın tutunduğu tek şey anagramlar. Bir cümlenin harflerinin ya da kelimelerinin yerlerini değiştirerek oluşturduğu yeni cümlelerin getirdiği yeni anlamlar, bazen taze umutlar bazen de derin kederler doğuruyor. Bu noktada belirtmek gerekir, orijinal metindeki anagramların Türkçe çeviride her zaman karşılanamamış olması metnin ritmini yer yer düşürüyor.

1957’de “Başlangıcın başında olmak bir şans. Başımıza hiçbir şey gelemez biz bile kendi başımıza gelemeyiz,” diyerek anlatmaya başladığı ve bir gün Yasemin Adam’la karşılaşma umuduyla sürdürdüğü hikayesini yıllar sonra umudunu keserek “Peki bu bir kurtuluş olabilir mi?” diye bitiriyor Zürn. Belli ki olmuyor.

 

 


 

 

 

Görsel: Akif Kaynar

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

1970’lerde Tutunamayanlar yayımlandığında edebiyat kamuoyunda derin bir sessizlikle karşılanmıştı. Bunun nedenleri epeyce tartışıldı ancak şurasını hatırlatmakta fayda var: Kalbi bu dünya için fazla hassas olanların sayıca artıp toplumda daha görünür olduğu dönemler ile Oğuz Atay’ın kitabının tanınıp bilinirliği arasında doğrudan bir ilişki var.

Silvan Alpoğuz: Postmodern ve politik

 

Bolaño, Şili’nin başkenti Santiago’da dünyaya gelmiş. Çocukluk yılları çeşitli kentler, birbirine karışmış kültürlerin içinde geçmiş. Gençlik yıllarının başında Meksika’ya göçmesi onun edebiyat serüveni için bir kırılma noktası olmuş. Meksika’daki entelektüel ortamlarda Latin Amerika Edebiyatı’nı sulayan birçok yerli akımı araştırma imkânı bulurken, şiir eskizlerine bu yıllarında başlamış.

Kulis

(Ahmet Edip Başaran) Şiirin Söz Hakkı

ŞahaneBirKitap

Tam bir İstanbul çocuğu olan, Alaattin Karaca’nın tanımlamasıyla “üstünde başında, sesinde soluğunda ‘eski bir İstanbul’dan rayihalar taşıyan” yazar Cem Sancar 82 denemeden oluşan yeni kitabı “Her İnsan Bir Ayet’te çocukluğunun İstanbul’unu, şehrin sokaklarını, lezzetlerini, mevsimlerini insanlarını kendine özgü muzip diliyle anlatıyor.

Editörden

Çocukken, Karadeniz’in insana sanki bir asır sürecek kadar uzun gelen ve kesilmeden yağan yağmurlarını izler, can sıkıntısından kurtulmak için kitaplara kaçardım. Yağmur yağdıkça, üzerime hikâyeler de yağardı aslında. Sahi, neye, neyimize yarardı hikâyeler.